NANDİDİ*

Hayatın düğümünü çözmüştüm, anahtar elimdeydi artık! Okuyordum, çözüyordum, öğreniyordum. Ne çok şey biliyordum. Canım Babaannem… On altısında gelin olmuş, kaideler gereği “eşim nereye

NANDİDİ*

Hayatın düğümünü çözmüştüm, anahtar elimdeydi artık! Okuyordum, çözüyordum, öğreniyordum. Ne çok şey biliyordum. Canım Babaannem… On altısında gelin olmuş, kaideler gereği “eşim nereye

30 Mart 2018 Cuma 16:02
NANDİDİ*

Hayatın düğümünü çözmüştüm, anahtar elimdeydi artık! Okuyordum, çözüyordum, öğreniyordum. Ne çok şey biliyordum. Canım Babaannem… On altısında gelin olmuş, kaideler gereği “eşim nereye ben oraya” derken, Artvin’den Adapazarı’na, oradan Bingöl ve Muş’a altı çocuğunu da ülkesinin farklı şehirlerinde dünyaya getirmiş. Genç yaşında eşini kaybetmiş, Muş’un Pertek köyünde tek başına ayakta kalma mücadelesi vermiş bir Laz kadını. Az konuşan, az yiyen, az uyuyan bir kadın.Uzun boylu, her daim dal gibi incecik. Eski Türk filmlerindeki bu tip yalnızlıkların kötümser senaryolarına inat, bir başına kaldığı ve aslen yabancısı olduğu bu köyde, büyüğünün de küçüğünün de akranının da kendisine hitap olarak, bugün bizlerin kabalık addettiği ‘’teyze’’yi tercih etmelerinin, 1950’lerin Türkiye’sinde memleketin ücra bir köyü için ne kadar zarif bir detay olduğunu anlamak zor değildir sanırım. Teyze unvanını bir zırh gibi giymişti üstüne Babaannem. Şaşırırdım küçükken, evimize uğrayan eski köylülerimizden yaşlı başlı adamların, küçük büyük herkesin Babaanneme teyze deyişine. O kadar ki epey büyüyene kadar, ismini bilmediğimi fark ettim. Bu yüzden bir gün ‘’Babaanne senin adın ne?’’ diye sormuştum.

Üzerinde konuşulmaya bile değmeyecek bir durumu mesele haline getirip, kendisine bir düzine laf sayan öfkeli komşusunun o esnada burnu akan çocuğunun burnunu temizleyecek kadar sakin, sabırlı, kalender bir Karadenizli.

On üç aylıkken abla olunca ben, geldi bize, İstanbul’a. Aldı beni odasına biberonumla, emziğimle beraber. Büyüttü özene bezene. Cici elbiseler tasarladı, dikti, giydirdi kız kardeşimle bana. Saçlarımızı taradı okşayarak bir yandan, kurdelelerle süsledi. Sübhanekeyi, ihlası öğretti. Tığ verdi elimize, şiş verdi daha beş yaşındayken. İşe kazak örmekle başlayacağız zannederken biz, o ‘’once zencir’’ dedi. Sonra gelsin elbezleri, tutacaklar… İstanbul’a ilk defa gelmiş olmasına rağmen Haznedar, Topkapı, Fatih demeden indi bindilerle akraba ziyaretleri yaptığımız zamanları sonradan hatırlayınca hayret etmişimdir hep, hayatında hiç okul görmemiş olan Babaannemin, büyükşehri ilk defa görenlerin ürkekliğini yaşamamış olmasına.

Kardeşlerimin maç seyrederken yaşadıkları coşkuya ‘’nedur bu gurulti’’ diye müdahale ederken, bir yandan da ‘’maç gavurlerle mi?’’ sorusunu sorar. Eğer gavurlarla ise, gürültüden asla rahatsız olmayıp, hiçbir şey anlamasa da maçı izleyecek kadar milli hislerle dolu.

Torunu yaşındakilere masadaki yerini vermekten gocunmayan, arabanın ön koltuğunu kendisi için fazla hürmetkârca bulup, geniş ailemizin her bir ferdinin böyle durumlarda kendisiyle çetin mücadelelere girmek zorunda kaldığı Karadeniz’in yerinde duramayan kadını… Tıpkı Karadeniz gibi. Zaman zaman varlığını unutanları sadece özlediği için aramaktan, sormaktan, ziyaret etmekten çekinmeyen yaşlı kadın. ‘Zerre kadar sitem etmeden’ diye belirtmenin dahi ne kadar lüzumsuz bir dipnot olduğunu onu tanıyanlar çok iyi bilirler. Bu sebepten bunu söylemedim sayın. Tanıyanlar okurlarsa ayıplarlar beni çünkü.

Büyüyordum tabi ben de bu arada. Hayatla ufak tefek kavgalara başlamıştım. Altından kalkamadığım dertlerim oldu kimi zaman. Derdime çare olsun diye tespihler çekerken uyuyakaldığında ‘’Babaanneeee!’’ diye seslenişimi duyup yerinden sıçrayan emektarım benim. İşte o dönemler çok şey bilen ben, uyarma ihtiyacı duyardım onu: “Sen mi onu arayacaksın, onun seni araması lazım.” “Sen mi ona gideceksin, o sana gelsin. “Üff babaanne!” Kimi zaman tevazuunu, alakasını hak etmediğini düşündüğüm insanlar konusunda böyle uyardığımda onu cevabı hep: ’’Canum o ne yaparse yapsun, bana ne.’’ idi. Bu cevap onun hayat felsefesiydi aslında. Muhatabının bencilliğinin ya da düşüncesizliğinin kendisini yaralamasına, hatta tavrını belirlemesine asla izin vermiyordu. Bana kalsa, yaşlı, fazla saf, iyi niyetli. Düşünemiyor tabi bazı şeyleri! Dedim ya büyümüştüm ben artık, üstelik kitaplardan hayatı dosdoğru yaşamanın ipuçlarını yakalıyordum! Bir de güzel anlatıyordum ki beni dinlemeyi sevenlere bunları. Ama babaanneme anlatamıyordum işte bazı şeyleri.

Derken bir gün öldü babaannem. On altı torunu kızlı erkekli akıttık gözyaşlarımızı cenazesinin başında. Sarıldık, öptük tabutuna girene kadar, son defa olduğunu bilerek, doyamayacağımızı bilerek. Arkasında öyle hoş bir seda bırakmıştı ki “Nandidimiz,” konuş konuş bitmiyordu. Bitirmek istemiyorduk belki de. Ölümünden sonra fark ettim en çok. Evimde elimi hangi çekmeceye atsam babaannemden bir iz, kütüphanede, masada, bazanın altında hep onun emekleri. Ne kadar da dolduruyormuş hayatımı, ne büyük bir boşlukmuş onun yokluğu.

Saflığına verip de onu kimilerine karşı nasıl davranması gerektiğini öğretmeye kalkan bana verdiği cevap, bir tokat gibi patladı yüzümde bir gün. ’’Canum o ne yaparse yapsun, bana ne!’’ Bu cevap değil miydi Şeriati’nin cümlesinin pratikteki karşılığı? Satırlarda buldum zannederken, o satırlar yanı başımda nefes almış yıllardır da ben anlamamışım. O gitti ama verdiği dersler hiç bitmedi. Şimdilerde canımı sıksa birileri, fazla kafa yormuyorum ne yapmalı diye. Babaannem olsa ne yapardı diye sorunca, mesele halloluveriyor kolayca.

Rabbim! Ayetinde buyurduğun gibi, ’’… Onun beni sevgisiyle görüp gözettiği gibi, sen de onu merhametinle kolla‘’ **

Bir de…

Bir de beni affetsin.

*Lazca: Büyükanne

** isra Suresi:24

YASEMİN AKSOY

Son Güncelleme: 30.03.2018 16:21
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8