banner1

Nasıl Oldu da Japonya Teknoloji Devi Oldu?

Sadece Japonya’yı bile deyince aklımıza gelen otomobiller, robotlar, kullandığımız küçük elektronik cihazlar ve sürekli oynadığımız oyunlar olur. Artık nasıl bir güven kazandıysalar üzerinde “made in japan” yazan ürünleri neredeyse gözümüz kapalı almaya başladık.

Nasıl Oldu da Japonya Teknoloji Devi Oldu?

Sadece Japonya’yı bile deyince aklımıza gelen otomobiller, robotlar, kullandığımız küçük elektronik cihazlar ve sürekli oynadığımız oyunlar olur. Artık nasıl bir güven kazandıysalar üzerinde “made in japan” yazan ürünleri neredeyse gözümüz kapalı almaya başladık.

08 Şubat 2018 Perşembe 17:11
Nasıl Oldu da Japonya Teknoloji Devi Oldu?

Sadece Japonya’yı bile deyince aklımıza gelen otomobiller, robotlar, kullandığımız küçük elektronik cihazlar ve sürekli oynadığımız oyunlar olur. Artık nasıl bir güven kazandıysalar üzerinde “made in japan” yazan ürünleri neredeyse gözümüz kapalı almaya başladık. Hem de hiç sorgulamadan. Üzerinde Japon malı yazıyorsa tabi ki kalitelidir. Japonlar bu algıyı yaratabilmek için uzun süreçten geçtiler. Peki nasıl oldu da teknolojide bu kadar başarılı olabildiler? Üstelik bu kadar gelenekçi ve kapalı bir toplum nasıl olur da dünyanın teknoloji devlerinden birisi haline geldi?

19. yüzyıldan önce Japonya, dış dünya’ya kapalı tamamiyle kendi iç dinamikleriyle meşkul, baya muhafazakar ve gelenekçi bir toplum. Japonya ülkesi derebeyliklerine bölünmüş bulunmaktaydı o zamanlar. Bu derebeyliklerinin başında lordlar bulunurdu ve lordların da üst rüdbesi olan İmparatorlar olurdu yani “Şogun” bulunurdu. Japonya'da samuray adı verilen askeri sınıfın derebeylik benzeri yönetim sisteminin başında bulunan savaşçı sınıf yöneticisinin unvanı olan Şogun, bizim tarihimizdeki padişahlar gibi güçlü ve merkezi karakterler değildi. Daha çok lordlar arası sorunları çözen bir çeşit denge unusuruydu. Kapıları dış dünyaya kapalı olan Japonya 16.yy avurpalılarla karşılaştıklarında onları hiç sevmediler ve onları kendi topraklarından uzak tuttular, hatta gemilerin limanlarına uğramasına bile izin vermiyorlardı. Sadece Hollandalılarla kısıtlı bir ilişkileri vardı ve ticaretleri de bu şekilde kısıtlayıcıydı.

1945 – 2000 Yılları Arasındaki Ekonomik Kalkınma

Japonya, Hiroşima’ya maruz kalıp, kayıtsız şartsız teslim olması sonrası ABD tarafından tüm askeri birlikleri yok edilmiş ve ordu kurması yasaklanmıştır. Bu unsur devlet harcamalarına ve ekonomiye olumlu yansımış, sermaye kalkınmak için kullanılmıştır.

Savaş sonu Japonya’nın kişi başına düşen geliri $17 civarıdır. Japonya yönetimi fiyat artışlarını durdurmak ve tekelleşmeleri engellemek için yasalar çıkardı. Özellikle besin maddelerinin yetersizliği, fiyat ve ücretin denetim yetersizlik sonucu enflasyon oluşmuştur. Hiperenflasyon 1949 yıllarında iyice hafiflemiştir.

Japonya, sömürgelerini kaybetmiş ve anavatana göç edenler dahil 1947 nüfusu 78 milyondur. Fakat bu durum ucuz işgücü artışına bir sebep daha olması yanı sıra zaten kıt olan besin maddeleri fiyatları daha da fazla artış göstermiştir. Bu sebeple Japonya’da açlık baş göstermiştir.

1946 yıllarında demokrasiye adım atmak için seçimler olmuş, seçimler içerisinde liberal parti oyların üstünlüğünü almış ve başa geçmiştir. İlk defa kadınlar oy kullanmıştır. Bir taraftan geleneklere bağlılığı etkileyen bir anayasa hazırlanması sonucuyla da, imparatorun kutsal iradesine son veriliyor idi. Kuşkusuz bu tarz değişmeler ABD’nin etkisi ve baskısı tarafından gerçekleştiğinden kamuoyunun tepkisine sebep olmuştur. Aslında, ekonominin gelişmesi yanı sıra, bir yandan da Amerikan ekonomisinin gelişmesi anlamına geliyordu.

Bu durumlar içerisinde ülke kalkınmasına ilk olarak mali tedbirler alınmaya başlamıştır. Bu sebeple bütçe açıkları kapatılacaktı. Bir yandan 1950 Kore Savaşı çıktı. Bu savaş Japonya açısından bir fırsat oldu bir nevi. Sanayiye yeni dinamizm gelmiş oldu. ABD, Japonya’yı bir üs haline getiriyor, büyük ölçü de hizmet ve mal isteklerinde bulunuyordu. Bu istekler sanayide de büyük talep oluşturuyor, otomobil sanayisi ve makinenin gelişmesiyle yan sanayi de aynı şekil de büyüyordu. Japon sanayisinde verimi yüksek ve ucuz işgücünü oluşturan KOBİ’ler bu istek karşısında birleşmelere başlıyor, bu da maliyetleri azaltırken verimliliği çoğaltıyordu. Savaşın verdiği psikolojiyle yaralı ve bitkin düşen halk, sabırlı, dinamik, yetenekli ve düşük ücretle çalışmayı milliyetçilik irade amaçlı yürekten arz eder olmuştu. Bu işçiler kalkınmada en büyük rolü oynayacaklardır.

Yıpranmış ve eskimiş sermaye malları ABD’nin de yardımı ile yerini en yeni ve modern sermaye mallarına devretmiştir. 1947’de Çin’deki sosyalist ihtilal sebebi, Japonya’ya yapılan ABD yardımları çoğalmıştır. Bu durumlar ününde Japonya’yı darmadağın edip perişan hale getiren ve Japon fabrikalarındaki sermaye mallarının %30’luk kısmını alan ABD, Japon Kalkınması’nı çizmiştir. Bu sebeple hazırlanan ‘Dodge Planı’ şunları amaçlamaktaydı.

Bütçe harcamaları azaltılacak, devlet yatırımları kısıtlanacak ve tasarruf örnek gösterilerek özel kesime aktarılacak, kantitatif ve kalitatif kredi politikası amaçlanacak, sübvansiyonlar kısılacak, gerektiğinde sübvansiyonlar en verimli ihracata ve sanayilere verilecekti. Ancak güçsüz firmaların yerine geçmeye başlayan zaibatsular, ekonomide işsizliğe sebep vermiştir. 1948’de işsiz sayısı 240.000 iken bu rakam sadece bir yıl sonrası için 340.000 olmuştur.

1937 yılından beri gelişen batı taktikleri, savaşlar sonucu Japonya’ya gelememişken şimdi ABD ile ticaret sonucu sahip olunabiliyordu. Sanayileşmeyi kolaylaştıran bu yöntemler dışında hammadde düşüncesi Japonya, dev tankerlerle enerji ve hammaddesini sağlayarak üretim maliyetlerini de azaltmayı başlamıştı. Sonuç olarak yükselen verimlilik ve teknik bilgi, az üretim maliyetleri, çoğalan savunma sanayi dış talebi Japon mallarının fiyat rekabetinde üste çıkmasına ve ihracatın yükselerek ülkeye döviz getirisini sağlamaya başlamıştı. Kısaca 1945-1952 yılları arası başlıca üç büyük konu üzerinde durulmuştur:

ABD’nin Japonya’yı eski ekonomik yapıtlarının kalıntılarını temizleyip demokratik ve liberal bir devlet biçimine dönüştürmesi,

1948-1950 arasında ABD’nin Japon ekonomisinin yeniden biçimlenmesine yardım etmesi,

  • 1951’den sonra Kore Savaşı’ndan ötürü ABD’nin Japonya’ya adeta siyasi ve ekonomik bağımsızlık kazandırması.

Kore Savaşı’nın Japon ekonomisine etkisini kısaca şöyle özetleyelim:

Sanayi verimi düşüren faktörler kaldırılıyor, Mitsui ve Mitsubishi gibi zaibatsulara küçük firmaları birleştirme yetkisi veriliyor. 1951-1955 Beş yıllık kalkınma planında sanayi üretimi büyük ölçüde artmıştır.

Buradaki enflasyonun en büyük farkı; daha çok dış talepten kaynaklanmasıdır. Dünyada teçhizat mallarına dair talep şokuna Japonya’nın cevap vermesi gerekiyordu. Peki nasıl?

  • 1949-1950 yıllarında yetersiz satın alma gücünden dolayı birikmiş stokları vardı.
  • Daha öncesinde yapılan yatırımlar sonuç vermeye başlamıştı.
  • İşgücü rezervi hazır durmaktaydı.

Liberal partinin 1960’da %57 gibi bir oy farkıyla seçimde galip gelmesi bu gidişata daha da hız kazandırmıştır. Ortalama %10 olan büyüme hızı, 1960-66 arasında %14’e yükselmiştir.

Büyük yıkımın sadece 15 yıl ilerisinde Japonya, ABD ve Rusya ardından gelen 3. en büyük ekonomi durumuna ulaşmıştır.

Kimya, Makine, elektronik ve özellikle çelik üretimine verilen aşırı ilgi sonucunda ödemeler dengesi kapanmış hatta daha fazla vermeye başlamıştır. 1970 döviz rezervi 20 milyar Dolar’dır.

Japon ağır sanayisinin bu şekil de hızlı gelişimini sağlayan özellikleri kısaca yazmak gerekirse:

  1. Kore Savaşı,
  2. Dünya silahlanma yarışı ve silah talebindeki çoğalış,
  3. Anti-tröst kanunların engellemesi,
  4. Demir-çelik sanayinin geliştirilmesi,
  5. Yeni fabrikaların yapılışı,
  6. Tanker talebinin çoğalışı,
  7. İhracat çoğalışı,
  8. Eski üretim tekniklerinin terkedilmesi ve yeni tekniklerin devamlı geliştirilmeye çalışılması 1945’e kadar olan ekonomik mirasa ek olarak:
  • Dengeli gelir dağılımı,
  • İşçilerin şık giyinmeleri, işyerlerinin temiz tutmaları, birbirlerini selamlamaları ve birbirlerine gösterdikleri saygı,
  • Kendi üretim yöntemlerine göre teknoloji şekillendirmeleri,
  • Turizmdeki katedilen ilerleme,
  • Kesimler arasında dengeli gelişme,
  • Robotların üretimde hatasız yapmaları,
  • Çalışmaya istekleri,
  • Dış ticaretten ötürü hammadde ve bankacılık gibi sağladığı önemli imkanlar.
  • Firmaların AR-GE’ye büyük önem verişi,
  • Kore Savaşı,
  • Askeri harcamaların kısıtlanması.

Japonya’nın bu büyük yükselişinin bir önemli faktörü de MITI’dir. MITI, Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı Japon sanayisine ön ayak olan kurumdur. Sanayi politikaları tartışılarak hazırlanır. Bu tartışmalara bankalar, iş çevreleri, bilim adamları da dahil olur. Fiyatlar, tüketim ve üretim sorunu tartışılır. MITI, dışında başka ülkelerden en yeni teknolojiyi en az fiyattan ithal etmekte ve bunu sanayiye yansıtarak geliştirilmesine liderlik etmektedir.

1973 OPEC Petrol Krizi Japonya’yı da madur etmiş ve petrol kaynakları ithalata bağlı olan Japonya’nın enflasyonu artmış olsa da bunu fırsata dönüştürmeyi bilmiş, extra kaynaklara yönelmiştir. Her ne kadar maliyetler artmış olsa da bu pek çok endüstri sektörünün enerjiye bağılılığını azalttı ve üretimlerini çoğalttı.

Japonya Ekonomisindeki Durgunluk

Neredeyse 10 yılı aşkın olan durgunluğun genel nedenleri olarak şunlar gösterilebilir:

  1. Çin’in zamanlarında Japonya’nın yaptığı şekil de ucuz işgücü ile kalkınması.
  2. Yüksek tasarruf miktarına bağlı olarak iç talebin az olması,
  3. Yen’in Dolar karşısında artışı,
  4. Uluslararası piyasalar arası yükselen rekabet.
  5. BRICS ülkeleri yani; Rusya, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Çin Halk Cumhuriyeti.

1980lerin ortasında ekonomik çöküntüden sonra, 1986’da Japon ekonomisi genişleme dönemine girdi ve 1992’deki ekonomik durgunluk dönemine kadar devam etti. 1987 ve 1989 arası ekonomik büyüme %5, inşaat ve çelik gibi endüstriler 1980 ortalarında uyur konumda olmalarına rağmen büyümüşler ve rekor maaşlar ve istihdam yaratmışlardır.

İhracatın ekonomik gelişme sunduğu, 1960 ve 1970 krizlerinden farklı şekil de, 1980 krizinde iç talep artışı görüldü Japon ekonomisinde. Bu gelişim esas ekonominin yeniden yapılanmasına sebep verdi ve ihracata dayanmaktansa iç talebe doğru yönelindi. 1986’da çıkan bu krizde asıl sebep şirketlerin iç müşteriyi bir satın alma çılgınlığına yöneltmesiydi. Japon ithalatı, ihracatını geçti. Teknolojik gelişmelerdeki artış daha yüksek teknoloji talebi ve daha iyi yaşam standardı istenmesine sebep olmuştur.

1992 yılında ortaya çıkan krizle büyük bir endişe yaşandı ve 1992, Japon Ekonomisi için adeta en kötü yılıydı. Ekonomi, bu şokla 1993 yılını durağan geçirdi. Alınan ekonomik korumalar ve uygulanan paketlerle 1994’te yine olumlu hava esmeye ve ekonomi kendini toparlayarak hafiften yükselişe başladı. Ancak 1997 yılında Güney Asya’yı da içeren bir şekilde Japonya’da tekrar kriz başladı. Bu krizin etkisi 1998 sonuna kadar sürdü ve 1998 yılında Japon ekonomisi en kötü yıllarından birini yaşadı. Bu dibe vuruş ile 1999’da tekrar toparlanmaya başlayan ekonomi 2000 yılını durgun geçirdi. 2001’de ise ekonomik göstergeler düşüşe geçti.

200 yıl gibi bir süre zarfında kalkınarak dünyanın sayılı ekonomileri arasına girmeyi başaran Japon Ekonomisi 1970’lerden itibaren bir balon ekonomisi havasına sahip olmuş ve bu durum ‘92 yıllarında ortaya çıkmıştır.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner7