Asık surata alerjim var

Çocuk ebeveynden alacağı onaya konsantre olduğu sürece onların doğru ve yanlışı ekseninde sınırlandırılmış bir dünya kuruyor kendisine.

Asık surata alerjim var

Çocuk ebeveynden alacağı onaya konsantre olduğu sürece onların doğru ve yanlışı ekseninde sınırlandırılmış bir dünya kuruyor kendisine.

04 Nisan 2018 Çarşamba 14:17
Asık surata alerjim var

Mevlânâ Hazretleri’nin “Övgüye ihtiyaç duymayanın dünyada zor işi olmaz.” sözü haberimizin hülasası. Kalabalık bir otobüsteki delici bakışlardan yerin dibine geçiyorsanız, üç sene önce alıp giyemediğiniz yeşil kazak dura dura eskidiyse, profesörün sorusuna cevap için havaya kalkmayan sol elinizden usandıysanız muhtemel ki haberin hedef kitlesine dâhilsiniz. Ve kokoreç yediğini gizleyen genç hanımefendi siz de ‘beğenilmeme korkusu’ yaşıyor olabilirsiniz. Giyimden yeme içmeye kadar her işimizde “başkalarının üzerindeki etkimiz” ekseninde dönüp duruyoruz. Bu ruh hali toplum içinde ayakta kalabilme yöntemi olarak tarif edildiğinde yaşamsal bir ihtiyaç olarak görünüyor. Lakin psikolojik rahatsızlıklarla ‘asık surat alerjisi’ arasında son derece şeffaf bir sınır söz konusu. Herkesin onayını, takdirini alma ihtiyacı ‘bağımlı kişiliğe’ yol açabiliyor.

Hemen bir karakter profil çizelim. İşiniz iyi, kazancınız yerinde. Ama her ne hikmetse eşiniz, çocuğunuz, aileniz yaptıklarınızı tasdiklemeden huzura eremiyorsunuz. Bir fikrinizi paylaştığınızda ‘harika’ yerine kazara ‘Bilmiyorum’ duyduğunuzda kendinize gelemiyorsunuz. Etrafınızdakilerden sizinle alakalı olumsuz bir yorum duyduğunuzda karalar bağlıyorsunuz. Bir iş yaptığınızda birilerinden “Bu iyi olmuş” cümlesi duymazsanız bir yanınızı eksik hissediyorsunuz, hatta becerilerinizden şüphe duyuyorsunuz. İşte psikoloji sıraladığımız durumların tümünü ‘asık surat alerjisi’ başlığı altında topluyor.

Ne başına buyruk ne de bağımlı

İnsan neden onaylanma, beğenilme ihtiyacı hisseder? Psikolojiden çok önce felsefenin ilgilendiği sorular arasındaydı. Biz o kısmı es geçip ruhsal açıdan kabul görme isteğini Psikolog İlkten Çetin’den dinleyelim: “Her insan toplumsal hayatın bir gereği olarak kabul görmeyi ister. Ancak bu isteğin aşırılığı, seçimlerimiz ve kendilik değerimiz üzerinde olumsuz etki oluşturabiliyor. Dahası psikolojik rahatsızlıklara da sebep olabiliyor.” Psikolog Çetin, onay bağımlısı kişilerin en fazla kendine zararı dokunduğu kanaatinde. Başkalarının ne düşündüğü, ne hissettiği o kadar önemli oluyor ki, kişi artık kendi sesine sağırlaşıyor. Ne yapacakları konusunda çevresindekilerin müsaadesi gerektiğinden performansları düşebiliyor. Başarılı olabilecekleri yerde geride durmaları asık surat alerjisine yakalananların ortak özelliği.

Muhatabının ‘evet’ine muhtaç karakteri oluşturan taşlar çocuklukta yerine oturuyor. Bu topraklarda başkalarının hakkımızdaki fikirleri üzerine beyin zonklatana kadar düşünmenin yabancısı değiliz. Bu alışkanlığı hayatımızın ilk yıllarında kazanıyoruz. Çocuklukta ailemizin başkaları yüzünden bizden esirgedikleri veyahut aksine fazla fazla verdikleri bizi onay bağımlısı yapabiliyor. Farz-ı misal, şahsi ihtiyaçlarını görebilen miniğin, bütün gereksinimleri anne tarafından karşılanıyorsa, babadan gereken güven duygusu alınamıyorsa tehlike sinyalleri çalıyor demek. Anne-babanın çocuğun davranışlarına tepki biçimi yetişkinlik döneminde kişinin özgüven eksikliği yaşamasının müsebbibi. Özgüven eksikliği pek çok sorun gibi, tasdik ihtiyacının giderilmesi için onarılmak durumunda. Çocuk ne başına buyruk olacak kadar serbest ne de hep ebeveyne yapışık yetiştirilmeli. Kendi fikirleri, kendi tercihleri olan bir çocuk yetiştirmek sabır ve özveri işi. Lakin hayatı boyunca kendisi dışında herkese kıymet veren biri olmaması için uğraşmaya değer uzmanımıza göre.

Çocuk ebeveynden alacağı onaya konsantre olduğu sürece onların doğru ve yanlışı ekseninde sınırlandırılmış bir dünya kuruyor kendisine. Bu suni sınırlar din eksenli olmadığından çocuğun manevi eğitimini zedeliyor. Kur’ani bir bakış açısıyla çocuğu istişareye ve hürmete alıştırmak konumuzun dışında kalıyor elbette.

Depresyonda onay ihtiyacı artar

Depresyon yaşayanlar, değişmez bir hismiş gibi değersiz olduğuna emindir. Zaten Psikoloji Kuramcısı Dr. Aaron T. Beck, depresif hastaların yüzde 80’inin kendisinden hoşlanmadığını ispatlamış durumda. Depresif hastalar değerli buldukları alanlarda kendilerini yetersiz olarak görüyor. Zekâ, başarı, dikkat çekebilme, sağlık gibi konularda muhataplarının da onu ‘eksik’ gördüğü kanaati oldukça güçlüdür. Bu durumda söz konusu kişi tasdikin iyi ve gerekli olduğuna her zamankinden daha fazla inandığı için psikolojik sorunlarını katlayabilir. Eğer onaylanmazsa terk edildiğini ve sevilmediğini düşünebilir. Dahası, biri kendisine işe yaramaz, aptal ya da sevilmez olduğunu söylerse, bunlar doğruymuş gibi hisseder.

Daha önceleri böyle bir ihtiyaç yoktur çoğu zaman. Depresyonun prangalarından biri olarak görebilirsiniz bu ihtiyacı. Örneğin, eşiniz sizi nasıl görmek istiyorsa öyle olmaya çalıştığınız halde kendi taleplerinizi dile getiremeyebilirsiniz. Asabiyet içinizde kabarsa da dışarıya güller saçıyor olmanız durumu düzeltemez. Zira bu durum giderek umutsuz bir hâl alır, sürekli onay kazanmak için çabaladığınızda ruhsal çöküntüye daha da saplanırsınız. Böyle darboğaza girmek yerine hayatın olumlu taraflarını ölçü almak çare olabilir. Üstesinden gelemediklerinizden ziyade gelebildiklerinize odaklanmak zor olsa da bir adım olarak kayda değer zannederiz. Psikolojinin mottolarından birine sığınarak söyleyelim, “Onay iyi hissettirir ancak kendinize güveninizi buna dayandıramazsınız.”

“Ameller niyetlere göredir.” Başkalarına iyilik ya da yardım yaparken sadece mümin gibi davranmayı ümit edebilirsiniz. Çevresindekilerin övgü ve sevgisine mazhar olabilirsiniz. Bu durumda her davranışı ‘onay arzusu’yla yaptığınızı söylemek yanlış olur. Büyüklerimizin dediği üzere, “marifet iltifata tabidir” Güzellikler takdir edilmezse yok olup gider. Mesele o iltifatlar için kendinizi tüketmeyip ilkelerinizle hareket ediyor olmanız.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8