Kösem Sultan Bölüm 1 - Tecrübesiz Padişah Aranıyor

Gökyüzünde dolunay, karanlık sokakları aydınlatıyordu. Bir hapishanenin yanına bir araba yanaşmıştı. Arabadan zarif bir hanım inip içeri girdi. Bu saatte ziyaretçi alınmıyordu, bekçiler onu geri çevirecekken, kadın yüzünü gösterdi… Önünden çekiliverdiler. Mahkumlardan birisine yanaştı. “Seni azat edeceğim” dedi. Mahkum şaşkın, kiminle konuştuğu bir yana, ne diyeceğini bile bilmezken, kadın yüzünü gösterdi ve mahkumun gözleri yaşardı. “Mahpeyker Sultan…” Mahpeyker Sultan, ya da çoğunluğun bildiği adıyla Kösem Sultan, Osmanlıdaki hayatına bir köle olarak başlamıştı. Bazı kaynaklara göre Yunan asıllı olduğu söylenir ancak nerede doğduğu bilinmemektedir. Bilinen tek şey, adının önceden “Anastasia” olduğu. Hareme girdiğinde ise, 1. Ahmet’in en gözde eşi olmuştu. Bazı tarih kitapları onun katı olduğunu ve bir çok entrikaya bulaştığını yazar ancak arkasında bıraktığı eserler onun hayırseverve cömert olduğunu belirtir. Çevresindeki fakirlere bir daha kimseye muhtaç kalmayacak şekilde yardım etmiş, her yıl recep ayında kiyafet değiştirip arabayla hapishanelere gider ve borcunu ödeyememekten hapse düşenlerin borcunu ödeyip onları kurtarırmış. Katiller dışındaki tüm mahkumlara el uzatırmış. Yetim ve Kimsesiz kızların çeyizini düzüp evlendirir, hizmetindeki cariyeleri bile terbiye ettikten sonra serbest bırakıp çeyizini hazırlar, onlara bir kaç kese altın verip uygun gördüğü kimselerle nikahlandırırmış. Cariye demişken, Kösem’in hayatını daha iyi anlayabilmek için Haremin düzeninden bahsetmekte fayda var. Osmanlıdan çok daha öncesinde var olan bişeydi Harem… o kadar önce değil… hah! Saraydsa padişahın annesi, hanımları, çocukları, hizmetçi cariyeler ve hadım ağalarının kaldığı kısımdı Harem ve sadece kadınlara mahsustu, en azından yakın akraba olmayan erkekler giremezdi. Haremin kelime manası da zaten “girilmesi yasak olan ve saygı duyulan yer” demek. Haremlik Selamlık’taki Selamlık da erkeklere ait olan kısımdı. Haremin mimari kısmını anlat anlat bitmez, umarız başka bir bölümde buna yer vereceğiz ancak şimdilik Haremde kimler olur, kimler hizmet verir onları anlatalım. Haremde ilk söz, Padişahın annesinin, Valide Sultanın olur. Sonrasında Padişahın eşi, Haseki Sultan, yani Kösem Sultan. Padişahın kız çocuklarına Sultan, Erkek çocuklarına da Şehzade ünvanı verilirdi. Çocuklar doğar doğmaz onlara birer daire ayrılır ve emrine dadı, sütnine, kalfa ve cariyeler verilirdi. Yaşı ilerledikçe de kendilerine hoca tayin edilirdi. Bir de haremin Hizmet gruplar vardı, Kadın kısmının hizmetinden ve muhafasından sorumlu zenci hadım ağaları vardı. Bunlar Afrika ve Ortadoğudan satın alınmış ve hadım edilmiş zenci esirlerdi. Bir de Cariyeler vardı ve onlar bir çok hizmette vermekteydi. Sofra hizmeti görenine Çaşnigir usta, çamaşır yıkayana çamaşırcı usta, Padişahın eline su dökene iprikdar, traş takımlarına bakana berber usta, kahvesini yapana kahveci usta ve kilerine ve kiler takımlarına bakana kilerci usta denirdi. Bir de Ebe, Daye (şehzade ve kız çocuklarına süt emzirenler) ve Dadılar olurdu. Bunların arasında da bir hiyerarşi vardı, En baştakine Kahya kadın, muavinine hazinedar usta denirdi. Hazinedarın adına Vekil usta bakabilirdi. Ve adından da belli olduğu gibi, bunların hepsinin altında kalfalar olurdu, bunlar da büyük ortanca ve küçük kalfa diye ayrılırdı. Kösem Sultan 1. Ahmet’le evlendikten sonra Haremde Haseki Sultan, yani 2. büyük sözün geçtiği ünvana sahipti. Ta ki 1. Ahmet’in annesi Valide Handan Sultan vefat edinceye kadar. Ancak Hatice Sultan vardı, 1. Ahmet’in ikinci eşi. Normal şartlarda 1. Ahmetin şehzadelerinden hangisi bir sonraki Padişah olursa, onun annesi valide sultan olacaktı ama 1. Ahmet erken yaşta tifüsten öldü ve geride çocuk yaşta şehzadeler bıraktı. Şehzadelerin en büyüğü henüz 12 yaşında olan 2. Osman, o da Hatice Sultan’dan gelmeydi. Kösem’in en büyük şehzadesi daha 4. Yaşında olan 4. Murat idi. Hal böyle olunca Sarayı bir telaş sardı. Memleketi yönetecek yaşta hiç kimse yoktu, 2. Osmandan başka bir seçenek yok gibiydi ama bir yanda 1. Ahmet’in kardeşi vardı… 1. Mustafa. Aslında Padişah başa geçince kardeşlerinin hepsini idam etmesi gerekiyordu ancak 1. Mustafa bir istisnaydı, Kösem zamanında onun idamına karşı çıkmıştı. Neden? Çünkü Mustafanın sıkıntıları vardı, bazı kaynaklar onu “Deli Mustafa” diye de adlandırır. Biraz kafadan kontakt olsa Büyüklük kaidesiyle tahta geçirildi. Mustafa bunu istememiştir ama devlet büyükleri buna burun kıvırdı. Durum böyle olunca devlet işleri birbirine karıştı ve Yeniçeriler tahta adam akıllı birisinin geçmesini istedi. Burada 2. Osman sahneye çıkıyor… 2. Osmanın yaşı her ne kadar küçük olsa da Okçulukta kendini baya iyi yetiştirmiş, Cesur, hayalleri ve idealleri olan, en önemlisi ise kolayca etki altına alınabilen birisiydi. Derhal olaya el atıldı ve 2. Osman tahta geçirildi. Yaşından dolayı ona rehber olacak devlet adamlarını seçmesine fırsat verilmedi ve yönetimine annesi Hatice Sultan müdahale edebiliyordu. Şimdi 1. Ahmet’in diğer kardeşlerini idam ettiği gibi 2. Osmanın da kardeşlerini idam etmesi gerekiyordu ancak, idam ettiği tek kardeşi şehzade Mehmetti, yalnız onun da Kösem’in oğlu olduğu kesin değildir. Yıl artık 1620 olmuştu. 16 yaşına basan 2. Osman, karadeniz sahillerinin güvenliğini tehdit eden kazakların yağmalarını engellemek için kuzeye, Lehistana sefer düzenlemek için hazırlanmaya başladı. Kimisi bunu desteklerken, kimisi de buna karşıydı. 2. Osmanın hedefi lehistanı ele geçirip baltık denizine kadar çıkmak ve Atlas okyanusuna geçip Avrupayı hem akdeniz hem de okyanus donanmalarıyla çember içine almaktı. 21 Mayıs 1621’de cuma namazıyla beraber küsuf namazını da kıldı, sonra orduya hareket emrini verdi. Ancak halk, gökyüzünde güneşin tutulduğunu görmüştü. Bu uğursuzluğun delaletiydi… 2. Osman buna aldırış etmedi ve verdiği emrin arkasında durdu… Kösem Sultan’sa uzaktan bakıyordu… yakın zamanda son sözü kimin söylediğini herkes anlamış olacaktı...

Kösem Sultan Bölüm 1 - Tecrübesiz Padişah Aranıyor

Gökyüzünde dolunay, karanlık sokakları aydınlatıyordu. Bir hapishanenin yanına bir araba yanaşmıştı. Arabadan zarif bir hanım inip içeri girdi. Bu saatte ziyaretçi alınmıyordu, bekçiler onu geri çevirecekken, kadın yüzünü gösterdi… Önünden çekiliverdiler. Mahkumlardan birisine yanaştı. “Seni azat edeceğim” dedi. Mahkum şaşkın, kiminle konuştuğu bir yana, ne diyeceğini bile bilmezken, kadın yüzünü gösterdi ve mahkumun gözleri yaşardı. “Mahpeyker Sultan…” Mahpeyker Sultan, ya da çoğunluğun bildiği adıyla Kösem Sultan, Osmanlıdaki hayatına bir köle olarak başlamıştı. Bazı kaynaklara göre Yunan asıllı olduğu söylenir ancak nerede doğduğu bilinmemektedir. Bilinen tek şey, adının önceden “Anastasia” olduğu. Hareme girdiğinde ise, 1. Ahmet’in en gözde eşi olmuştu. Bazı tarih kitapları onun katı olduğunu ve bir çok entrikaya bulaştığını yazar ancak arkasında bıraktığı eserler onun hayırseverve cömert olduğunu belirtir. Çevresindeki fakirlere bir daha kimseye muhtaç kalmayacak şekilde yardım etmiş, her yıl recep ayında kiyafet değiştirip arabayla hapishanelere gider ve borcunu ödeyememekten hapse düşenlerin borcunu ödeyip onları kurtarırmış. Katiller dışındaki tüm mahkumlara el uzatırmış. Yetim ve Kimsesiz kızların çeyizini düzüp evlendirir, hizmetindeki cariyeleri bile terbiye ettikten sonra serbest bırakıp çeyizini hazırlar, onlara bir kaç kese altın verip uygun gördüğü kimselerle nikahlandırırmış. Cariye demişken, Kösem’in hayatını daha iyi anlayabilmek için Haremin düzeninden bahsetmekte fayda var. Osmanlıdan çok daha öncesinde var olan bişeydi Harem… o kadar önce değil… hah! Saraydsa padişahın annesi, hanımları, çocukları, hizmetçi cariyeler ve hadım ağalarının kaldığı kısımdı Harem ve sadece kadınlara mahsustu, en azından yakın akraba olmayan erkekler giremezdi. Haremin kelime manası da zaten “girilmesi yasak olan ve saygı duyulan yer” demek. Haremlik Selamlık’taki Selamlık da erkeklere ait olan kısımdı. Haremin mimari kısmını anlat anlat bitmez, umarız başka bir bölümde buna yer vereceğiz ancak şimdilik Haremde kimler olur, kimler hizmet verir onları anlatalım. Haremde ilk söz, Padişahın annesinin, Valide Sultanın olur. Sonrasında Padişahın eşi, Haseki Sultan, yani Kösem Sultan. Padişahın kız çocuklarına Sultan, Erkek çocuklarına da Şehzade ünvanı verilirdi. Çocuklar doğar doğmaz onlara birer daire ayrılır ve emrine dadı, sütnine, kalfa ve cariyeler verilirdi. Yaşı ilerledikçe de kendilerine hoca tayin edilirdi. Bir de haremin Hizmet gruplar vardı, Kadın kısmının hizmetinden ve muhafasından sorumlu zenci hadım ağaları vardı. Bunlar Afrika ve Ortadoğudan satın alınmış ve hadım edilmiş zenci esirlerdi. Bir de Cariyeler vardı ve onlar bir çok hizmette vermekteydi. Sofra hizmeti görenine Çaşnigir usta, çamaşır yıkayana çamaşırcı usta, Padişahın eline su dökene iprikdar, traş takımlarına bakana berber usta, kahvesini yapana kahveci usta ve kilerine ve kiler takımlarına bakana kilerci usta denirdi. Bir de Ebe, Daye (şehzade ve kız çocuklarına süt emzirenler) ve Dadılar olurdu. Bunların arasında da bir hiyerarşi vardı, En baştakine Kahya kadın, muavinine hazinedar usta denirdi. Hazinedarın adına Vekil usta bakabilirdi. Ve adından da belli olduğu gibi, bunların hepsinin altında kalfalar olurdu, bunlar da büyük ortanca ve küçük kalfa diye ayrılırdı. Kösem Sultan 1. Ahmet’le evlendikten sonra Haremde Haseki Sultan, yani 2. büyük sözün geçtiği ünvana sahipti. Ta ki 1. Ahmet’in annesi Valide Handan Sultan vefat edinceye kadar. Ancak Hatice Sultan vardı, 1. Ahmet’in ikinci eşi. Normal şartlarda 1. Ahmetin şehzadelerinden hangisi bir sonraki Padişah olursa, onun annesi valide sultan olacaktı ama 1. Ahmet erken yaşta tifüsten öldü ve geride çocuk yaşta şehzadeler bıraktı. Şehzadelerin en büyüğü henüz 12 yaşında olan 2. Osman, o da Hatice Sultan’dan gelmeydi. Kösem’in en büyük şehzadesi daha 4. Yaşında olan 4. Murat idi. Hal böyle olunca Sarayı bir telaş sardı. Memleketi yönetecek yaşta hiç kimse yoktu, 2. Osmandan başka bir seçenek yok gibiydi ama bir yanda 1. Ahmet’in kardeşi vardı… 1. Mustafa. Aslında Padişah başa geçince kardeşlerinin hepsini idam etmesi gerekiyordu ancak 1. Mustafa bir istisnaydı, Kösem zamanında onun idamına karşı çıkmıştı. Neden? Çünkü Mustafanın sıkıntıları vardı, bazı kaynaklar onu “Deli Mustafa” diye de adlandırır. Biraz kafadan kontakt olsa Büyüklük kaidesiyle tahta geçirildi. Mustafa bunu istememiştir ama devlet büyükleri buna burun kıvırdı. Durum böyle olunca devlet işleri birbirine karıştı ve Yeniçeriler tahta adam akıllı birisinin geçmesini istedi. Burada 2. Osman sahneye çıkıyor… 2. Osmanın yaşı her ne kadar küçük olsa da Okçulukta kendini baya iyi yetiştirmiş, Cesur, hayalleri ve idealleri olan, en önemlisi ise kolayca etki altına alınabilen birisiydi. Derhal olaya el atıldı ve 2. Osman tahta geçirildi. Yaşından dolayı ona rehber olacak devlet adamlarını seçmesine fırsat verilmedi ve yönetimine annesi Hatice Sultan müdahale edebiliyordu. Şimdi 1. Ahmet’in diğer kardeşlerini idam ettiği gibi 2. Osmanın da kardeşlerini idam etmesi gerekiyordu ancak, idam ettiği tek kardeşi şehzade Mehmetti, yalnız onun da Kösem’in oğlu olduğu kesin değildir. Yıl artık 1620 olmuştu. 16 yaşına basan 2. Osman, karadeniz sahillerinin güvenliğini tehdit eden kazakların yağmalarını engellemek için kuzeye, Lehistana sefer düzenlemek için hazırlanmaya başladı. Kimisi bunu desteklerken, kimisi de buna karşıydı. 2. Osmanın hedefi lehistanı ele geçirip baltık denizine kadar çıkmak ve Atlas okyanusuna geçip Avrupayı hem akdeniz hem de okyanus donanmalarıyla çember içine almaktı. 21 Mayıs 1621’de cuma namazıyla beraber küsuf namazını da kıldı, sonra orduya hareket emrini verdi. Ancak halk, gökyüzünde güneşin tutulduğunu görmüştü. Bu uğursuzluğun delaletiydi… 2. Osman buna aldırış etmedi ve verdiği emrin arkasında durdu… Kösem Sultan’sa uzaktan bakıyordu… yakın zamanda son sözü kimin söylediğini herkes anlamış olacaktı...

10 Kasım 2016 Perşembe 15:06
Kösem Sultan Bölüm 1 - Tecrübesiz Padişah Aranıyor

Gökyüzünde dolunay, karanlık sokakları aydınlatıyordu. Bir hapishanenin yanına bir araba yanaşmıştı. Arabadan zarif bir hanım inip içeri girdi.
Bu saatte ziyaretçi alınmıyordu, bekçiler onu geri çevirecekken, kadın yüzünü gösterdi…
Önünden çekiliverdiler.

Mahkumlardan birisine yanaştı.
“Seni azat edeceğim” dedi. Mahkum şaşkın, kiminle konuştuğu bir yana, ne diyeceğini bile bilmezken, kadın yüzünü gösterdi ve mahkumun gözleri yaşardı.
“Mahpeyker Sultan…”

Mahpeyker Sultan, ya da çoğunluğun bildiği adıyla Kösem Sultan, Osmanlıdaki hayatına bir köle olarak başlamıştı.

Bazı kaynaklara göre Yunan asıllı olduğu söylenir ancak nerede doğduğu bilinmemektedir. Bilinen tek şey, adının önceden “Anastasia” olduğu. Hareme girdiğinde ise, 1. Ahmet’in en gözde eşi olmuştu.

Bazı tarih kitapları onun katı olduğunu ve bir çok entrikaya bulaştığını yazar ancak arkasında bıraktığı eserler onun hayırseverve cömert olduğunu belirtir. Çevresindeki fakirlere bir daha kimseye muhtaç kalmayacak şekilde yardım etmiş, her yıl recep ayında kiyafet değiştirip arabayla hapishanelere gider ve borcunu ödeyememekten hapse düşenlerin borcunu ödeyip onları kurtarırmış. Katiller dışındaki tüm mahkumlara el uzatırmış.
Yetim ve Kimsesiz kızların çeyizini düzüp evlendirir, hizmetindeki cariyeleri bile terbiye ettikten sonra serbest bırakıp çeyizini hazırlar, onlara bir kaç kese altın verip uygun gördüğü kimselerle nikahlandırırmış.

Cariye demişken, Kösem’in hayatını daha iyi anlayabilmek için Haremin düzeninden bahsetmekte fayda var.

Osmanlıdan çok daha öncesinde var olan bişeydi Harem… o kadar önce değil… hah!

Saraydsa padişahın annesi, hanımları, çocukları, hizmetçi cariyeler ve hadım ağalarının kaldığı kısımdı Harem ve sadece kadınlara mahsustu, en azından yakın akraba olmayan erkekler giremezdi. Haremin kelime manası da zaten “girilmesi yasak olan ve saygı duyulan yer” demek. Haremlik Selamlık’taki Selamlık da erkeklere ait olan kısımdı.
Haremin mimari kısmını anlat anlat bitmez, umarız başka bir bölümde buna yer vereceğiz ancak şimdilik Haremde kimler olur, kimler hizmet verir onları anlatalım.

Haremde ilk söz, Padişahın annesinin, Valide Sultanın olur. Sonrasında Padişahın eşi, Haseki Sultan, yani Kösem Sultan.

Padişahın kız çocuklarına Sultan, Erkek çocuklarına da Şehzade ünvanı verilirdi. Çocuklar doğar doğmaz onlara birer daire ayrılır ve emrine dadı, sütnine, kalfa ve cariyeler verilirdi. Yaşı ilerledikçe de kendilerine hoca tayin edilirdi.

Bir de haremin Hizmet gruplar vardı,

Kadın kısmının hizmetinden ve muhafasından sorumlu zenci hadım ağaları vardı. Bunlar Afrika ve Ortadoğudan satın alınmış ve hadım edilmiş zenci esirlerdi.

Bir de Cariyeler vardı ve onlar bir çok hizmette vermekteydi.
Sofra hizmeti görenine Çaşnigir usta, çamaşır yıkayana çamaşırcı usta,
Padişahın eline su dökene iprikdar, traş takımlarına bakana berber usta, kahvesini yapana kahveci usta ve kilerine ve kiler takımlarına bakana kilerci usta denirdi. Bir de Ebe, Daye (şehzade ve kız çocuklarına süt emzirenler) ve Dadılar olurdu.
Bunların arasında da bir hiyerarşi vardı, En baştakine Kahya kadın, muavinine hazinedar usta denirdi. Hazinedarın adına Vekil usta bakabilirdi.
Ve adından da belli olduğu gibi, bunların hepsinin altında kalfalar olurdu, bunlar da büyük ortanca ve küçük kalfa diye ayrılırdı.

Kösem Sultan 1. Ahmet’le evlendikten sonra Haremde Haseki Sultan, yani 2. büyük sözün geçtiği ünvana sahipti. Ta ki 1. Ahmet’in annesi Valide Handan Sultan vefat edinceye kadar. Ancak Hatice Sultan vardı, 1. Ahmet’in ikinci eşi. Normal şartlarda 1. Ahmetin şehzadelerinden hangisi bir sonraki Padişah olursa, onun annesi valide sultan olacaktı ama 1. Ahmet erken yaşta tifüsten öldü ve geride çocuk yaşta şehzadeler bıraktı.

Şehzadelerin en büyüğü henüz 12 yaşında olan 2. Osman, o da Hatice Sultan’dan gelmeydi.
Kösem’in en büyük şehzadesi daha 4. Yaşında olan 4. Murat idi.

Hal böyle olunca Sarayı bir telaş sardı.
Memleketi yönetecek yaşta hiç kimse yoktu, 2. Osmandan başka bir seçenek yok gibiydi ama bir yanda 1. Ahmet’in kardeşi vardı… 1. Mustafa. Aslında Padişah başa geçince kardeşlerinin hepsini idam etmesi gerekiyordu ancak 1. Mustafa bir istisnaydı, Kösem zamanında onun idamına karşı çıkmıştı. Neden? Çünkü Mustafanın sıkıntıları vardı, bazı kaynaklar onu “Deli Mustafa” diye de adlandırır. Biraz kafadan kontakt olsa Büyüklük kaidesiyle tahta geçirildi. Mustafa bunu istememiştir ama devlet büyükleri buna burun kıvırdı. Durum böyle olunca devlet işleri birbirine karıştı ve Yeniçeriler tahta adam akıllı birisinin geçmesini istedi. Burada 2. Osman sahneye çıkıyor…

2. Osmanın yaşı her ne kadar küçük olsa da Okçulukta kendini baya iyi yetiştirmiş, Cesur, hayalleri ve idealleri olan, en önemlisi ise kolayca etki altına alınabilen birisiydi.
Derhal olaya el atıldı ve 2. Osman tahta geçirildi. Yaşından dolayı ona rehber olacak devlet adamlarını seçmesine fırsat verilmedi ve yönetimine annesi Hatice Sultan müdahale edebiliyordu.

Şimdi 1. Ahmet’in diğer kardeşlerini idam ettiği gibi 2. Osmanın da kardeşlerini idam etmesi gerekiyordu ancak, idam ettiği tek kardeşi şehzade Mehmetti, yalnız onun da Kösem’in oğlu olduğu kesin değildir.

Yıl artık 1620 olmuştu. 16 yaşına basan 2. Osman, karadeniz sahillerinin güvenliğini tehdit eden kazakların yağmalarını engellemek için kuzeye, Lehistana sefer düzenlemek için hazırlanmaya başladı. Kimisi bunu desteklerken, kimisi de buna karşıydı. 2. Osmanın hedefi lehistanı ele geçirip baltık denizine kadar çıkmak ve Atlas okyanusuna geçip Avrupayı hem akdeniz hem de okyanus donanmalarıyla çember içine almaktı.

21 Mayıs 1621’de cuma namazıyla beraber küsuf namazını da kıldı, sonra orduya hareket emrini verdi.
Ancak halk, gökyüzünde güneşin tutulduğunu görmüştü. Bu uğursuzluğun delaletiydi…

2. Osman buna aldırış etmedi ve verdiği emrin arkasında durdu…

Kösem Sultan’sa uzaktan bakıyordu… yakın zamanda son sözü kimin söylediğini herkes anlamış olacaktı...

Son Güncelleme: 10.11.2016 15:06
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8