"ÖĞRENMENİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL CEHALET DEĞİL, BİLGİ SAHİBİ OLDUĞUNU SANMAKTIR."

             Gezegenimiz birçok sorunla karşı karşıya. Ama dünyanın bazı bölgelerinde aşırı tüketim, gıda bolluğu, formda ve sağlıklı olma hevesinin hakim olduğu bir dönemden geçiliyor. Süpermarketler seçeneklerle dolup taşıyor. Ancak buna rağmen beslenme konusunda yetersiz bir şekilde yönlendiriliyor ve yanlış bilgilendirmeyekolayca maruz kalıyoruz. Güvenilmez sloganlar, yanlış sağlık vaatleri ve renkli, cazip paketler, gıdayla olan ilişkimizi karmaşıklaştırarak sağlığımızı riske atmakta. Gıda, beslenme düzeni ve gıda takviyeleri hakkında çelişkili bilgiler bombardımanına tutuluyoruz. Bizim için neyin en iyi olduğunu nereden bilebiliriz? Hangi gıdalar sağlığa iyi gelir,hangileri hastalığa zemin hazırlayabilir? Uzun zaman bu sorularla boğuştum. Ve sağlık hedeflerime ulaşmama yardımcı olacak bir beslenme düzeni bulmak zor oldu. Yıllarca birçok yoyo diyeti denedikten sonra yalnızca beslenme düzenime birçok bitki bazlı gıda ekleyerek yaşam tarzımı değiştirmeye karar verdim. Şimdiye dek bu, işime yaradı. 23 kilo verdim, tansiyonumu, kan şekerimi ve kolesterolümü kontrol altına aldım ve genel olarak kendimi çok iyi hissettim. Ama süregelen bir gayretti ve aklımda hala beslenme ve uzun vadede bu bitkisel yaşam tarzını sürdürme konularında birçok soru ve endişe vardı. Özellikle ailemize yeni bir üyenin katılmasıyla bazı cevapları bulmam gerektiğini hissettim. Dolayısıyla gerçeği araştırmak ve gıdayla ilgili birçok efsaneyi açığa çıkarmak için bir yolculuğa çıkmaya karar verdim. Üç yıl boyunca ülkeyi dolaşarak dünyanın bu konudaki en iyi ve sağlıklı beslenerek hayatını değiştiren olağanüstü avantajlar elde eden kişilerle görüştüm. Tek amacım, bizim neslimiz, gelecek nesiller ve dünyamız için en sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme düzeninin ne olduğunu incelemekti. Gelin, şok edici keşiflerle dolu bu yolculuğa birlikte çıkalım. Sıkı durun çünkü birazdan öğrenecekleriniz tabağınızdaki yiyeceğe bakışınızı sonsuza kadar değiştirebilir

 İNSAN TÜRÜ İÇİN EN İYİ BESLENME DÜZENİ NEDİR?

          NATÜROPATİ DOKTORU DİYET UZMANI VE WELLNESS FORUM'UN KURUCUSU; Bu konuda birçok görüş farkı var. Her insan için ayrı bir beslenme düzeni olması gerektiğinde ısrar eden bir kesim var. Ama bence kanıtlar bunun doğru olmadığını açıkça gösteriyor ve tıpkı kediler, köpekler, filler ve diğer her memeli için olduğu gibi insanlar için de uygun bir beslenme düzeni var. İnsanlar için en iyi beslenme düzeni, bitkisel olandır. Neredeyse tüm kaloriler başlıca dört gıda grubundan gelir, meyve, sebze, tam tahıllar ve baklagiller. Az yağlı, çok lifli. İşlenmiş gıdaların hiçbiri iyi değil, o yüzden az tüketilmeli ama günümüz dünyasında bu ne kadar gerçekçi, bilemiyorum. Beslenme alanında uzun yıllardır gördüğümüz bir şey var.

           CORNELL ÜNİVERSİTESİ'NDE BESLENME BİYOKİMYASI FAHRİ PROFESÖRÜ. ÇİN MUCİZESİ KİTABININ YAZARI ; O da yoğun bir kafa karışıklığı. Bilim alanının dışındakilerle anket yapın, beslenmenin ne olduğuna dair fikirlerini sorun, bin bir türlü yorum dinlersiniz. "Ben bunu yiyorum, bunu yemiyorum. Bu iyi, bu kötü." Mesleklerde de kafa karışıklığı var. Tıp doktorları bu alanda eğitimli değiller. Kendi alanımda da bir karışıklık var. Biyomedikal araştırmalarda yani. Bence gerçek bilimi, olması gerektiği gibi anlatma fırsatı bulamıyoruz. Çünkü bir şeyler satmaya çalışan kurumsal sektör tarafından bastırılıyoruz.

           FİLM YAPIMCISI VE SAĞLIK SAVUNUCUSU ; Ekstrem bir dönemden geçiyoruz. İnsanların %27'si kalp hastalıklarından, %25'i kanserden, %10'u felçten, yüzden dört ila beşi diyabetten ve aynı oranda kişi Alzheimer'dan ölüyor. Bunların çoğu ise beslenme ihmalinden ileri gelen  ve yaşam tarzı seçimlerimize dayanan hastalıklar. Birçok beslenme teorisi var ama bence tartışılmaz tek bir gerçek var.  Bitkisel gıdalar açısındanzengin bir beslenme düzeni, sizi sağlığınıza kavuşturmak için harika bir yol.

           TELEVİZYONCU VE EKO-YAŞAM TARZI UZMANI ; Dünyanın neresine gidersem gideyim, sebze meyvenin yararlı olduğunu bilmeyen tek bir kişiyle karşılaşmıyorum. Bunu hepimiz biliyoruz.  Mesele bilmek değil, uygulamak. Bir zamanlar ne kalp hastalığı vardı.

            HEKİM, BESLENME UZMANI VE YAZAR: THE STARCH SOLUTION; ne kolon kanseri, ne meme kanseri ne multipl skleroz ne de iltihaplı artrit. Günümüzde malumunuz, Asya'da, Orta Doğu'da, Orta Amerika'da ve tüm dünyada insanlar zengin hale geldi.  Nişastadan büyük ölçüde vazgeçip et ve süt ürünlerine yöneldiler. Tarih boyunca zenginler, kraliyet aileleri, firavunlar, kraliçeler, krallar, rahipler, rahibeler, yani et yemeye gücü yeten insanlar, damar hastalıkları, obezite gibi hastalıklarla boğuşmuşlardır. Dünyadaki kral ve kraliçe sayısı dışında değişen hiçbir şey yok. Aklıma bir soru takılıyor. Madem bitkisel gıdalar o kadar faydalı ve aşırı hayvansal ürün tüketimi bize zarar veriyor, çoğunlukla et, yumurta ve süt ürünleriyle beslenerek hayatta kalmış ve görünüşe göre sağlığını korumuş olan eski insan topluluklarına ne demeli? Ne de olsa avcı-toplayıcı olarak bilinmiyor muyuz?  Tüm büyük ve başarılı insan toplulukları kalorilerinin büyük bir kısmını nişastadan almıştır. Yani pirinç, mısır, patates, ve diğer nişastalı gıdalardan, ekmekten, vesaire  Özellikle Ekvator'a yaklaştıkça enlemden kuzeye ve güneye doğru gidildikçe hayvansal gıda tüketme oranı artıyor. En kuzeye, mesela İnuit Eskimolarına bakarsanız büyük ölçüde etoburlardır çünkü ellerinde olan budur. Ama bunlar ekstrem ortamlarda yaşayan az nüfuslu insan topluluklarıdır. Bu istisnadır, kaide değil. Bu gezegenin en başarılı türü haline geldik. Bize yaklaşan bir tür yok. Gezegeni hayvanlarla, böceklerle,mikroplarla ve bitkilerle paylaşıyoruz ama bir numara biziz. Bir numaraya erişmemiz tamamen hayatta kalmayla ilişkiliydi.

                 Bence sebzeler ve meyveler renkli olduğu için renkli görüyoruz.  Ellerimiz işlemek, tutmak, kazmak, soymak ve kendimizi beslemek üzere mükemmel bir şekilde tasarlanmış. Meyve, sebze, yemiş, fasulye, tohum, bitkisel gıda, yani doğa ananın ürettiği gıdalarla. Avcı-toplayıcı olduğumuz düşüncesi doğru, avcı-toplayıcıyız. Ama çoğunlukla toplayıcı olmuşuz. Sorunlardan biri, cinsiyetçilikten ileri geliyor. Toplayıcıların büyük ebeveynler, kadınlar ve çocuklar olmasından kaynaklanıyor. Avcılar erkeklerdi ve övgüyü onlar alıyordu.

                Doğruluğu kanıtlanmış insanlık tarihi boyunca birçok medeniyette kalorinin büyük bir bölümünü asıl temin eden kitle, kadınlar, çocuklar ve büyük ebeveynler olmuştur. Çoğunlukla bitkisel bir beslenme düzeni fikrini düşünmeye başladığımda bile hala kafamı kurcalayan birçok soru vardı. Hayvansal gıda olmadan nasıl yaşayacaktım?

                Yetersiz beslenmek istemiyordum. Protein, kalsiyum ve omega-3'ler ne olacaktı? Bu besinleri hep hayvansal gıdalarla özdeşleştirmiştim. Bu endişelerimin geçerli mi yoksa sadece efsane mi olduklarını öğrenmeliydim.

"EN İYİ BESLENME DÜZENİ FARKINDA OLMADAN TUTTURDUĞUN DÜZENDİR."

                HEKİM, BESLENME UZMANI, YAZAR NUTRITIONFACTS.ORG'UN KURUCUSU ;  Çeşitli tam bitkisel gıdalara dayanan, protein açısından yetersiz bir beslenme düzeni tasarlamak neredeyse imkansızdır. Şunun bilinmesi gerekir ki dünya literatüründe yeterli kalori miktarının karşılandığı  hiçbir beslenme düzeninde, protein eksikliği durumuna rastlandığı görülmemiştir. Protein, keşfedildiği 1839 yılında inanılmaz derecede saygı görüyor ve dikkatleri üzerine çekiyordu. Ancak kanıtlar açıkça gösteriyor ki insanların çok fazla protein tüketmesine gerek yok, tüketmeleri halinde de birçok sağlık sorunuyla karşılaşıyorlar. İnsanın protein ihtiyacı, kalorinin çok az bir yüzdesini belki yüzde iki buçuk, üçünü oluşturuyor. Bitki dünyasının en düşük proteinli gıdalarını, örneğin pilav yediğinizde bile yüzde sekiz veya dokuz protein alırsınız. Yani protein eksikliği çekmezsiniz.  Ama düşük karbonhidrat diyetinispor içeceklerini, gıda barları türü şeyleri teşvik eden tanıtımcılar insanlara daha fazla protein almalarının şart olduğunu empoze ediyorlar. Bu doğru değil. Vücudumuzun işleyişine dayanarak biz insanlar gerçekte sırf bitkilerden aldığımız proteinle ideal düzeye ulaşabiliriz.  Bu proteini elde etmek için hayvansal gıdalar tüketirsek asıl önemli gıdaların yerine bunları koymuş oluruz.  Asıl önemli gıdalar da bitkilerdir.  Sorun, yediğimiz hayvansal protein miktarındadır. Kırsal Çin'de, Japon topluluklarında ve dünyanın daha sağlıklı yerlerinde bir miktar hayvansal protein tüketiyorlar ama ekonomik nedenlerden ötürü çok ama çok az miktarda. Küçücük bir et parçası kullanıyorlar. Onu dilimleyip sekiz kişiye bir öğün çıkarıyorlar. Bizim ülkede ise kocaman bir et parçasını azıcık sebzeyle bir tabağa koyup bir öğün niyetine yiyoruz. Sorun şu ki herhangi bir protein türünden aşırı derecede tükettiğinizde böbreklerinizi ve karaciğerinizi zorlarsınız, söz konusu hayvansal proteinse kanser riskini artırırsınız. Kanserin coğrafi olarak yayıldığını görüyoruz. Bir toplumda hayvansal gıda ne kadar tüketiliyorsa kanser ve kalp hastalıkları o kadar artıyor.

               ŞEF, YAZAR VE SAĞLIKLI YAŞAM SAVUNUCUSU; Bu ülkede protein ve kalsiyum almak için yemeyi tercih ettiğimiz tüm hayvanların vejetaryen olması çok ilginç. Bunun neresi mantıklı? Şunu da hep hatırlatırım, abur cubur yerken "Proteinimi ve kalsiyumumu nereden alıyorum?" diye sormazsınız. Ancak sağlıklı yaşama geçtiğinizde birden nereden alacağınızı dert etmeye başlarsınız.

               BİTKİSEL ULTRA DAYANIKLILIK SPORCUSU VE YAZAR: FINDING ULTRA ;  Akıl almaz bir protein baskısı görüyoruz. Nereye baksak bariz bir mesaj var. Protein, protein, protein. Sırf nefes alıp vermek, sağlıklı olmak ve sporcu olarak başarıya ulaşmak muazzam miktarda proteine ihtiyaç duyulduğu fikri hakim.

ULTRAMAN TRİATLON DÜNYA ŞAMPİYONU; Beslenme düzenimi değiştirmeden önce günlük ana beslenme stratejim, kaç gram protein alabileceğimi hesaplamaktı Yaptığım tek hesap buydu. Ne kalorileri ne de başka bir şeyi sayıyordum. Tek derdim, bir günde muazzam miktarda protein tüketmekti. Bir şeyin beslenme içeriğinde birkaç gram protein olması,  vücudunuzun o kadar gramın hepsini sindirebileceği anlamına gelmez. Protein başka şeyler de yapar. Kan kolesterolü seviyesini artırır ki bunu çoğu kişi duymamıştır. Ama 100 yıl geriye uzanan bir fikirdir. Defalarca tekrarlanmış ama yok sayılmıştır. Hayvansal protein, kalp hastalığına neden olur. Sözde serbest radikallerin üretimini artırır, bunlar yaşlanmayı ve kanser oluşumunu teşvik eden yüksek oranda reaktif moleküllerdir. Yanlış hormon türlerinin üretimini de teşvik eder.  Mesela kadınlarda östrojen seviyesini artırır, bu da meme kanseriyle ilişkilendirilir.  Fazla protein yemek,  bağırsağın mikroflorasını değiştirir. Tüm bunlara neden olur.

                Amerikan beslenme düzeninde endişe etmemiz gereken birçok şey var. Lif. Amerikalıların %97'si günlük asgari lif alımını karşılayamıyor.  Amerikalıların %97'si günlük asgari potasyum alımını karşılayamıyor. Çoğu Amerikalı açısından endişe konusu olan besinler, bitkisel gıdalarda bulunanlardır. Çoğunlukla sebze ve meyvede. Aşırı derecede tükettiğimiz şeyler ise,  kalori olsun, sodyum olsun, kolesterol olsun, doymuş yağ olsun, genel olarak işlenmiş ve hayvansal gıdalarda bulunuyor. Birçok kişi daha sağlıklı olmanın yolunu kırmızı etten uzak durmakta arar. Bunun yerine tavuk, balık ve hindi gibi daha çok beyaz et tüketmeye başlarlar. Bazı et türlerinin, diğerlerinden daha iyi olup olmadığını hep merak etmişimdir. İnsanlar kırmızı eti bırakıp  kümes hayvanları ve balık yerlerse daha sağlıklı olacaklarını sanıyorlar. Bir durup düşünelim. Kümes hayvanları ve balık eti nedir? Hayvanların kaslarıdır.

              KEMİK, KASLARI DESTEKLER: Kimileri uzuvlarını hareket ettirir, kimileri kanat çırpar, kimileri de kuyruk sallar. Hepsi aynıdır. Yağı yüksek, proteini yüksek, kolesterolü yüksek, besleyici liften yoksun ve besin zincirinde tepede olduğu için yüksek oranda kirli. Bu gıdalardaki protein ve yağın sağlık üzerindeki etkileri açısından   hiçbir farkı yoktur. Asıl mesele etin türü değil, miktarıdır. Yani balık daha sağlıklı değildir. Hatta birçok durumda, tavuk ve domuzdan daha yağlıdır. Ama balıkla ilgilibaşka sorunlar da vardır. Okyanusta büyük bir hiyerarşi mevcuttur, her şey zincirleme halde birbirini yer. Yani cıva da dahil olmak üzere okyanustaki tüm kirleticiler, ton balığı gibi yemeyi çok sevdiğimiz balıklarda toplanır.

 ÜÇ KONSERVE TON BALIĞI MARKASINDA CIVA YOĞUNLUĞU DEĞERLENDİRMESİ

                Balık daha sağlıklı değildir. Balık ve tavuk yiyorsanız daha fazla yiyebileceğinizi düşünerek kendinizi kandırmayın. Çünkü tercihleri hangi tür olursa olsun bir miktar hayvansal gıda tüketen dünyadaki sağlıklı nüfusların tek ortak noktası, beslenme düzenlerinin çok küçük bir yüzdesini buna ayırmalarıdır. Yani balık serbest değildir. Kardiyologlar birçok kişiye   balık yemelerini ya da balık yağı içmelerini söylerler. Bir mesele de bu. Bunu söyleyen kardiyologlara göre bunu yaparsanız HDL kolesterolünüzü artırırsınız. Bununla ilgili sorun da şudur. Bu arada doğrudur. Ama bir şey fark etmez. Kalp hastalığı oranının çok düşük olduğu topluluklarda toplam kolesterol, LDL kolesterolü ve HDL kolesterolünün çok düşük olduğu, araştırmalarda açıkça görülmektedir.  Yani HDL kolesterolünü artırmak için balık yemek ya da balık yağı kapsülü almak yanlıştır. Tüm kolesterolünüzü düşürmeye çalışın. Sütün çok önemli bir gıda olduğunu duyarak büyüdüm ve çok süt tükettim. Her türlü süt ürününü de severdim, peynir, tereyağı, dondurma, yoğurt gibi. Aklınıza gelen her şeyi alırdım. Bunun çok da iyi bir fikir olmayabileceğini anlamaya başlamam yıllarımı almıştı. Ama hala merak ediyordum. Ya kalsiyum? Bitki yediğimde ondan yeterince alabilecek miyim?  Süt ürünlerinde kalsiyum boldur. Ama beslenme düzeninde çok düşük kalsiyum olması asla sorun olmamıştır.  Bir portakalda 110 miligram kalsiyum vardır. Günde 1500 miligram tüketmeye çalışıyorsanız bu miktar fazla gelmeyebilir ama sadece 500 tüketmeye çalışıyorsanız günlük alımınızın oldukça iyi bir yüzdesini oluşturur. Süt sağlıklı bir gıdadır ama buzağılar için, yavru inekler için. Yani süt gerçek anlamda bebekler içindir. Diğer türlerin sütünü içen tek tür biziz, ayrıca yetişkinliğe geçtikten sonra süt içen tek tür de biziz.

Mesela süt neden prostat kanseri riskinin artmasıyla ilişkilendirilir? Süt nedir?

                 Süt, Afrika Savanı'nda avlanmaya karşı savunmasız olan  bir büyükbaş hayvan yavrusunun, birkaç ayda birkaç yüz kilo alarak aslanlara yem olmasını engellemeye  yarayan bir büyüme hormonu karışımıdır. Yani hızlı büyümeyi sağlamaya yönelik bir gıda olarak yavru inekler için çok faydalıdır ama yetişkin bir insan fazladan büyüme hormonu iyi bir şey değildir. İnsanların bırakmakta en zorlandığı şeylerden biri süt ürünleridir, bazen buna oldukça direnirler. O yüzden onlara derim ki, "Kanıtlara baktıktan sonra karar verin." Çünkü hep derim ki başkalarının yerine benim dediğimi yaparak sağlığınızın kontrolünü ele alamazsınız. Mevcut bilgilere bakıp ne yapmak istediğinizle ilgili bilinçli bir karar vererek sağlığınızın kontrolünü ele alırsınız.  Süt ürünlerini, sıvı et olarak tanımlıyorum.

YÜKSEK YAĞ, YÜKSEK KOLESTEROL, BESLEYİCİ LİFİ YOK

                Neredeyse bire bir kırmızı et gibiler. Yüksek yağ, yüksek kolesterol, lif yok. Hatta belki etten daha da beterler. Peyniri tutturmak için kullandıkları kazein, kimyasal maddelerle dolu. Kimyasal maddeler eroin kadar bağımlılık yapıcıdır. Bir buzağı gibi dört midemiz yok ve maalesef her şeyin içinde bunlardan var. İnek salgılarını her şeye koyuyorlar, elbette başka isimleri de var, süt ürünleri, tereyağı, dondurma, peynir gibi. Ama aslında ineğin meme sütü. Fazladan kalsiyuma ihtiyacımız olduğunun düşünülmesinin nedeni, bilim insanlarının yirmi yıl önce  ihtiyacımız olan kalsiyum miktarının çıtasını yükseltmiş olmalarıdır. Bunu etkileyen de süt ürünleri endüstrisidir. Aslında "Yeterince süt içmiyoruz" derler. Çünkü süt ürünleri endüstrisi öyle dememizi ister. Aslında farklı toplumlarda tüketilen kalsiyum miktarı ile örneğin, kemik hastalığı osteoporoz  arasındaki ilişkiye bakıldığında ne kadar çok kalsiyum alınırsa osteoporoz riski o kadar artar. Süt alımı ve insanlarda ölüm oranı riski ile kırıklar: destekçi araştırmalar kimse bunu dinlemek istemiyor. Ama veriler bunu gösteriyor.

"ÜÇ ŞEY UZUN SÜRE SAKLI KALMAZ. GÜNEŞ, AY VE GERÇEK." BUDA

                Kuluçka devri sırasında bir yumurtanın içinde neler olur? Bir haftanın ardından embriyoda gözler belirginleşerek gelişen ilk dış organlar olur. Onuncu günde gebelik dönemi iyice ilerler. Diğer organlar oluşmaya başlarken civcivin hatları iyice belli olur. 14. günde civcivin şekli ortaya çıkar. Yumurtanın içeriği,kuluçka süresi boyunca besin sağlar. Çoğu kişi güne yumurtasız başlamayı hayal bile edemez. Dünya çapında en sevilen kahvaltı tercihidir. Yumurtalar her yerde kullanılır, ekmekte, pastada, şekerde, sosta, hatta içeceklerde bile. Yumurta, yiyecek arayan atalarımızın beslenmesi ve hayatta kalmasında önemli bir rol oynamıştır. Yumurta genel olarak protein, mineral ve yağ açısından zengin, sağlıklı bir yiyecek olarak kabul edilir.

Ancak günümüz dünyasında yumurta gerçekten iyi bir gıda tercihi midir?

                 Yumurta Tüketimi ve Tip 2 Diyabet Riski Yumurtanın, özellikle ticari yumurtanın bir zamanlar sandığımız kadar sağlıklı bir gıda olmayabileceğini gösteren çarpıcı miktarda bilimsel kanıtıkeşfettiğimde şoke oldum. Yumurta, ortalama bir insanın beslenme düzenindekien yoğun diyet kolesterolü kaynağıdır. Diyet kolesterolü ise kan kolesterolünde artışa neden olur, ki bu da kadın ve erkeklerde bir numaralı ölüm nedeni olan kalp hastalıkları için başlıca risk faktörüdür.  PEDİYATRİST VE BÜTÜNCÜL TIP PRATİSYENİ; Yumurta ve süt bazı bakımlardan aynıdır  çünkü ticari yumurtalar   ticari olarak yetiştirilmiş tavuklardan çıkar. Ne kadar korkunç yetiştirildiklerini bilseniz  yanlarına bile yaklaşmazsınız. İğrenç olmasının yanı sıra ticari tavuklar, büyümeleri için antibiyotikle besleniyorlar. Sefalosporin adlı bu antibiyotik onları büyütüyor. Genellikle mısır ve soyadan oluşan yemlerle besleniyor, genetikleri değiştirilmiş oluyor, yani BT toksini, mısır, hazır mısır ve hazır soyadan oluşuyor. Bunlar da yine tavuğun bakteri ve mikrobiyomunu, sonra da onu sindirdiğiniz için sizinkileri etkiliyor. Biyobirikim oluyor. Bir ticari tavuk yumurtası çoğunlukla omega-6'dan oluşur. Omega-3 değildir, yani korkunç birçoklu doymamış profiline sahiptir ve sorunların içinde en önemsizi budur. Çünkü dediğim gibi, glifosat, BT toksini ve pestisit kalıntıları vardır. Listemde bir sonraki besin, omega-3 yağ asitleriydi. Balık yağı kapsüllerinin güya sağlığa çok faydalı olduğunu duymayan var mıdır? Bu konu çok tartışmalı görünüyor. Sağlığımızı korumak için bu yağa ne kadar ihtiyacımız ve balık yemeden bunun nasıl elde edileceğini öğrenmek istiyordum. Bu bir sürü saçma diyet hevesi artık bir sektör haline geldi. Bunları karşılamak için yapılan ürünler çok para kazandırıyor. Omega-3 de bunlardan biri bence. Mesele şu. İki temel yağ asidi var. Omega-3 ve omega-6. Geri kalanını vücut sentezliyor. Temel, yiyecekten gelmesi gerektiği anlamına gelir. Omega-3 asitlerinin bulunduğu gıdalar deniz ürünleri, ceviz, keten tohumu ve soyadır.

                Omega-6 yağ asitleri ise kara hayvanlarında, tavukta, domuzda, sığırda ve çoklu doymamış bitkisel yağlarda bulunur. Sorunun ne olduğun ortada. Çok fazla omega-6 yağ asidi tüketiyoruz. Hatta eskiden omega-3 yağ asidinin omega-6 yağ asidine oranı   bire bir ila bire dört arasındaydı. Bugün kaç, biliyor musunuz? Bire 25 ila bire 30. Bu da insanları şunu söylemeye yöneltti, "Aman Tanrım, bu iş çığrından çıktı. Omega-6 buradayken omega-3 burada. Belki de omega-3 yağ asidi hapı, yani balık yağı hapı alarak ve balık yemeyi teşvik ederek omega-3 açığını kapatmalı,  bu oranı toplum olarak alışkın olduğumuz düzeye geri döndürmeliyiz."  Bunun işe yaradığına dair hiçbir kanıt yok. Hatta 89 araştırmayı ele alan büyük bir meta analize göre, sağlık açısından hiçbir farklı sonuç getirmiyor ama bunun yanı sıra, beslenme düzeninde omega-6 yağ asidini azaltmak daha iyi olmaz mı? Kara hayvanlarını yemeyi bırakın. Hayvansal yağ tüketmeyi bırakın ki oran normale dönsün. Omega-3 takviyesi yapmayalım. Omega-6'yı düşürerek olması gereken noktaya ulaşalım. Omega-6 miktarı düşürülerek para kazanılmıyor tabii. Öte yandan insanlara omega-3 hapı satmak ve balık yedirmek çok para kazandırıyor. Hatta artık omega-3 takviyesi almakla ilgili   birçok araştırmayı özetleyen çok iyi bir kanıtımız var. Omega-3 ne kadar çok kullanılırsa tip 2 diyabeti riski o kadar artar. Kanserin bile arttığına dair kanıt var. İnsanların sandığının tam tersini yapıyor.  İğrenç bir şey. Şu saçma varsayımlardan biri. Başlarda yararlı olabileceğine dair kanıtlar vardı  ancak artık balık yağının işe yaramadığına dair kanıtlar ağır basıyor. Yani balık yağı satarak insanları kandıran milyar dolarlık bir endüstri var. Birçok erkek için et açısından zengin bir beslenme düzeni erkekliğin göstergesi sayılarak güçlü ve erkeksi olmakla özdeşleştirilir. Ben de hayatımın büyük bir kısmında böyle hissettim. Dolayısıyla böyle bir beslenme düzeninin uzun vadede tam tersi bir etki yapabileceğini gösteren araştırmalara rastladığımda çok şaşırdım. Et yemenin kendilerini maço göstereceğini sanıyorlar, değil mi? Oysa tam tersi etki yapıyor. Sertleşme bozukluğu yaşamak maçoluğa pek yakışmıyor. Mesele, kan akışı. Cialis ve Viagra reklamlarında bile söylüyorlar.

                PUNK ROCK ŞARKICISI, BİTKİSEL BESLENME YAZARI; Peynir, süt ürünleri, et, pastırma gibi ıvır zıvırlar atardamarları tıkıyorsa ana damar ne olur? Yapma, temel bilim kuralları bunlar.  Erkeklerin bolca protein yemeleri gerektiğini düşündükleri ve bitkisel beslenmeyi erkeksi bulmadıkları şüphe götürmez. Ama asıl erkeksi olmayan ne, biliyor musunuz? Sertleşme bozukluğu. Güçlü kuvvetli olmak, erkeksi bir yaşam sürmek istiyorsanız bitkisel beslenin. Sertleşme bozukluğunun birçok durumda beslenme düzeninden ileri geldiğine dair çok fazla kanıt var.  Bunun nedeni de, vücudun herhangi bir bölgesinde koroner atardamar hastalığınız varsa bunun her yerde olmasıdır. Böylece penise giden küçücük kılcal kan damarları etkilenen ilk kısımlar olur.  Bu nedenle sertleşme bozukluğu felaket habercisi sayılır. Düzeltilmesi gereken büyük bir sorun olduğunun göstergesidir. Bu aşamada, kalp krizi ya da felç geçirmeden önce düzeltilmeye daha elverişlidir. Obezite, 60 küsur kronik hastalıkla bağlantılıdır ve dünyada obezite salgını olduğu herkesçe biliniyor. Günümüzde, Amerika'daki yetişkinlerin üçte ikisi, çocuklarınsa neredeyse üçte biri bununla savaşıyor. Son 30 yılda insanların bel ölçüleri adeta kontrolden çıkmış durumda. Bu hızla giderse 2030 yılında Amerikan nüfusunun %51'i obez olma ihtimaliyle karşı karşıya.  

                Diyet ya da kilo verme konusunda   uzun vadede işe yaramayan iki yaklaşım benimseniyor. Bu yüzden elbette diyetin işe yaramadığını söylüyorlar. Yaklaşımlardan biri kendilerini aç bırakmaya çalışmaları  ve sürekli aç gezmeleri. Bunlar porsiyona dayalı, insanların uyduğu karakteristik diyetler işe yaramıyorlar çünkü sürekli açsınız ve böyle bir acıya dayanamıyorsunuz. Bunun alternatifi ise "kendini hasta et" diyetleri. Bunlar da protein ve yağ miktarı yüksek,karbonhidrat oranı düşük diyetler son birkaç on yılda ABD'de ticari diyet patlaması yaşandı. Çoğu da karbonhidratı azaltıp bolca hayvansal protein almanın kilo vermeye yardımcı olduğu fikrine yoğunlaşıyor. Hepsi de multi milyon dolarlık dahice reklam kampanyaları ve ünlülerin onaylarıyla tezgahlanıyor. Sonuç olarak karbonhidrat büyük ölçüde kilo alımıyla özdeşleştiriliyor. Yıllarca uzun vadede bir etkisini görmeden ve tam olarak neden yaptığımı anlamadan karbonhidratı azaltmaya çabaladım. Bilimin bu düşük karbonhidrat diyetleri hakkındaki son görüşünü almak istedim.  Rob Atkins 1973'te çıkan ilk kitabında sorunun yağ olmadığını söyledi. Sorun protein de değil ama daha çok yağ değil, dedi. Sorunun bu olmadığını söyledi. Sorun çok fazla karbonhidrat tüketmemiz, dedi.  Bunu öne sürdü.  Düşük karbonhidratlı gıdalar tüketmeliyiz, dedi. Sonra birçok kişi de aynı şeyi yazdı.  South Beach diyeti büyük ölçüde Atkins diyetinin kopyasıdır. Zone diyeti de temelde ismi farklı kopyadır. Kan grubu diyeti de birçok açıdan kopyadır. Gary Taubes'un Good Calories Bad Calories'i de aynı. Hatta Micheal Pollan'ın Etobur-Otobur İkilemi bile öyle. Şimdiki Paleo diyeti de bir kopya. Ticari diyetlerdeki sahtekarlıklar. Farklı isimler verseler de doğru olduğuna dair farklı savlar ileri sürmeye çalışsalar da hepsi yanılıyor. Herkes kötü alışkanlıklarıyla ilgili güzel şeyler duymayı sever.  Bu yüzden istediğiniz kadar ıstakoz, biftek ve yumurta yiyebilirsiniz derseniz süt ürünleri içersin ya da içermesin insanların hoşuna gider çünkü daha az sınırlayıcı görünür. Bunlar, besin araştırması alanında tecrübesi olmayan insanlar tarafından yazılmıştır, nokta. Birçoğu, bilimsel literatürde tek bir makale bile yayımlamamıştır. Düşük karbonhidratlı diyetlerden bahsedenlerden bazıları haber muhabirlerinden hallicedir. Bunu, araştırma yeteneklerini yermek için söylemiyorum ancak bilimsel bilgileri değerlendirme yeteneğine sahip olamazlar. Düşük karbonhidrat diyetleri insanı hasta eder. Sonuç olarak tüm vücudunuzda atardamar hastalıkları, böbrek ve karaciğer hasarı gibi rahatsızlıklar baş gösterir. Büyük araştırmalarda tekrar tekrar ispatlandığı üzere bunlar, ölüm oranını artırır.  Ama ayrıca iştahınızı kapatarak sizi hasta ederler. Diyet yapan kişi "Nihayet buldum" der.  Sonra ketozise girerek iştahınızı kaybedersiniz. Sonuç olarak sürekli yemeyi düşünmeden  hayatınızı idame ettirebilirsiniz. Çünkü hastasınızdır. Bu diyetler tehlikelidir, bunlara girilmemelidir. Dünyanın en büyük yalanları bir miktar gerçeklik payı olanlardır. Bunu hepimiz biliriz. Müthiş bir taktiktir. Doğrudur, temel karbonhidratları azaltmamız gerektiğine ben de katılıyorum. Bu, genel bağlamın dışındadır. Şeker, beyaz un. O mantıklı. Yani bir miktar gerçeklik payı var. Ama bunu her zaman belirtmezler. Sadece düşük karbonhidrat diye tekrar edip dururlar. Neyi sevip sevmediğinizi unutun. Hedefinizin ne olduğunu düşünün. Abur cubur yemeyi hepimizin sevdiğini kabul edelim.  Şimdi önüme çikolata koysanız biraz yerim ama bu bizi sağlıklı bir hayata götürmez. Bitkisel bir beslenme düzeni benimsedikten sonra olağanüstü iyileştirici ve sağlık avantajları yaşayan kendim dahil birçok insan tanıdım. Ancak bu yaşam tarzını benimsedikten sonra da sağlık sorunları ya da kilo sorunuyla boğuşmaya devam edenlerle de tanıştım. Kimileri yıllarca. Bu yüzden merak ettim. Bu diyetin bir kusuru var mıydı? Kırk yıl kadar önce tanıdığım ilk vejetaryen, aslında bir vegandı. Çok katı bir vejetaryendi. Coca Cola ve patates cipsiyle beslenirdi. Şişman, yağlı ve sağlıksızdı. Yani vejetaryen olmanın benim gözümde hiçbir anlamı yok. Vejetaryenlerin %90'ı süt ürünleri tüketmeye devam ediyor. %90'ı. Bazen balık da tüketiyorlar, bazen biraz tavuk, yumurta, vesaire. Vejetaryen beslenme düzeninin besin bileşimi vejetaryen olmayandan çok da farklı değil. Sonuç olarak, vejetaryenlerle vejetaryen olmayanların sağlıklarını kıyasladığınızda pek fark görmeyi bekleyemezseniz. Ancak bir insan vegan olmaya yani hiçbir hayvansal gıda yememeye karar verirse, fiziksel ve zihinsel gücüne ve sıkı çalışma konusundaki ilgi ve istekliliğine dair bir mesaj vermiş olur. Ne de olsa vegan olduğunuzda kayınvalidenize, doktorunuza ya da diyetisyeninize kafa tutmanız gerekir. Tırnak içinde "protein ve kalsiyum yetersizliğini göze almanız" gerekir, her ne kadar bu doğru olmasa da. Ancak sorun şu ki birçok vegan pek iyi görünmüyor. Aşırı kilolular ve sağlıksız görünüyorlar. Vegan ve vejetaryen kelimelerini kullanmayı sevmiyorum çünkü bahsettiğim bilim türünü bunlarla tanımlayamam.

                KORUYUCU DİYET YAŞAM TARZININ KURUCUSU; İlk başladığımda kendime şişman vegan diyordum. Tam olarak öyleydim, herkese bu yaşam tarzının ne kadar müthiş olduğunu, beni kurtardığını, kalp hastalığımı geçirdiğini anlatmaya çalışıyordum.  Ama hala 35 ila 45 kilo fazlam vardı. Bir insan neden şişman bir vegan olur? Hayvansal gıdaları bıraktığı için değil. Bu iyi bir şeydir. Hayvansal gıdaları bırakmak gerek. Ancak bırakmadıkları şey, yağdır. Zeytin yağı ve diğer bitkisel yağlar. Yediğiniz yağ vücudunuzda kalır, ister bitkisel ister hayvansal olsun. Bu yüzden değişiklik yaptım. Boş kalorisi olan gıdaları diyetimden çıkardım. Sıvı yağ, katı yağ, şeker, işlenmiş gıdalar, alışkanlık yapan katkı maddeleri. Şirketler o katkı maddelerini bilerek katıyorlar ki tek bir patates cipsiyle yetinmeyelim. Bütün paketi yiyelim. Bu ülkede milyonlarca aşırı kilolu insan var  ve bir hafta o diyeti, bir hafta bu diyeti deneyerek bununla mücadele ediyorlar,  birçok farklı diyet programına, haplara, takviyelere   para döküyorlar, kilo vermek ya da sağlıklarına kavuşmak için diyetlerine eklemeler yapıyorlar. Bu noktada, doğal bitkisel diyetin bedava olduğunu idrak etmeliyiz. Milkshake yok, bar yok, toz yok. Kalori saymak yok. Doyana kadar yiyoruz ve duruyoruz. O kadar. Sırf bitkisel bir beslenme düzeni benimseme fikrini, özellikle de bende işe yaradığı için sevsem de bu yazının gıdayla ilgili son bilimsel gelişmeler konusunda hassas olmasını istedim. Şunu merak ettim, bilimsel açıdan gerçekçi olmak gerekirse bu devirde herkes sürekli %100 bitkisel bir beslenme düzeni benimseyebilir mi? Herkesin %100 benimsemesi gerektiğini söyleyemem, bilimin de söyleyebileceğini sanmam.  Yani sürekli olarak. Ama çoğunluğun %90, belki 95 oranında bunu benimsemesi gerektiğini öne sürebilirim. Bunu destekleyen bilimsel kanıtlarımız var. Kişinin zaten hasta olduğu birçok durumda da böylesi daha iyidir. Sürekli olarak %100 bunu benimsemeleri gerekir. Bilimsel savım bu yönde. Ancak ne kadar ileri gidileceğiyle ilgili bir başka pratik savım daha var.  O da bu besin düzenine dayanan bir yaşam tarzı benimseyeceksek buna alışmamızın çok önemli olduğu ve bunu elimizden geldiğince%100 uygulayarak bu oranı korumak gerektiği. Başka şeylerle aklımızı çelmemeliyiz.  Çünkü o zaman damak zevkimizin değiştiği bu noktaya   asla alışamayız. Doğru yaparsanız sağlık sorunu kalmaz.  Hatta yan etki olarak kilo verir, daha iyi görünür, daha enerjik olur ve çoğunlukla birçok yaygın dejeneratif rahatsızlıktan kaçınırsınız. Daha uzun, daha sağlıklı ve daha iyi bir hayatınız olur. 695 Bunu yaptığınızda olacaklar bunlardır. Yani bir dezavantajı yok. Sağlıklı olmanın sırrının orta yolu bulmak olduğunu sıkça duyarız ve bu, mantıklı gelir. O halde neden çoğu insanda işe yaramıyor gibi görünüyor?

 "ASLA AŞIRIYA KAÇMAM, KARARINDA İÇERİM, BİR SEFERDE TEK BİR PURO."  MARK TWAIN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8