banner1

Kalite faktörünü göz ardı eden firmalar zamanın gerisinde kalıyor

Rekabetin olmadığı yerde, başarının mümkün olmadığı bir dünyada, kalite faktörünü göz ardı eden firmalar zamanın gerisinde kalıyor. Yönetimde mükemmellik kültürünü bir yaşam biçimine dönüştürenler ise çalışma hayatında fark yaratıyor.


Kalite faktörünü göz ardı eden firmalar zamanın gerisinde kalıyor

Bugün firmaların ulusal ve uluslararası platformda rekabet gücünü direkt etkileyen en önemli faktörlerden biri de kalite olarak tanımlanıyor. Üretilen mal ve hizmetlerdeki çeşitlilik, ticari sınırların yavaş yavaş ortadan kalkması, teknolojik gelişim ve bu gelişimlerin beraberinde getirdiği yeni rekabet koşulları, kalite kavramının önemini bir kat daha arttırıyor. Sürekli gelişim basında olan firmalar, mükemmellik arayışıyla yarışta bir adım öne geçmeye çalışıyor.

Kalite anlayışının firma kültürüne yerleşmesinin pek çok kritik faydası bulunmakta.  Aslında bir performans aracı olan toplam kalite yönetimi felsefesini benimseyen işletmeler, maliyetlerini azaltırken verimlilik düzeyini arttırıyor. Bu denklemin temelinde ise kalitesiz hizmet için kullanılan ekipman, malzeme, işçilik ve enerjinin aslında israf olduğu düşüncesi yatıyor. Dolayısıyla kaliteli hizmet üretebilmek adına katlanılan maliyetleri en aza indirmeyi hedefleyen kurumlar, rekabet şartlarının giderek güçleştiği bu dönemde, önemli bir avantaj elde ediyor.

Otomobil sektörünün öncü isimlerinden Henry Ford’un 1920’li yıllarda kaleme aldığı “My Life and Work” adlı eserinde ilk kez kullanılan “Toplam Kalite Yönetimi” kavramı, ilk etapta fazla dikkat çekmedi. Ancak 1950’li yıllarda gelindiğinde Japon yöneticilerin bu kavramı tüm iş birimlerine yayması, Japonya2nın çok kısa bir süre içinde neredeyse tüm dünya pazarında göz ardı edilemez bir hâkimiyet kurmasını sağladı.

Mükemmelliğe giden yolda toplam kalite yönetiminin en büyük özelliği, müşteri memnuniyetini kâr faktöründen üstün tutması. Söz konusu yöntem çerçevesinde insan, süreç, müşteri ve sürekli geliştirme unsurları temel alınıyor ve bu unsurların birbirleriyle olan ilişkisinin nasıl iyileştire bileceği sorusuna yanıt aranıyor. Süreçlerin, ürünlerin ve hizmetlerin sürekli iyileştirmesiyle sadece müşteri memnuniyetinin değil, aynı zamanda çalışan bağlılığın da sağlanması hedefleniyor.

Mükemmellik yolunda Avrupa modeli

1991 yılından bu yana mükemmellik kültürünü yaşam biçimine dönüştürmek için çalışan Türkiye Kalite Derneği’nin (KalDer) bu anlamda son derece önemli girişimleri bulunuyor. Söz konusu çalışmalardan biri de Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı’nın (EFQM) Ulusal İşbirliği Ortağı sıfatıyla yürütülen faaliyetler. Kâr amacı gütmeyen EFQM, sadece Avrupa’nın en saygın ödüllerinden biri olan EFQM Mükemmellik Ödülü’nü hayata geçirmekle kalmıyor, aynı zamanda ortaya koyduğu mükemmellik modeliyle de firmalara ışık tutuyor.

Günümüzde sektör, büyüklük, yapı ya da olduğu olgunluk düzeyinden bağımsız olarak her bir kuruluşun, başarıyı yakalamak için uygun bir yönetim sistemini benimsemesi gerekiyor. EFQM Mükemmellik Modeli de bu noktada devreye girerek kuruluşlar tarafından çeşitli biçimlerde kullanılabilecek pratik bir araç olmasıyla ön plana çıkıyor. Modelin yapı taşlarını oluşturan elementlerin başında, “mükemmelliğin temel kavramları” olarak adlandırılan sekiz olgu geliyor. Bu olgular müşteriler için değer katma, sürdürülebilir bir gelecek yaratma, kurumsal yetenekleri geliştirme, yaratıcılık ve yenileşimden yararlanma Vizyoner, esin veren bütünsel liderlik, çeviklikle yönetme, çalışanların yetenekleriyle başarma ve mükemmel sonuçları sürdürme şeklinde sıralanıyor. Model kapsamında mükemmel kuruluşlar; gereksinimleri, beklentileri ve fırsatları anlayarak, tahmin ederek ve karşılayarak müşterilerine sürekli değer katmakta.

Bu kuruluşlar performanslarını geliştirirken aynı zamanda ilişki içinde bulundukları toplum kesimlerinin ekonomik, çevresel ve toplumsal koşullarını iyileştirerek olumlu etki de yaratıyor. Organizasyonel sınırların içindeki ve ötesindeki değişimi etkin bir şekilde yöneten firmalar, paydaşlarının yaratıcılığınıda harekete geçiriyor değerler ve performans düzeyleri artarken, fırsat ve tehditler de belirleniyor, bunlara etkili ve verimli bir şekilde yanıt verebilme becerileri arttırılıyor. Çalışanlarına değer veren, kurumsal ve bireysel amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir yetkilendirme kültürü yaratan mükemmel kuruluşlar, tüm paydaşlarının kısa ve uzun vadeli ihtiyaçlarını karşılayabilen sürdürülebilir, kusursuz sonuçlar elde ediyor. 9 kriterden oluşan ve zorunluluk içermeyen bir model olan EFQM Mükemmellik Modeli; beş girdi dört sonuç unsurundan oluşuyor. Girdiler, modeli uygulamaya alan kuruluşun gerçekleştirdiği faaliyetleri ve bu faaliyetlerin yapılış şeklini içerirken, sonuç kriterleri kuruluşun neler ortaya koyduğuna ışık tutuyor. Model temelinde sonuçların girdilerden kaynakladığı ve girdilerin de sonuçlardan elde edilen geribildirimlerle iyileştirildiği anlayışı bulunuyor. Model şemasında yer alan oklar ise, konseptin yapısının dinamik olduğunun işareti. Bu oklar, girdilerdeki iyileşmeleri sağlayan ve sonuçlardaki iyileşmelerin önünü açan öğrenme, yaratıcılık ve yenileşim yaklaşımını gösteriyor. Her alt kriterin altında ise ilgili alanlar bulunuyor. Bu maddeler, modelin sekiz temel kavramıyla direkt ilişki içinde olmasıyla dikkat çekiyor.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.