Hayatım boyunca, New York'un,tamamının karantinaya alındığını gördüm. Amerika'nın orta kesiminin, haşereler tarafından tahrip edildiğini gördüm. Vebanın Kaliforniya boyunca yayıldığını gördüm. Daha sonra olan şey ise, kimsenin tahmin etmediği bir şeydi. Her şey geleceğimizi kurtarmak, hatta bir geleceğe sahip olmak için zamana karşı bir yarışı döndü. Yıl 2100 ve ben hayatta kaldım. Geleceği değiştirmek için, önce geleceği hayal etmelisiniz.

                 Bu yüzyıl içinde, belki sizin yaşadığınız zaman dilimi içinde uygarlığımızın yok olması fikri gerçek üstü bir şey olarak görülüyor.  Ama dünyanın önce gelen bilim insanlarına göre bu sadece en kötü senaryo değil, bu gerçek bir olasılık. İyi akşamlar, ben Bob Woodruff. Önümüzdeki iki saat boyunca sizi, çocuklarımızı ve bizi bekleyen dünyaya doğru bir yolculuğa çıkaracağız. Bugünün sonunda 370,000 bebek doğmuş olacak.

                Oluşturma özgürlüğümüzü bir kez daha kullanarak bize bu yüzyılda rehberlik edecek olan hayali karakter Lucy'i oluşturduk. Onun hayatı ne olacağının değil, ne olabileceğinin tahminidir. Eskiden ışıkları kilometrelerce öteden gözüken bu görkemli şehir artık boş. Bir zamanlar zekâmızın kanıtı olarak yükselen bu gökdelenler artık ufalanan dev yapılar haline geldiler. Belki de sadece sanatçılar... böyle bir geleceğin bize neler getireceğini kavrayabilir.  Bu gelecek bize bilim kurgu olarak görünebilir fakat bu, gezegenimizin geleceği olabilir.

                Bundan yüzyıl sonra, eğer New York terk edilmiş olursa hayatta kalan insanların ya da dünya dışı canlıların New York'a bakıp "o cahil insanlar hayatta kalabileceklerini nasıl düşünebildiler?" diyeceklerini hayal edebiliyorum. Kendime, neler yaşandığını sorabilirim ama nereden başlayayım? Kuraklıklarla mı, kıtlıklarla mı yoksa vebayla mı başlayayım? Her şey, tüm bunlardan önce başladı. Ben de hepsini bir bir yaşadım. Benim hikâyem herkesin hikâyesi ve son yüzyılın hikâyesidir.

                 Ben 2 Haziran 2009 tarihinde doğdum. Medeniyetimiz bir dönüm noktasındaydı. Geleceğimiz için bir yarıştaydık. Size, yüz yüze geldiğimiz zorlukların gerçekleştiğini söyleyebilirim. Bu zorluklar oldukça ciddi ve onlardan bir sürü var. Sıcaklığın artması bekleniyor. Hisseler fırladı. Douglas County'de içme suyu kalmayacak. Kolay ya da kısa süreli olmayacak. Çarşamba günü, altıncı sınıflara domuz gribi teşhisi konuldu. Enerji, iklim, yiyecek, nüfus, ekonomik baskılar bunlardan herhangi birisi tek başına oldukça tehlikeli olabilir. Ama bunların hepsi eş zamanlı olursa hükümetimizin bunlarla baş etmesi çok zor olacak. Gelecek yüzyılı düşündüğümde, tüm bunların olası olduğunu hissediyorum. Yükselen deniz seviyeleri, aşırı kötü havalar, on yıllık kuraklık çok korkutucu.  Bunlar her gün oluyor. Şimdi harekete geçme zamanı. Dünya daha önce hiç böyle bir kararsızlığın içine düşmedi. Eskiden istediğimizi yapıyorduk.

                Örneğin, birileri kendi banka hesaplarından. her hafta para çekiyorlar ve günlerini gün ediyorlar. Eğer zahmet edipte değerleri okusaydılar hesaptaki paranın giderek azaldığını görebilirlerdi. Bu durumda belki altı ay daha rahat yaşamak aslında pekte rahat olmayacaktır. Doğadan bağımsızmışız gibi hareket ettik. Fosil yakıtlar kullandık. Onları sonsuza kadar kullanabiliriz düşüncesiyle yenilenebilir yakıtları aşırı kullandık. İnsanlar şu sıralar yaşadığımız ekonomik karmaşadan şikâyet ediyorlar. Daha hiçbir şey görmediler. Eğer, canlı nesneleri ölü nesnelere çevirdiğimiz ve adını ekonomik büyüme koyduğumuz bu yolda devam edersek her şey eskiye benzeyecek.

                Doğduğumda dünyanın birçok doğal kaynağının azalmış olmasına rağmen sevecen bir aile, büyük bir ev, yeşil çimenler ve nasıl kullanacağımızı bilemediğimiz çok miktarda suyumuz olduğunu hatırlıyorum. Ailem neler olduğunu biliyor olmalıydı. Ufak bir arabamız vardı ve geri dönüşüm yapıyorduk. Ve bunu yapan sadece biz değildik. Dünyanın dört tarafındaki akıllı ve yaratıcı insanlar durmadan çözümler üretiyorlardı. Hükümetimiz alternatif enerji kaynaklarına yatırım yapıyordu. Herkes kendi sebzelerini kendileri yetiştiriyor gibi görünüyordu. Yel değirmenlerinin giderek artıyordu.  İnsanlar anlamaya başlıyorlardı, fakat zaman daralıyordu ve doğa her zaman bir adım öndeydi. Çiçekler daha erken açıyor ve ağaçlar daha erken yeşeriyor. Kuşlar göçlerinden çok daha önce geliyor. Eğer bu yolda devam edersek, göreceğimiz şey bir çeşit mülteci hareketi olacaktır. Hayvanlar soğuk alanlara ulaşmak için daha kuzeye ya da vadilerden dağların zirvelerine doğru gidiyorlar. Elbette, bir çocuk olduğumdan, bunlara dikkat etmiyordum zaten karşılaştıracak bir şeyim de yoktu.Kendi küçük dünyasında yaşayan, ufak bir kızdım. Ta ki bir yaz, milyonlarca yusufçuk, aniden ortaya çıkana kadar narin ve çok güzeldiler, ben de bir tanesini yakalayıp kavanoza koydum. Annem şaşırmıştı ve onlara bakıyordu. Bu hayvanlar Miami'de değil, Küba'da olmalıydılar. Çok sürmeden onların, gelecek olan şeyin habercisi olduklarını fark ettim. Yıl 2015, şu andan altı yıl sonrası ve planlar hayata geçiriliyor. İskoçya'daki bir çiftlik okyanusun gücünden yararlanıyor. Vatikan tamamen güneş enerjisi kullanmaya başladı. Ve Amerika'da arabalar daha temiz ve kullanışlı. Hala eski alışkanlığımız olan petrolü kullanmayı bırakmıyoruz fakat petrolün bulunması gittikçe zorlaşıyor.

                 Kaliforniya'nın her tarafında şoförler fırlayan benzin fiyatları için bir çare arıyorlar. Enflasyondan sonra, asıl petrol fiyatlarının katlandığını görebiliriz. Petrol bitiyor ve biz petrolün sonsuza kadar bitmeyeceği kibriyle yaşayan adını "Amerikan hayat tarzı" koyduğumuz bir halk yarattık. Büyüdüğümüz geniş varoşları büyük park alanları olan alışveriş merkezlerini inşa ettik çünkü benzin ucuzdu fakat benzin fiyatları yükseldikçe o alanların yaşamak için istenilen yerler olmaktan çıkacaklarını görebilirsiniz. İlk defa evimden taşındığımda, altı yaşındaydım. Birçok kişi şehirde yaşamak için, varoşları terk ediyordu. Şehirde farklı iş olanakları vardı ve her yere arabayla gitmenize gerek yoktu. Babam Miami'deki yeni bir tramvay projesinde çalışacaktı. Ve annem bana bir apartmanın en üst katında yaşayacağımızı söylemişti. Altımızdaki palmiye ağaçlarını görebileceğimizi söylemişti. Hem heyecanlıydım hem de evimden ayrıldığım için üzgündüm. Petrol fiyatları yükseldikçe küresel ekonomiyi dalgalandıracak. Washington'daki, protestocular yükselen yiyecek fiyatlarının indirilmesini istedi. Tarım sistemimiz neredeyse petrolün ucuz olmasına bağlı. Tarım alanlarının ekimi, hasadı ve mahsulün uzak mesafelere taşınması için çok büyük miktarda mazota ihtiyaç var.

                Amerika'nın 2015 yılında nasıl olacağını görmek için, nüfusuna 20 milyon ekleyip tüketimin nasıl olacağını tahmin etmek yeterli. Burada beslenmesi gereken insanların sayısından bahsediyorum. Ortada, doğal kaynaklar konusunda bir gerginlik var. Amerikan hayat tarzı sürdürülemez hale geldikçe dünyanın geri kalanı bize yetişmeye çalışacak. Çinliler arabaları sever. Hem de büyük arabaları severler. Çin'in yollarında günlük 14.000 araba dolaşıyor Yarım kilo et için, dört buçuk kilo tahıl gerekir. Dünyanın geri kalanının bizim kadar et tüketebilmesinin imkânı yok. Dünyadaki herkes bir Amerikan kadar tüketim yapsa gezegenin ihtiyaçlarını karşılamak için dört Dünya'nın kaynakları gerekirdi ki bu da şu soruyu akla getiriyor.

Dünyanın geri kalanı mı daha az tüketmeli yoksa biz mi?

                Sonuçta, Amerikan alışkanlıklarından kurtulmak kolay değil. Biz, Amerikanlar, bir şekilde doğal limitlerden muaf olma fikrine alıştık ve bundan acı çekecek olanlar diğer insanlardı. Günaydın, Miami. 2015 yazı, tarihin en sıcak yazı olma yolunda. Sıcaklığın üç haneli rakamlara ulaşması bekleniyor. Annem ve ben benzin kuyruğundaydık. Bu kuyruk oldukça uzundu. Her zamanki gibi. Ama bu sefer, sıra hiç ilerlemiyordu. Benzinlikte çalışan adamlardan biri, elinde bir işaretle binadan çıktı. İnsanlar arabalarından çıkıp, adama bağırmaya ve ona doğru ilerlemeye başladılar.  Annem ve ben hemen oradan uzaklaştık. Benzin hırsızlıklarının görüldüğü bir yerde gözlem yapıyorum. Şu adama bak, arabasından çıkıyor ve doğru diğer arabaya ilerliyor. Şuna bak, hem de güpegündüz. Arabalar yanlarından geçiyor ve adamlar başka birisinin arabasından benzin araklıyorlar. Yükselen benzin ve yiyecek fiyatlarından dolayı artışa geçen olaylar yüzünden bugün Meclis, beş yıl içince kurulacak olan 40 tane fosil yakıt kullanan güç santrali kurulmasını onayladı. Hükümet kolay yolu seçti. Kömür bir kere daha sözde kurtarıcımız olmuştu. Ama biz kömür yaktıkça, gezegenimiz daha çok ısındı. Durumu anladınız zaten. Atmosfere daha fazla karbon, metan ve azot protoksit salıyoruz. İklim değişikliğinin tüm kötü yanları gerçekleşiyor. Ve çoğu insanlar, hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ediyor. Bir çeşit kriz olmadan da kendimize gelip "Tamam, artık değişmemiz lazım" diyeceğimizi sanmıyorum. Bazen insanların uyanıp bu savaşa katılmaları için, büyük bir şeylerin olması gerekir. Ona yüzyılın kasırgası diyorlar. 5. Kategoriye giren Linda Kasırgası geliyor. Büyük fırtınalar alışılmadık şeyler değildi. Fakat bu seferki diğerlerinden de büyüktü. Ve Miami'ye yönelmişti. Tüm kıyı bölgeleri boşaltıldı. Fırtına karaya ulaştığında, muazzam dalgalar göreceğiz.

                Annem bir hemşireydi ve hastanedeki tüm hastalar boşaltılana kadar hastaneden ayrılamadı. Babamsa zamanında kaçamayacağımızdan korkuyordu. Ben de öyle. Miami'den ayrılmama kararı alanlar, gürleyen rüzgârlar ve yükselen dev dalgalar arasında, büyük tehlikelerle yüzleşiyorlar. Miami şu an çok korkunç bir yer. 2015'e yalnızca altı yıl var fakat o zamana kadar ülkeler sera etkisine neden olan gazların atmosferdeki miktarının azaltılması konusunda bir anlaşmaya varmamış olurlarsa her şey çok geç olacak. Eğer 2015'te hala bu şekilde inatlaşıyor olursak kısaca, dizginleyemediğimiz bir iklim değişikliğini önlememizin hiçbir yolu kalmaz. Bu zorluklara saldırgan bir biçimde karşılık vermeden ne kadar beklersek sonuçları da o kadar kötü olacak. Linda Kasırgası'ndan sonra Miami'den ilk görüntüler çok korkutucu. Komşu ülkeler, sığınak arayan binlerce insan tarafından dolduruldu. Tahliye merkezi bir uçak hangarı büyüklüğündeydi.  Belki de gerçekten bir uçak hangarıydı. Ve içinde o kadar çok insan vardı ki, hareket etmeye yer yoktu. Sıcak ve gürültülüydü. Oraya gireli üç hafta olmuştu. Gidecek yerimiz yoktu. Kimsenin gidecek yeri yoktu. Televizyonda haberleri izledik. Daha sadece altı yaşındaydım fakat tüm dünyanın böyle felaketlerle boğuştuğunu fark etmiştim. Geçen ayki yıkıcı kasırgadan kaçan yaklaşık 250.000 mülteci  Hindistan sınırında toplanıyor. Son 10 yolda yaşanan en kötü buğday kıtlığı ve bitmek bilmeyen kuraklık Çin'de binlerce insanın isyan etmesine neden oldu. Dünya liderleri, acil bir küresel toplantı yapmak için Washington'da toplanıyor. Dünyanın, tarihi bir iklim antlaşmasına imza atma ihtimali yüksek. Dünya ilk kez böyle bir krizle karşı karşıya ve tüm dünya bu kriz yüzünden bir toplantı düzenlemesi gerek. 2008 yılında, Washington merkezli bir beyin takımı ayrıntılı bir oyun düzenledi. Amaç ise iklim değişikliği hakkında yapılan bir toplantıyı canlandırmaktı.

                Yıl 2015. Oyunun metni ise Lucy’in hayatı. Bir hortum Miami'yi harap etmiş ve bir kasırga Bangladeş'i mahvetmiştir. Ülkelerin liderlerini oynayanlar ise farklı ülkelerden gelen politikacılar. Açık konuşmak gerekirse, zamanımız azalıyor. John Podesta, Başbakan Obama'nın geçiş dönemi sorumlusu. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri rolünde. Bugün Miami'ye vuran Kategori 5 kasırgasının bize gösterdiği gibi hiçbir ülke ya da şehir iklim değişikliğinin getirdiği yıkımdan muaf değildir. Oyunda, Genel Sekreter, 2025'e kadar atmosfere gaz salınımında %30 düşüş yapılmasını ister. Amerika takımı halka kapalı bir strateji oturumu düzenler. Daha görüşmenin başında onları ses tonumuzla etkilememiz çok önemli. Gaz salınımı konusunda daha hızlı ve ciddi olmalıyız. Azalmanın 30% civarında olması gerekiyor. 2025'e kadar mı? 2025'e kadar. Fakat Amerikan halkının böyle bir fedakârlık yapıp yapmayacağı konusunda bir anlaşmazlık var. Yani, Birleşik Devletlerde 10 yıl içinde böyle bir şeyin olma ihtimali yok.

Dünya cehenneme dönüşüyor bizde soruyoruz, acaba süreyi uzatabilir miyiz?

Amerikan halkı böyle bir fedakârlık yapsa bile bu küresel hareket gerektiren bir kriz. Amerika Çin ile bir toplantı düzenler. Doğal olarak halkımıza karşı bir sorumluluğumuz var. Aslında 2015 yılında, Çin ve Hindistan, atmosfere salınan karbon oranında 30%'dan daha fazla bir düşüş planlıyor. Fakat simülasyonda, bunun ekonomik büyümelerini etkileyeceğini düşündüklerinden, bir antlaşma imzalamaya sıcak bakmıyorlar. İki ülke içinde, sorun aynı. Batı ülkeleri kalkınma sürecinde enerjiye çok fazla ihtiyaç duydular kömür ve petrol yakarak zengin oldular.

Sorun şu ki, Hindistan ya da Çin gibi ülkeler Batı ülkeleri kadar fosil yakıt kullanmadan bunu başarabilirler mi?

                Doğayla barışık olmalıyız. Teknolojiniz var, sermayeniz var bize bu konuda yardım etmeye hazırsınız. Çin ve Hindistan eğer Batı, teknolojilerini onlarla paylaşırsa anlaşmayı imzalayacaklarını söyler. Çin üçüncü nesil nükleer santraller için bu teknolojileri istiyor. Fakat Avrupa ve Amerika teklifi reddetti. Teknoloji özel şirketlere aitti. Bunun yerine, onlara gereken parayı vermeyi önerdi. Siz gaz salınımını düşürün biz de size yaptığınız düşüş için size gereken parayı verelim. Eğer birisi, mesela siz, paranız var fakat gereken teknolojiniz yoksa o zaman hiç bir gaz salınımını düşüremezsiniz. Tüm toplantı, bir anlaşmaya varılıp varılamayacağına bağlı. Hiç bir baskı yapmıyoruz. Biz sadece teklifi yapıyoruz ki bence bu güzel bir teklif. Teklifi kabul etmiyoruz. Dünya toplantısı, Çin ve Hindistan'ın sera gazı salınımında yapılacak olan düşüş konusunda yapılan teklifi reddetmesiyle son buldu. Sonuç olarak, herkes kaybetti. Bu toplantıdan çıkan en üzücü şey atılan adımların, sorunun büyüklüğüyle baş edemeyecek gibi görünmemesidir. Bilim adamlarına göre 2015 yılında liderlerimiz böyle davranırsa tüm gezegen tehlikede olacak. Eğer bu yolda devam edersek bardağın taşmasını önleyemeyeceğiz. Arabamızı uçurumdan aşağı doğru süreceğiz.

                Annemin anlattığı hiç bir zaman unutmayacağım bir hikâye var. Bir kurbağayı soğuk su dolu bir tencereye koyup ocağı yakarsın. Su, kurbağanın fark edemeyeceği bir hızda kaynamaya başlar. Kurbağa pişene kadar ne olduğunu anlamaz. Kurbağa sıcaklıktaki değişikleri fark edemediğinden, tencerede kalacaktır ki bu da onun hayatını aşırı derecede tehlikeye sokuyor. Biz de aynı durumdayız. Tür olarak kolaylıkla uyum sağlayabiliyoruz ki bu uyum sağlama yeteneği, bir bakıma doğayı ve dünyayı zapt etmemize olanak sağlıyor. Fakat bu noktada, bu yetenek varlığımızı tehlikeye atıyor. Ben büyüdükçe, bizim kurbağa olduğumuz belli oldu. Evimiz kasırgada yerle bir olduktan sonra San Diego'ya taşındık. Belki de orası gidebileceğimiz en uzak yer olduğu için oraya taşındık. Sonunda denizlerimizi kurtarıyoruz. Hükümet okyanuslar için bir değerlendirme yayınladı. Haberler iyi değil. Bu yaz araba kullanmak zor olacak. Benzin fiyatlarının daha da yükselmesi bekleniyor. Yükselen sıcaklıklar buharlaşma döngüsünü hızlandırır. Bu değişiklilikler dünyanın her yerinde, Kuzey Kutbu'ndaki bilim adamlarına göre tundralar beklenenden hızlı eriyor.

                Birleşmiş Milletler bugün Dünya'da 8 milyar insanın yaşadığını açıkladı. Normal olmak için neler yapabildiğimizi görmek çok güzel bir şey. 20'li yaşlara geldiğimde kesintiler ve yüksek fiyatlar her gün rastlanan şeylerdi. Liseden sonra, bir ambulans şoförü olmaya karar verdim. Yararlı olmak istiyordum ve bu işte tam bana göreydi.

Peki, 2030 yılında başka neler normal olarak sayılacak?

 Öncelikle hava yaklaşık bir buçuk Fahrenheit daha sıcak olacak. Bu dünyanın havasını ve yağış miktarını değiştirmeye yeter. Mesela Kanada ve Sibirya daha sıcak ve yağışlı olacak. Fakat dünyanın çoğu yerinde yağmur yağması nadir olarak görülecek. En temel ihtiyacımız su da öyle. 2030'da,dünya nüfusun üçte ikisi su sıkıntısı çekecek. Örneğin Tibet Yaylası'ndaki buzullar milyarlarca insan için bir su deposu görevi görüyor. Dünyanın dört bir yanında, sıcaklık yükseldikçe dağlardaki buzullar daha hızlı eriyor. 2030 yılında, o buzulların %80'i erimiş olabilir. Eğer buzullar yok olursa, yiyecek stokunun çoğu yok olur. Bu buzullar, yaz boyunca kurak aylarda ürün yetiştirilen toprakların sulanmasına yardım ediyor. Buzullar yok olduğunda, çok uzun sürecek olan kuraklıklar başlayacak. 2030'da, Afrika şiddetli ve geniş kuraklıklarla yüzleşebilir. Yağışlar özellikle Sahel gibi bölgelerde azalmaya başlayacak. Yağmur yağmamaya başlayıp, insanların yiyecekleri tükendiğinde insanlar vahşileşmeye başlayacaklar. 2030 yılında Birleşik Devletlerde ise Colorado Nehri tarafından beslenen birçok su kaynağı kuruyacak. Olacakları anlayabilmek için Güneybatı'nın bir kuraklık içinde olduğunu düşünün. Fakat teknik olarak, Güneybatı'da kuraklık olmayacak orası çöle dönüşecek. San Diego, diğer şehirlerden bir adım öndeydi. 2009'da, büyük deniz suyu arıtma tesisleri inşa etmeye başlamışlar. Yapımı 20 yıl sürdü ve milyarlarca dolara mal oldu, fakat işe yaradı. Okyanusun üstüne kurulan fabrikalar, tuzlu suyu temiz suya çevirip şehrin su stokunu yeniledi. Elbette 650 kilometre içerde su bulunamıyordu. Kimsenin o kadar uzun bir boru döşeyecek parası yoktu. O yüzden şimdi suyu dikkatli kullanıyoruz.

                Las Vegas'ta yaşayan insanlar paniklemeye başladılar. Phoenix'teki insanlar da öyle. Bu sabah musluğu açtığımda, musluktan çıkan şey şu. İnsanların dikkati çekecek olan ilk şey, şehirlerin özellikle büyük şehirlerin suyunun bitmesi olacak. Tucson'da sular kesildikten üç gün sonra susuzluk çeken vatandaşlar, yaklaşık 4 milyon litre su taşıyan bir Ulusal Muhafız tankeri geldiğinde, rahatlayabildi. Korku içinde olan halk, kendi paylarını almak için sıraya girdiler. Orada olanlar tüm ülkeyi korkuttu. San Diego'da, suyumuzu temizleyen özel şirketler Tucson'da olanları bahane ederek, su fiyatlarını zamlamaları bardağı taşırdı. Bir eyleme katıldım. Benimde bağırdığımı gören bir adam bana dönüp "Bizim tarafımızda olman çok güzel" dedi. Hikâyeyi kısaltmak gerekirse bizimki ilk görüşte aşktı. İki ay sonra, Josh ve ben evlendik. Bir yıl sonra, Molly doğdu, hem de kızıl saçlarla. Özel şirketler geri adım attılar. Kazanan taraf bizdik. Bizim gibi geleceği değiştirmeye kararlı arkadaşlarımız vardı. Hepimiz bardağın dolu tarafını görüyorduk. Kimimiz çöle güneş panelleri kurma planları yapıyordu. Diğerlerimiz ise garajlarında doğa dostu arabalarla uğraşıyorduk. Bazılarımız bilgisayarlarında hayali şehirler tasarlıyordu.

                Genç olmak için güzel zamanlardı. Fakat dünyanın sorunları büyüyordu. Dünyanın nüfusu dokuz milyara yaklaşıyor. Dünyanın geri kalanı sessizce karanlığa gömülürken bizim kaynaklarımızla mutlu bir şekilde oturmamız bana pek olası gelmiyor. Çok az insan pes edip, ölür. İnsanlar hayatlarının tehlikeye girdiğini fark ettiklerinde bundan kurtulmak için her şeyi yaparlar. Yüz binlerce mülteci kuraklık ve kıtlıktan kaçıp, Avrupa'ya doğru ilerliyor. Milyonlarca insan sürüler halinde sınırları geçiyor. Bu daha önce görmediğimiz bir şey. Bu üstesinden gelmemiz gereken en zor durum olabilir. Laredo'dan Tijuana'ya milyonlarca Latin Amerikalı Birleşmiş Devletler sınırında toplanıyor. Farklı ülkelerden Birleşik Devletlere taşınma konusunda insanların üstünde büyük bir baskı olacak. Ve sanırım bu duru .bununla başa çıkmaya çalışanlara büyük stres getirecek. Milyonlarca mültecinin Birleşik Devletlere girmeye çalışmasından doğacak vahşeti hayal bile edemiyorum. Sınır polisinde bir çağrı geldiğinde, gece vardiyasında çalışıyordum. Josh "Dikkatli ol." dedi. "İç açıcı bir şeye benzemiyor." Su ve yiyeceğe ihtiyacı olan binlerce mülteci sınırda toplanmıştı. Birisi duvarda bir delik açmıştı...  ve binlerce insan oradan içeriye giriyordu. Sınır polisini çağırmışlardı. Ateşi kimin başlattığını bilmiyorum. Ama birden polis insanlara ateş etmeye başladı. İnsanlar yere düşüyordu ve herkesi bir panik kaplamıştı. Josh olanları haberlerde duymuş. Benim o kalabalığın içinde nasıl buldu bilmiyorum.

                San Diego'da Josh, Molly ve ben sahilde kuşları görmek için yürüyüşler yapardık. Yıllar geçtikçe favorilerimiz kaybolmaya başladı. En kötüsü albatrosun kaybolmasıydı. Bu müthiş kuşlar, balıkçılar tarafından yok edildi. Geride kalan bizler için, bu kötü bir alametti. Muhtemelen 2015'te, canlı türlerinin çoğu yok olmanın eşiğinde olacak. Aslanlar, kaplanlar ve ayılar gibi benzer türlerbunların dışında şu an güzel ve değişik dediğimiz yerler de buna dahil olacak. O yerlerde yok olacak. Dünya tarihinde, Dünya'daki türlerin en azından yarısını yok eden beş büyük doğal afet gerçekleşti. Bu afetler, büyük volkan patlamaları, ani iklim değişikliği ya da Dünya'ya çarpan bir meteor gibi doğal nedenler yüzünden gerçekleşti.

                Bugün, bilim insanlarının 6. afet olarak adlandırdığı şeyin ortasındayız. İlk defa bir afet, tek bir tür yüzünden gerçekleşiyor, bizim tarafımızdan. Ne zaman bir tür, diğerlerinden hızlı çoğalırsa en sonunda, kendi kendini sabote edip çöker. Ve aslında şu an yaptığımızda bu. Bugün doğal çevremize aşırı zarar verip tüm uygarlığın çökmesine sebep olma fikrine inanması zor olabilir. Günlük olayları düşünün. Musluktan temiz su akıyor. Elektrikte sorun yok.Yiyeceklerimi marketten alıyorum. Modern dünyanın çökme fikri akıl almaz görünüyor. Uygarlığı çöken tüm halklar, bunun başlarına gelmeyeceğini düşündüler. Roma İmparatorluğu böyle düşündü. Mayalar böyle düşündü. Bizans İmparatorluğu böyle düşündü, fakat bunlar yaşandı. Ve genellikle umulmayan şeyler insanları korkutur. En parlak zamanlarında, Mayaların nüfusu 10 milyonu geçmişti. Astronomiyi biliyorlardı. Yenidünyada bir tek onlar yazıyı kullanıyordu. Sanatları gelişmişti. Bölgenin en güçlüsüydüler. Kendi zamanlarında, bize eşdeğerdiler. Başkentleri 25.000 ila 50.000 kişi barındırıyordu. Büyümelerine olanak sağlayan çevreleriyle uyum içindeydiler. Fakat çok fazla büyüdüler ve kaynaklarını tükettiler. Nüfusun artması, yer ihtiyacını, ormansızlaştırmayı ve erozyonu arttırır, ki bu da savaşlara neden olur. Maya şehir devletleri arasında sürekli bir savaş vardı. Daha sonra, iklim aniden değişti. Birçok şiddetli kuraklık yaşandı. Ve bu kuraklıklar uzadıkça uzadı. Ormanını kaybedersin. Toprağını kaybedersin. Toprağını kaybedersen, ürün yetiştiremezsin. Yağmur yağmazsa, hiç düşünme bile. Mayaların sonu hakikaten korkunç olmalı. Büyük ihtimalle ölümler açlıktan oluyordu. Gerçekten çirkin ve kötü bir ölüm şekli. Roma İmparatorluğu, bizimle aynı zorluklarla karşılaştı. Küreselleşmiş ekonomimizin bir nevi öncüsüydü. Birkaç kısa asır içinde, Roma, üç kıtaya yayılan bir imparatorluk kurdu. Sınırlar genişledikçe, halkı ve orduyu beslemek için gereklilikler o kadar çoğaldı ki bu gerekleri karşılayacak yiyecek ve tahıl üretilemedi. Bu yüzden büyük bir mali kriz yaşandı. Kaynaklar tükendikçe, imparatorluk çöktü. Roma şehrinin nüfusu bir milyondan 30.000'e düştü ve Roma zamanının Avrupa'sındaki en büyük şehirdi. Geçmiş uygarlıklar savaşı kaybetti. Birçok sorunla birlikte baş edememelerinden dolayı savaşı kaybettiler. Bence buradan o kadar da özel olmadığımız sonucunu çıkarmalıyız. Paskalya Adası, dünyanın en ücra yerlerinden birisidir. Bir uygarlığın böyle çorak bir adada gelişmesini hayal etmek zor fakat o ada eskiden böyle değildi. Paskalya Adası eskiden içinde dünyanın en büyük palmiye ağacını da bulunduran bir çok ağaç türünden oluşan bir ormanla kaplıydı. Adanın nüfusu arttıkça, oduna olan ihtiyaçları da arttı. Gittikçe daha fazla ağaç kesilince kesilmiş ağaçların yerine yenileri gelmedi. Yani 1600'lü yıllarda son ağacı kestiler. Çöküşün klasik işaretlerini gördünüz. Nüfus fırladı. Açlık vardı. Sonunda, birer yamyama dönüştüler.

 Soru şu ki, son ağacı kestiklerinde ne düşündüler ?

                Örnek çok açık. Çok büyüyüp çok tüketen toplumlar kendi kendilerine zarar veriyorlar. Kaynaklar tükendikçe, son kalanlar için savaşırlar. Ya açlıktan ölürler ya da orayı terk ederler. Bizim durumuzda, biz nereye gidebiliriz? Bence Paskalya Adası mükemmel bir örnek, çünkü, Pasifik Okyanusu'nun ortasında küçücük bir yer ve üstünde yaşayan insanları idare edecek durumda değil. Uçsuz bucaksız galaksideki Dünya'da, Paskalya Adası'ndan pek farklı değil. Beatles'ın "Yellow Submarine" albümünde yola çıkılarak hazırlanan çizgi filmi düşünün. İçinde bir yaratık vardı. Bakın kim geri dönmüş. Tam gaz ileri. Kafasındaki huni, bir elektrikli süpürge işlevi görüyordu. Sonunda içine çekecek hiçbir şey kalmaz. Etrafına bakınır.  Sonunda aşağıya bakar ve kendini emer. Bize kalan ise boş bir ekran olur. İşte böyle. Bu hikâyeden çıkarılacak ders şu, eğer gördüğümüz her şeyi tüketirsek en sonunda kendimizi yok edeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner37