banner1

Can Dündar tutuklandı mı? Can Dündar ne kadar hapis yatacak

Can Dündar tutuklandı mı? Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT TIR'larıyla ilgili yayımladıkları haber ve görüntüler nedeniyle haklarında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı. 20 Mayıs günü hakkında soruşturma başlatılan Can Dündar bugün tutuklandı. Can Dündar ve Erdem Gül'ün ne kadar hapis yatağı hazırlanan iddianamenin ardından belli olacak.


Can Dündar tutuklandı mı? Can Dündar ne kadar hapis yatacak

Can Dündar'ın tutuklanıp tutuklanmadığı pek çok kişi tarafından merak ediliyordu. MİT Tırlarının durdurulmasının ardından yaptığı yayınlar nedeni ile hakkında soruşturma başlatılan Can Dündar tutuklandı. 

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT TIR'larıyla ilgili yayımladıkları haber ve görüntüler nedeniyle haklarında başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı.

 

Demirtaş taziye polemiğiyle ilgili konuştu

MİT TIR'ları haberi nedeniyle haklarında soruşturma açılan Cumhuriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül hakkında tutuklama kararı verildi.

 

Gün içinde neler oldu


Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül, MİT tırlarıyla ilgili yayımladıkları  haber ve görüntüler nedeniyle haklarında başlatılan soruşturma kapsamında ifadelerini vermek üzere İstanbul Adliyesi'ne geldiler. Can Dündar ve Erdem Gül, "Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme", "Siyasi ve askeri casusluk", "Gizli kalması gereken bilgileri açıklama", "Terör örgütünün propagandasını yapmak" ile suçlanıyorlar.

 

Gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül haklarında yaklaşık 5,5 ay önce başlatılan soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın daveti üzerine sabah saat 10.45'te İstanbul Adliyesi'ne geldiler. Dündar ve Gül'e, Hasan Cemal ile birlikte çok sayıda meslektaşı  ve CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal, Enis Berberoğlu, Barış Yarkadaş, Sezgin Tanrıkulu, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu'nun aralarında bulunduğu çok sayıda kişi destek verdi.

 

İfade vermeden önce açıklama yaptılar


İfade vermeden önce adliye önünde basına açıklama yapan Can Dündar, "Biliyorsunuz MİT tırlarında silah taşındığına dair yaptığımız haberden dolayı bir soruşturma yürütülüyor. Bizzat Cumhurbaşkanı'nın şikayetçi olduğu bir soruşturma bu" dedi. "Gazeteciliği, halkın haber alma hakkını, kamuoyunun hükümet yalan söylüyorsa bunu bilme hakkını savunmaya geldiklerini" dile getiren Dündar, "Hükümetlerin hiçbir şekilde illegal yollara sapmaması gerektiğini göstermeye, kanıtlamaya, bunun savunmasını yapmaya geldik" dedi.

 

"Bu sır devlete ait bir sır mı?"


Cumhurbaşkanı'nın bu durumu kendi kişisel davası olarak ele aldığını, "Takipçisi olacağım" dediğini söyleyen Dündar, Cumhurbaşkanı'nın tek başına şikayetçi olmasının nedenini bilmediğini söyledi. Dündar, "Bu sır devlete ait bir sır mı? Kendi şahsi sırrı mı? Bunu da herhalde bu soruşturma gösterecek" dedi. Casuslukla suçlandıklarını ve Cumhurbaşkanı'nın "Vatana ihanet" dediğini belirten Dündar, "Bizler casus değiliz, hain değiliz, kahraman değiliz. Bizler gazeteciyiz. Burada yapılan şey de baştan sona gazetecilik faaliyetidir" diye konuştu. Cumhurbaşkanı'nın iddialarına ilişkin haklarında iki kez müebbet istendiğini belirten Dündar, olayın bu çapta büyümesini anlayabildiğini, çünkü ortada bir suçüstü olduğunu söyledi. Dündar, "Suçüstü yakalanmış bir hükümet var. Bunun yarattığı bir panik var. Bu anlaşılabilir birşey. Ama bütün bu soruşturma sürecinin bu paniği daha da büyüteceğini düşünüyorum. Bunu uluslararası boyuta taşıyacağını ve bize de burada gizli ibaresi altında yapılan silah ticaretini, insan ticaretini belgeleme ve bütün dünyaya kanıtlama şansı vereceğini düşünüyorum" dedi.

 

"Asıl suçluları değil, suçu ortaya serenleri soruşturma konusu yaptılar"


Cumhurbaşkanı'nın önceki gün "Silah taşınsa ne olur taşınmasa ne olur" ifadesinde bulunduğunu söyleyen Dündar, "Ben de aynı şekilde yayınlansa ne olur yayınlanmasa ne olur diyorum" dedi. TIRlar için önce gıda yardımı dediklerini, sonra içinde silah çıktığını, bunun da Türkmenlere gittiğini söylediklerini hatırlatan Dündar, "Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş 'Vallahi de billahi de Türkmenlere gitmiyordu' açıklamasını yaptı. Herhalde bizim soruşturmamızda gelip tanıklık yapacaktır. Bugünkü hükümet adına o sözünü tekrarlayacaktır diye düşünüyorum" diye konuştu. Dündar, "Türkmenler'in de bize gelmediğini söylemeleri üzerine bu kez asıl suçluları değil, bu suçu ortaya serenleri soruşturma konusu yaptılar" dedi.

 

"Devlet bir şey yapıyorsa milletin bunu bilmeye hakkı var"


Can Dündar, bir gazetecinin "Rus uçağının düşürülmesinin ardından MİT tırlarının, Türkmenler'e gittiği yönünde yapılan iddianın tekrar gündeme getirildiği gün ifadeye çağrılmasını nasıl değerlendirdiğini" sorması üzerine ise "Hikmet diyelim. Biliyorsunuz bazı tırlar tekrar bombalandı Rus uçakları tarafından. Devlet birşey yapıyorsa milletin bunu bilmeye hakkı var. Çünkü bu devlet bizim devletimiz. Ve biz de gazeteci olarak milet adına kamuyu denetlemekle görevliyiz. Bu kez karşılarında hemen sinmeye hazır gazeteciler yok. Bu kez kararlılıkla bu işi takip edecek, dik duracak, sonuna kadar arkasında duracak gazeteciler var" diye konuştu.

 

Mahkemeye sevk edildiler


Can Dündar ve Erdem Gül tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül'ü tutuklama istemiyle mahkemeye sevkeden savcılık,  "Silahlı Terör Örgütü Üyeliği, Siyasal ve Askeri Casusluk, Gizli Kalması Gereken Bilgileri Açığa Çıkarmak" suçlarının işlediğini iddia ediyor.

 

Duruşmaya ara verildi


Nöbetçi mahkeme, sorgusu tamamlanan gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili kararını açıklamak üzere duruşmaya ara verdi.



AK Parti-Gülen Cemaati Çatışması, önderliğini Fethullah Gülen'in yaptığı Gülen hareketi ile AK Parti hükûmeti arasında yaşanan; medya, sosyal medya, emniyet, yargı ve yasa değişiklikleri yoluyla genişleyen çatışmalar süreci. Dershanelerin kapatılması yönündeki girişimler ve 3 bakanın istifa etmesine neden olan 17 Aralık yolsuzluk soruşturması ile açık bir çatışmaya dönüşen süreç, AK Parti'nin çok sayıda polisi görevden alması, sosyal medyaya düşen kasetler, HSYK kanununun değiştirmesi ile devam etti.

TIR krizi

1 Ocak 2014'te Hatay'da,[88] 19 Ocak 2014'te Adana'da silah yüklü oldukları iddiasıyla durdurulan ve arama yapılmaya çalışılan TIR'lar bir başka krize neden oldu. Hatay'da durdurulan TIR'ın aranmasına MİT görevlileri izin vermedi ve arama yapan savcının görev yeri değiştirildi.[90] Adana'da durdurulan TIR'ların ise MİT'e ait olduğu Adana Valiliği tarafından açıklandı.[89] Hükûmet sözcüsü Hüseyin Çelik TIR'lardaki malzemenin devlet sırrı olduğunu, savcının haddini bilmediğini söyledi ve olayın nedenine ilişkin şöyle konuştu Şu sıralar meydana gelen tüm olaylarda Hükûmet ile Cemaat arasındaki çatışmadan dolayı, kavgadan dolayı deniliyor. Bu arkadaş gerçekten bir Cemaat mensubu mudur, bunu da bilmiyorum. Olduğunu varsayın. Türkiye’de son günlerde olan hadise şudur; birileri Cemaat’in gücünden yararlanarak, Cemaat’i manivela olarak kullanıp taşları yerinden oynatmaya, siyaseti dizayn etmeye çalışıyor.[91] Başbakan Erdoğan da, kendi izni olmadan MİT'e ait TIR'ların aranamayacağını, bunun "paralel yapılanmanın diğer bir versiyonu" ve "kısa bir zaman önce atılan adımın devamı" olduğunu söyledi.[92] Daha sonraki haftalarda ise üslubunu daha da sertleştirerek TIR'ları arama girişiminin "vatana ihanet" olduğunu, şu sözlerle ifade etti: O paralel savcı operasyon yapıyor. MİT mensuplarına silah doğrultuyorlar. Yere yatırıyor, tekmeliyorlar. Kimin talimatıyla oluyor bu? Emniyetin, jandarmanın, yargının içine sızan paralellerin talimatıyla oluyor. İşte bunlar, yurt dışındaki odaklardan talimat alarak, kendi ülkelerinin istihbarat teşkilatına silah doğrultacak kadar vatana ihanet içindeler. Ey paralel yapının savcısı, iznim olmadan MİT'e müdahale edemezsin. Bu ne cesarettir. Bu millet, bunu affetmez. Bu ihanetin, bu ajanlık faaliyetinin, hesabını hepsinden hesabını soracağız. Kim adına yapıyorlar, ortaya çıkacak. Talimat veren elebaşılarından da soracağız. Ama biz sabırlıyız.[93]

 

Emniyet ve HSYK'de değişiklikler

Arka arkaya yapılan operasyon ve operasyon girişimleri sürerken, Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki çok sayıda Polis başka görevlere verildi. 17 Aralık'tan sonraki 35 gün içinde 5.000 Polisin yeri değiştirildi. İçişleri Bakanı Efkan Ala, 22 Şubat 2014'te katıldığı bir televizyon programında[96] yaptığı açıklamada, yaklaşık 1000 Polisin 17 Aralık süreci içerisinde başka görevlere tayin edildiğini, 5000 kişinin ise rutin olarak görev yerinin değiştirildiğini, bunun 260 bin kişilik teşkilat içinde oldukça küçük bir yüzde olduğunu söyledi.[97] HSYK yasasında yapılacak değişiklik tartışmaları sürerken HSYK 1. Daire'de hükûmetin yapmak istediği değişikliklere karşı çıkmış üyeler değiştirildi  ve ardından İstanbul adliyesinde bir dizi değişikliğe gidildi. Erdoğan daha sonraki günlerde (6 Mart) Gülen Cemaatinin yargıyı ele geçirmiş olduğunu şu biçimde ifade etti: "2010 referandumu, onların dikkat ederseniz onların çok çırpındığı bir referandum oldu. Sizlerden de bir adım önde gittiler. Meğerse bu iyi niyetli değilmiş. Şimdi onları düşünüyorum. Niye iyi niyetli değilmiş. Çünkü o referandumda bunların tek hedefleri vardı. İdari ve adli yargıyı ele geçirmek. Ve bunu başardılar. Az veya çok başardılar."[102] Aynı konuşmasında neden HSYK'dan başladıklarını ise şöyle açıkladı: Niye biz olaya HSYK'den başladık? Çünkü alt derece mahkemelerde herhangi bir cezai müyeyyide uygulayamıyorsunuz. Bir defa kapanın elinde kalıyor, istediğini istediği zaman, istediği şekilde dinleyebiliyor. Sadece dinleme değil, ortam, görüntüleme hepsi var. Bunların hepsini yaptılar ve yapıyorlar.

 

ÖYM'lerin kaldırılması, İnternet ve MİT Yasasında değişiklikler

Yargıda yapılan bir diğer önemli değişiklik de Yeni Demokratikleşme Paketi çerçevesinde Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılması oldu. Bir torba yasa içinde 21 Şubat 2014'te meclisten geçen değişiklik aynı zamanda azami tutukluluk sürelerini 5 yılla sınırlayarak Ergenekon ve Balyoz gibi davalardan uzun süreden beri cezaevinde yatanların dışarı çıkabilmesini sağladı.[103] 25 Şubat'ta İnternet alanında yeni düzenlemeler yapan ve TİB başkanına yeni yetkiler veren bir İnternet yasası mecliste kabul edildi.[104] 24 Şubat'ta ise MİT'e daha geniş yetkiler veren ve çalışma alanını genişleten MİT yasası meclis içişleri komisyonundan geçirildi[105] ancak meclisten geçirilmesi yaklaşan yerel seçimlerin sonrasına bırakıldı.[106]

 

Tape depremi

25 Şubat 2014 günü akşam saatlerinde sosyal medyada yayınlanan bir ses kaydı Türkiye'nin gündemine yerleşti. "Başçalan" isimli bir kullanıcı tarafından Youtube'a yüklenen ses kaydı,[107] ertesi gün Kemal Kılıçdaroğlu tarafından da mecliste dinlettirildi,[108] 17 Aralık'ta kaydedildiği ileri sürülen ses kaydında Erdoğan, oğlu Bilal'i arayarak evlerinde bazı bakanların oğullarının evlerine operasyon yapılmakta olduğunu ve evlerine sakladıkları paraları bulundukları yerden taşıyarak hemen sıfırlamalarını istiyordu.[109] Erdoğan, bu tapenin "alçakça, hayasızca, edepsizce bir montaj" olduğunu, "bu dinlemelerin arkasındaki paralel yapının elebaşı" olduğunu[110] ve "ses kayıtlarının montaj olduğunun kanıtlarını göstereceklerini ayrıca hukuki süreci başlatacaklarını ifade etti" CHP lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a seslenerek "yarın, öbür gün yeni şeyler de çıkacak. Benim sana tavsiyem, helikopteri al, ya yurtdışına kaç ya Başbakanlık’tan istifa et” çağrısı yaptı. MHP lideri Bahçeli ise, Erdoğan'ın oğluyla yaptığı telefon konuşmasının akıllara durgunluk verdiğini belirterek "17 Aralık operasyonunu haber alır almaz korkuya kapılan Başbakan’ın, yolsuzluktan elde ettiği ve nakit olarak değişik aile fertleri aracılığıyla sakladığı milyarlarca liranın derdine düşmesi skandalla bile izah edilemeyecek bir rezillik olarak tarihe geçmiştir." dedi.

 

Bu dinlemelerin "Selam" adlı bir islami örgütü dinleme gerekçesiyle yapılmış olduğu ve Star gazetesine göre 2.280 kişinin,[114] Yeni Şafak'a göre 7.000 kişinin,[115] Sabah'a göre ise 20.000 kişinin[116] dinlendiği ileri sürüldü. Ancak sonraki günlerde dinlenen kişi sayısı ile ilgili iddialar giderek büyüdü. Yeni Şafak, 27 Şubat 2014'te "Paralel Yapı"'nın 100 bin kişiyi dinlenmiş olabileceğini yazdı. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, 7 Mart 2014'te yaptığı açıklamada 2012 ve 2013'te 509 bin kişinin dinlenmiş olduğunu, bu iki yılda telefon dinlemek için 217.863 mahkeme kararı çıkarılmış olduğunu belirtti.

 

2014 Yerel Seçimleri

30 Mart 2014'te yapılan yerel seçimlerde, Adalet ve Kalkınma Partisi % 44'lük bir oy oranı ile zafer elde etti.[119] Seçim başarısının ardından bir balkon konuşması yapan Erdoğan "paralel yapı" ile mücadele edeceklerini "Devletin içinde devlet olmaz. Hangi kurumumuzun içine girmişlerse girmişler. Bizler de iyi niyetimizin kurbanı olduk. Ama artık bunları ayıklama zamanı gelmiştir hukuk içinde." sözleriyle tekrarladı.[120] 7 Nisan 2014'te partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ise daha sert ifadeler kullandı: "Halkımız bize paralel yapıyla mücadele talimatını verdi. Vatana ihaneti artık tescillenen bu yapının tasviyesi için millet bize yetki verdi. Yapılan ihaneti unutmayacağız",[121] Paralel yapının MİT TIR'larına yaptığı saldırıyı, devletin en gizli görüşmelerini kaydedip yayınlamasını, arkadaşlarıma yaptığı ahlaksızlığı asla sineye çekmeyeceğiz. Bu noktada hukuk ve demokrasiden taviz vermeyeceğimizi vurgulamak istiyorum. Sorumluların hepsi yargı önünde hesap verecekler. Fakat, altını çiziyorum kendi paralel yargıları önünde değil milletin yargısı önünde hesap verecekler."[122]

 

Gülen Cemaati'nin silahlı örgütü Ötüken iddiası

14 Nisan 2014'ta Akşam gazetesi Balyoz davası sanığı emekli hakim Ahmet Zeki Üçok'un iddialarını manşetine taşıdı.[123] Buna göre "paralel yapı" Ötüken adlı silahlı bir gizli örgüt kurmuştu ve sokak ve şiddet eylemleri yapıyordu. Rahip Santoro, Dink, Zirve ve Danıştay cinayetlerinde ve Gezi eylemlerinde bu örgüt kullanılmıştı.[124] Akşam gazetesinin bu manşeti üzerine gazetenin yazarı Fikri Akyüz istifa etti.[125]

 

14 Aralık operasyonu

14 Aralık 2014 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Hasan Yılmaz tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, İstanbul dahil 13 ilde eş zamanlı polis operasyonu düzenlendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu'nun yayınladığı basın açıklamasına göre "bir kısım medya mensupları ve emniyet görevlilerinin sahte delil üreterek sözde Tahşiye adlı suç örgütü hakkında soruşturma yaptıklarının tespiti üzerine bu soruşturmayı yürüten ve soruşturma öncesi yayın yapan" 31 şüpheli hakkında gözaltı ve yakalama kararı çıkarıldı.[126] Şüphelilerin "silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, üyesi olmak", "örgüt kapsamında sahtecilik" ve "iftira" suçlarından gözaltına alınmaları talimatı verildi.[126]

 

Şüpheliler[değiştir | kaynağı değiştir]

Hidayet Karaca, Samanyolu Yayın Grubu Başkanı, Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi ve Televizyon Yayıncıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı. 14 Aralık'tan bu yana tutuklu olarak yargılanmaktadır.

Ekrem Dumanlı, Zaman gazetesi Genel Yayın Müdürü. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[127]

Fahri Sarrafoğlu, gazeteci. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[128]

Hüseyin Gülerce, eski Zaman gazetesi köşe yazarı. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[129]

Ahmet Şahin, Zaman gazetesi köşe yazarı. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[129]

Nuh Günültaş, Bugün gazetesi yazarı. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[130]

Naci Çelik Berksoy, Tek Türkiye adlı dizinin yönetmeni. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[131]

Ali Samim Noyan, Şefkat Tepe adlı dizinin senaristi. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[132]

Ali Kara, Tek Türkiye adlı dizinin senaristi. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[133]

Elif Yılmaz, Tek Türkiye adlı dizinin senaristi. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[131]

Radiye Ebru Şenvardar, Tek Türkiye adlı dizinin senaristi. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[131]

Hikmet Tombulca, Şefkat Tepe adlı dizinin hikaye yazarı. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[132]

Salih Asan, Şefkat Tepe ve Sungurlar adlı dizilerin yapımcısı. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[132]

Makbule Çam Elamdağ, Tek Türkiye adlı dizinin senaristi. "Yaşı küçük çocuğu olduğu" gerekçesiyle serbest bırakıldı.[134]

Engin Koç, Sungurlar adlı dizinin yönetmeni. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[132]

Tufan Ergüder, eski İstanbul Terörle Mücadele Şubesi ve Hakkari Emniyet Müdürü. KCK, Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını yürüten Ergüder, 17-25 Aralık operasyonları sonrası Emniyet'te yapılan görevden almaları protesto etmek amacıyla "Bu zulme dayanamıyorum" diyerek istifa etti.[135] 14 Aralık'tan bu yana tutuklu olarak yargılanmaktadır.

Mutlu Ekizoğlu, eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ve Siirt Emniyet Müdürü. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[136] Aralarında Ergenekon, Balyoz, Odatv ve Şike soruşturmasının da bulunduğu birçok operasyonu yöneten Ekizoğlu, 2015 yılında meslekten ihraç edildi.[137]

Ertan Erçıktı, eski İstanbul Asayiş Şube Müdürü. 17 Aralık operasyonu sonrası görevden alınan Erçıktı, Sarai Sierra cinayeti ile Ermeni vatandaşlara yönelik saldırıları aydınlatan ekibin başındaydı. 14 Aralık'tan bu yana tutuklu olarak yargılanmaktadır.

Mustafa Kılıçarslan, Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memuru. 14 Aralık'tan bu yana tutuklu olarak yargılanmaktadır.

Ferdi Taşkaya, polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[138]

Ayhan Akça, polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[138]

Mehmet Ali Doğan, polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[139]

Ali Cihan, Batman Koruma Şube Müdürlüğü'nde görevli komiser. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[139]

Mustafa Uyanık, Hakkari'de görevli polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[138]

Halit Akbulut, polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[138]

Çetin Öztürk, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polis memuru.[139]

Rıfat Aslan, polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[139]

Erdem Kısa, polis memuru. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[139]

Mustafa Altunbulak, polis memuru. İfade verdikten sonra serbest bırakıldı.[136]

Yakup Ergün, polis memuru. Selam ve Tevhid operasyonunda görev yaptı. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[139]

Recep Güleç, polis memuru. Selam ve Tevhid operasyonunda görev yaptı. İfade verdikten sonra adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.[139]

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.