İskandinav Mitolojisi

İskandinav Mitolojisi

03 Ocak 2018 Çarşamba 16:48
İskandinav Mitolojisi

İskandinav Mitolojisi

İskandinav mitolojisi, bütünlüğünde birçok tanrı, diyar ve ırk barındırması sebebiyle her şeyin başlangıç vermiş olduğu Yaratılış süreci, bazı ortak noktalar barındırmakla birlikte, daha önceden yazdığım Yunan Mitolojisi’nden daha fazla karakter ile çeşitli mekânları içeriyor ve ön büyük özelliği diğer tüm mitolojilerden farklı olarak inandıkları tanrılar ölümlüdürler.

Bu inanç günümüzde Norveç, İsveç, Danimarka ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde yaşayan insanların Hristiyanlık dinini kabul etmelerinden çok önceki inançlarıdır.

İnancın en önemli simgesi “Yggdrassil” adında ki kutsal yaşam ağıcıdır. Vikinglere göre hayatları bu ağaçta başlar. Hayatın başlamasının sebebini bu ağaç olarak gören Vikingler, bu ağaca “Kader Ağacı” sıfatınını da yakıştırmışlardır. Bu ağacın Dünya’nın merkezindedir ve bu ağaç inanılmaz bir görkeme sahiptir. O kadar köklüdür ki, görselde de görüldüğü gibi bir ucu cehenneme ulaşmaktadır.

İskandinav mitoljisinin bir diğer kustal simgesi olan Valhalla’dır. Valhalla, tanrıların diyarı Asgard’da bulunan geniş ve kocaman bir kabul salonudur ve Odin tarafından yönetilir. İskandinav mitolojisinin cenneti olarak nitelendirebiliriz. Burada Odin, savaş esnasında kahramanca savaşarak ölenlere bir ziyafet hazırlatır ve onlarla beraber bu eğlenceye katılacağına inanılır.

Huzurlu bir şekilde ölenler Valhalla’ya gelemezler. Ayrıca doğum yaparken ölen kadınların da Valhalla’ya kabul edildiğine de inanılır. Kadın veya erkek fark etmeksizin, savaşta ölen herkes Valhalla’ya girmeye hak kazanır. Bu sebeple Viking savaşçıları asla savaştan kaçmaz, aksine zevk alır ve onur duyarlar özellikle savaşarak ölmekten. Savaş meydanında ölenlere Einherjar denir ve Valkürler tarafından at sırtında büyük salona taşınırlar.

Ziyafette yemek olarak yaban domuzu ve Schrimnir‘in eti ikram edilir. Domuzun eti salondaki herkes için yeterlidir. Bu yaban domuzu her sabah pişirilmesine rağmen, her gece tekrardan bir bütün haline gelir. Savaşçılar, içecek olarak keçi Heidrum‘un sütünden yapılan bal şarabından bol bol faydalanırlar. Zamanlarını birbirleriyle savaşıp, dövüşerek de geçirler.

Vikingler savaşçı bir millet olduklarından dolayı dini inançları ve kültürlerindeki mitolojik figürlerin hepsi savaşçıdır. Savaştaki acımasızlıkları ve korkusuzlukları yüzünden birçok millet tarafından barbar olarak tanımlanan bu insanlar hiç şüphesiz inançlarının getirisi olarak duygulardan ötürü korkusuzdurlar.

Yaratılış

İskandinav mitolojisi’nde başlangıç, “uçurum” olarak da adlandırılan “Ginnungagap”  vardı. Ginnungagap’ın kuzeyinde ise “Niflheim” denen karanlık, sisli ve ölümcül soğuğun hükümlüğünde bir diyar ve bu diyarın sınırlarında uçsuz bucaksız, donmuş on bir nehir bulunuyordu. Güneyde ise Niflheim’in aksine kızgın mı kızgın, kül edici sıcaklıkta ateşlerin olduğu kıvılcımların havada uçuştuğu “Muspelheim” adındaki bir diyar vardı. Muspelheim’deki kıvılcımların da Ginnungagap sınırını aşması ile hava ısındı ve donmuş, buz kesilmiş vaziyetteki nehirler erimeye başladı. Eriyen damlaların birikmesi ile bir beden oluşmaya başladı ve sonunda hem dişi hem de erkek olan ve yapılacak tüm aile ağaçlarının en tepesinde yer alacak olan, iki yaratıktan ilki, yani Ymir hayat geldi. Oluşacak tüm diyarlardaki varlıkların iki atasından biri olan Ymir’in terinden Dev nesillerinin türeyeceği erkek ve kadın devler vücut buldu. Eriyen damlalardan Ymir’in hayat bulmasından sonra havanın ısınmış olmasıyla Ymir’in yaratılışındaki süreç tekrarlandı. Bu şekilde ilkel form, inek olan Audhumla şekil buldu. Bahsedilen aile ağacının tepesindeki ikinci yaratık da ortaya çıkmış oldu. Ymir açlığını Audhumla’nın sütünü içerek giderdi ve süt sayesinde gitgide büyüdü. Audhumla ise karnını doyurmak için donmuş nehirdeki tuz parçacıklarını yaladı ve yaladıkça tuz kalıpları şekillenmeye başladı. Günler geçtikçe bir şeklin tuz parçacıklarının arasında belirmesinin sonunda ortaya bir erkek çıktı ve kendisi tanrıların atası Buri’di. Buri’nin oğlu Borr ise bir dev olan Ymir soyundan gelen Bestla ile evlendi. Bu evlilik sonucu Bestla ilk tanrılar Odin, Vili, Ve’yi doğdu. Böylece Aesir tanrılarının başı tüm tanrıların babası Odin hayat bulmuş oldu.İlk tanrıların doğumuna kadar olan bu süreç, iskandinav mitolojisinde bilinen diyar ve türlerin yaratılışı ve son hallerini alması için gerekli unsurların tamamlanma aşaması diyebiliriz. Geldik tanırıların yaşamlarına ve tanrıların babası konumunda olan Odin’e.

Odin

Bahsettiğim gibi iskandinav mitolojisinde “baş tanrı”, “tüm tanrıların babası” olarak anılan savaş, ölüm, şiir ve bilgelik tanrısı Odin, merak uyandırcı olduğu kadar insanın kafasında soru işaretleri yaratan hikayelerin de baş kahramanıdır. Bor ve Bestla’nın üç oğlunun ilki olan Odin, kardeşleri Vili ve Ve ile yaratılışın önemli birer parçaları olarak karşımıza çıkarlar. İlk Aesir tanrıları olan üç kardeş birlikte dünyayı yarattıktan sonra, ilk insan olan, çift Askr ve Embla’ya, Odin ruh, Vili akıl Ve ise görme, duyma ve işitme özelliklerini bağışlar. İlk tanrılardan olmalarına rağmen Vili ve Ve pek  bilinen isimler değillerdir. Odin gibi popüler bir ağabeyiniz olursa isimlerinizin arka planda kalması normal olsa gerek.Yakın dönemde yapılmış en çok bilinen bu tasvirinde Odin, tüm kapılarından 960 savaşçının geçebildiği 640 kapılı sarayı Valhalla’da, oturduğunda dokuz dünya’da olanları görebildiği tahtı Hlidskjalf’ta çizilmiş.

İki yanında kurtları Geri lakabı; Açgözlü ve Freki lakabı; Yırtıcı ile yanı başında iki kuzgunu Huginn lakabı; Düşünce ve Muminn lakabı; Hafıza bulunmakta. Kuzgunlar her gün dünyanın dört bir yanını dolaşıp, Odin’i olan biten hakkında bilgilendirirler.

Odin’in elinde hedefini hiç ıskalamayan, Dünya Ağacı (World Tree) Yggdrasil’in kutsal külünden yapılmış ve üzerinde kendi yazdığı büyülü rünlerin olduğu mızrağı Gungnir’i tutmakta.

Kurtların yanı sıra Odin’in bir de atı bulunmaktadır. Loki’nin kendisi yüzünden çıkan bir iddiada işlerin ters sonucu üzerine tanrıların öfkesindenk korunmak için olaya hinlik karıştırmak zorunda kalmıştır; bu sebeple kısrağa dönüşmesi ve bir aygırı baştan çıkarması gerekmiş, sonucunda da Loki’den olma Sleipnir dünya’ya gelmiştir. Sonrasında ise Loki, sekiz ayağı olan, yerde, denizde ve havada çok hızlı şekilde yol alabilen Sleipnir’i Odin’e vermiştir.

Odin denince akla gelen ilk fiziksel özellik ise tek gözünün olmamasıdır. Gözü ile ilgili hikaye ise şöyledir; Dünya Ağacı Yggdrasil’in kökleri arasında bir bilgelik kuyusu bulunmaktadır. Odin bu kuyudan bir yudum içmek için yanıp tutuşarak gittiğinde, kuyunun koruyucusu olan bilge Mimir, Odin’in bu isteğine karşı çıkmıştır. Odin, kuyudan bir yudum içebilmek uğruna bir gözünü oyar ve kuyuya atar. Bunun üzerine Mimir gerekli diyetin yerine getirildiği kabulüyle boynuzunu kuyuya sokar, doldurur, Odin’e uzatır. Böylece amacına ulaşmak için gözünden olmayı göze alan Odin, suyu zevkle içer ve arzu ettiği bilgeliğe kavuşur.

Başka bir söylentiye göre ise, Odin, mızrağı Gungnir ile kendini Dünya Ağacı Yggdrasil’a asar ve dokuz gün dokuz gece aç ve susuz bir şekilde asılı kalır, bu sebeple büyülü rünlerin bilgeliğini de kazanmış olur. Hatta bu anlatımdan halk arasında “herkesin yemek yediği bir yerde yemeyen bir gezgin var ise bilin ki o Odin’dir” söylemi oluşmuştur.

Vasir’in Mimir’i öldürmesinden sonra ise Odin Mimir’in kafasını almış ve O’ndan daha birçok bilgi öğrenmiş; çok acil ve ani karar verilmesi gereken durumlarda da Mimir’in kafasına danışmayı ihmal etmemiştir.

Odin’nin, diğer sıfatlarından biri olan şiir tanırısı lakabını kazanışı ile ilgili hikaye ise şu şekildedir:

Aesir ve Vanir arasındaki kısa süreli barış sırasında her iki tarafın tanrılarının bir kaba tükürmesi sonucu bilge Dev Kvasir meydana gelmiştir.

 Kvasir herkesi dolaşıp bilgeliğini paylaşıp, herkese yardımcı etmeyi amaç edinmiştir. Kvasir ile bilgiden hiç hazetmeyen iki cüce kardeş Fjalar ve Galar’ın yolları kesiştiğinde ise, iki cüce Kvasir’i öldürüp kanını süzerler. Süzülmüş kanı bal ile karıştırarak fermante ederler ve ortaya efsanevi şiir şarabı olarak anılan içki ortaya çıkar. Babasının öcünü almak isteyen Dev Kvasirin oğlu Suttungr iki cüceyi medcezir sebebi ortaya çıkan bir adaya koyarak onları ölüme terketmekle tehdit eder. Dev’in elinden kurtulmak için cüceler elde ettikleri içkinin hepsini kan parası olarak Dev’e vermeyi kabul etmek zorundadırlar. Odin bu şaraptan içmek ister. Hikayenin bundan sonrası iki ayrı şekilde devam ediyor ve aynı sona bağlanıyor. Birci versiyon da içkiden içmek için yola koyulan Odin, Suttungr’ın kardeşi Baugi’ye çalışan çiftçilerin kör uçlu tırpanlar ile hasat topladığını görür ve bir tırpanı taş yardımı ile keskinleştirir, hasadın ne kadar kolay yapıldığına inanamayan çiftçilerin ortasına bileği taşını atar. Taşı kapmak için birbirine giren çiftçiler keskin uçlu tırpanın kafalarını saplanması sonucunda ölürler. Baugi çalışacak adamı kalmadığı için üzülürken Odin, Dev’e kendini Bölverk olarak tanıtır ve tüm yaz çalışıp hasadı tek başına toplayabileceğini söyler. Hasat sonunda ise çok yorulduğu için şaraptan bir yudum içmek istediğini söyler. Baugi tamam dese de abisi Suttungr buna razı gelmez. Bölverk (yani Odin) şaraba ulaşabilmek için Baugi’yi dağı delmesi için kandırır. Dev’in dağı delmesinden sonra bir yılana dönüşerek delikten içeri giren Bölverk kazanlara ulaşır ve üçüncü yudumunda tüm içkiyi içer, kartala dönüşerek Valhalla’ya uçar. Bu hırsızlığın farkına varan Dev Suttungr, Odin tarafından kandırıldığını fark eder ve

kartala dönüşerek Odin’in peşine düşer. Valhalla’nın semalarında tur atan kartalı görenler ne kadar kabı var ise hemen hazırlarlar ve peşinden gelen Suttungr’dan kıl payı kurtularak midesindeki tüm şarabı kaplara çıkaran Odin’e uzatırlar.

Kılık değiştirmede oldukça yetenekli olan Odin, büründüğü karakterler sebebiyle onlarca ismi bulunmakta. İsimlerinden biri Woden olan Odin, böylelikle Çarşamba gününün de (Wednesday) isiminin babasıdır.

Odin’in yaşamında ne kadar hırslı, istediği sonuca ulaşmak için kendine dahi acı çektirmeyi göze alıp her isteğini elde eden bir tanrı olduğu görüyoruz. İsteğini elde etmesinin yanında, elde ettiği özellikler ile egosunu tatmin etmekten de geri kalmamış.

Buna örnek bir başka hikaye ise şu şekilde; Odin, bir gün ne kadar çok şey bildiğini ortaya koymak için Vafthrunir’i ziyaret etmeye gider. Vafthrunir’in salonuna varınca nazik olmaktan çok uzak bir tavırda Dev’e seslenir. Dev onu salona alır ve bir soru sormaya başlar. Kendini Gangrad olarak tanıtan adamın oldukça bilgili olduğu kanısına varan Dev, adama bir yarışma teklif eder. Yarışmada birbirlerinin bilgilerini sınayacaklar ve kaybeden kellesinden olacaktır. Gangrad’ın sorduğu tüm soruları cevaplayan dev son soru ile tongaya düşer. Soru şu şekildedir; Odin’in kazara öldürülen oğlu Baldr’ın bedeni yakılmak üzere odunların üzerindeyken Odin oğlunun kulağına ne fısıldamıştır? Tabi ki bu sorunun cevabını sadece Odin’in kendisi bilmektedir. Bu sebeple dev kendini Gangrad olarak tanıtan kişinin Odin’in kendisi olduğunu ve kandırıldığını fark eder. Ve şunları söyler;

“Kimse bilemez o kadim zamanlarda,

Oğlunun kulağına senin ne fısıldadığını.

Bittim artık ben, eski öykülerimi anlattım hep,

Ve tanrıların yazgısını da söyledim.

Şimdi biliyorum ki yarıştığım kişi Odin’di,

Her zaman en bilge olan.”

Bu sebeple Odin kendi egosunu tatmin ederken kandırılan dev kellesinden olur. Bunlar gibi başka birçok anlatımda da Odin’in kandırmacalarını, haklı çıkmalarını, her isteğini elde etmelerini barındıran maceraları bulunmaktadır.

Thor

Odin’den sonra gelen en önemli tanrı olarak kabul edilir. “Altın saçlı tanrıça” Sif ile evlidir. Thor, Odin’in oğludur. İskandinav mitolojisinde en güçlü tanrısıdır. İki sihirli nesneye sahiptir. Bu nesnelerin birisi Mjöllnir, adının anlamı “parçalayıcı” olan koca bir çekiçtir. Çekici Brokk ve Eitri isimli iki cüce kardeş yapmışlardır.

Çekiç yapılırken Loki sinek kılığına girip cüceleri ısırarak rahatsız eder ve bir kaza olur. Çekicin sapı kısalır.

Bu iki cüce ayrıca bu çekice sadece bir özellik vermekle yetinmemişlerdir. Çekiç, Thor’un kolayca saklayabilmesi için küçülebilir ve Ayrıca düşmana atılınca, düşmana tüm gücüyle çarpar ve sahibinin eline geri dönerdi. Thor kılık değiştireceği zaman çekici ile kendi yörüngesinde hızlıca döner. Fırtınaları çekici ile kontrol edebilir, yağmurları onunla yağdırır.Onun güçlü olmasını sağlayan diğer nesne de altın bir kemerdi. Bu kemeri takar takmaz gücü ikiye katlanırdı.


Ayrıca İskandinav tanrıları arasında en kurnaz en kötüsü olan Loki, Sif’e “Seni seviyorum, benimle evlen” der. Sif, namuslu bir tanrıça olduğundan kabul etmez. Loki bu duruma çok sinirlenir ve bir gece Sif uyurken yanına gidip uzun saçlarını keser, kestiklerini de yakar. Artık Sif hiç çekici değildir. Thor da uyanınca bunu görür ve Sif’ten boşanmak yerine onun intikamını almaya karar verir. Bu işi ancak Loki yapar diye düşünüp Loki’nin yakasına yapışır. Loki de can korkusundan özür diler ve cüce İvaldi’nin oğullarına gider. Bu ünlü cüce demirciler Sif için altından saç telleri yaparlar, Loki de bu saçları bizzat Thor’a kendi elleri ile verir. Thor altın saçları eşine takınca “Altın saçlı tanrıça” lakabı bu şekilde almıştır. Altından olan tel saçlarla daha da çekici olduğunu düşünen Thor onunla birlikte olur. Bu ilişkiden sonra da Thrud aldı bir kızı, Lorride adlı da bir oğlu olur, dördü beraber Thrudheim’deki 540 odalı Bilskirnir isimli saraylarında yaşarlar. Her ne kadar kısa bir yazı hazırlamış olsam da bir çok hikayesi ve yaşadığı mecraları vardır.

Loki

Loki İskandinav mitolojisinde Kötülük tanrısıdır. Loki, İskandinav tanrılarının savaşıp yendiği Buz Devlerin’den biridir. Babası Farbauti annesi Laufeydir. Savaş esnasında Buz Devlerine ihanet ederek Aesir Tanrılarına önemli bilgiler vererek savaşın seyrini oldukça büyük bir şekilde değiştirmiştir. Bu hareketi Odin’in onu kan kardeşi olarak kabul etmesini sağlamıştır.Loki karmaşık bir karaktere sahibtir. Diğer Aesir Tanrıların’a oyunlar oynayarak eğlenir. En onemli tuzaklarından biri kör tanrı Hodr’i kandırarak, Odinin oğlu Balder’in öldürülmesine sebep olmuştur. Bu hareketinden sonra Odin, Loki’yi kan bağından cıkarmış, dünyanın derinliklerindeki bir mağaraya hapsedilmiştir. Ayrıca tıpkı Odin ve Thor gibiLoki’de şekil değiştirme gücüne sahiptir. Loki’nin, Angrboda ile evliliğinden Jormungandr, Fenris/Fenrir ve Hel adında cocukları vardır. Sigyn ile olan evliliğinden ise Narfi ve Vali adlı iki cocuğu bulunmaktadır.

Loki mağarada öldürülen oğlu Narfi nin bagırsaklarıyla bir taşa bağlanmış olarak yatmaktadır. Tepesindeki sarkıtlara dolanmış dev yılanın ağzından akan zehir gözlerine damlamakta ama eşi Sigyn elindeki tahta kapla Loki’yi korumaya calışmaktadır. Ancak kap doldugu zaman, boşaltmak icin uzaklastığında Loki zehirden etkilenmekte ve bu da İskandinav inançlarına göre depremlere sebep olmaktadir. Bu ceza İskandinav mitolojisinde mahşer günü olarak adlandırılan Ragnarok’a kadar devam edecektir.
Ragnarok geldiğinde Loki, Odin’in oglu Heimdall ile dövüsecek, bu dövüşün galibi olmayacak ve her ikisi de savasta ölecektir.

Son Güncelleme: 03.01.2018 17:06
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8