‘Ben merkezli düşünme’ döneminden, ‘sosyalleşme’ evresine geçen çocuk,

İki-üç yaşını kapsayan ‘ben merkezli düşünme’ döneminden, ‘sosyalleşme’ evresine geçen çocuk, ‘paylaşma’ kavramıyla tanışır. Bu evrede sahip olduğu şeyleri kaybetme korkusu yaşadığı için hiçbir şeyini paylamak istemez.

‘Ben merkezli düşünme’ döneminden, ‘sosyalleşme’ evresine geçen çocuk,

İki-üç yaşını kapsayan ‘ben merkezli düşünme’ döneminden, ‘sosyalleşme’ evresine geçen çocuk, ‘paylaşma’ kavramıyla tanışır. Bu evrede sahip olduğu şeyleri kaybetme korkusu yaşadığı için hiçbir şeyini paylamak istemez.

04 Nisan 2018 Çarşamba 11:25
‘Ben merkezli düşünme’ döneminden, ‘sosyalleşme’ evresine geçen çocuk,

Okulöncesi dönemini yaşayan çocuklar için ‘paylaşımcı olma’ konusu zor bir basamaktır. Bu dönemde eşyalarını kimseyle paylaşmak istemezler. İşte parktan bir manzara: Dört-beş yaşlarındaki kız çocuğu topuyla oynarken yaşça kendisinden daha küçük bir erkek çocuğu yanına gelir. Küçük kız, çocuğa gülümser. Karşısındaki minik ise topu ister. Kız, topunu hiç tereddütsüz miniğe uzattığında paylaşımcı bir çocuk izlenimi verse de birkaç saniye geçmeden hemen topunu geri alır. Annesi küçük hanıma, “Kızım kardeş birazcık topunla oynasa olmaz mı?” diye müdahale ettiğindeyse beklenen cevap gelir: “Hayır, o benim!” Bu türden manzaralara hemen hepimiz şahit oluruz. Bu sorun okulöncesi çağını yaşayan çocuk sahibi ebeveynlerin en büyük şikâyetleri arasında yer alır. Bu evrede küçük birey, sahip olduğu şeyleri kaybetme korkusu yaşar. Oyuncaklarını arkadaşına vermesi söylendiğinde, onu geri alamama endişesi taşır. Çünkü oyuncağı üzerindeki kontrolünü ve sahiplik duygusunu yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Doğal olarak tepkisi “Vermem!” olur. Onun paylaşmaya karşı bu kaygılı ve öfkeli tepkisini biz yetişkinler anlamakta biraz zorluk çeksek de bu, çocuğun gelişimsel döneminin bir parçası. Bununla birlikte paylaşım duygusu, doğuştan gelen bir özellik olmadığı için sonradan kazandırılması gereken bir alışkanlık olduğu da unutulmamalı. Yoksa bu geçici evrenin çocukta kalıcı bir özellik halini alarak, bencil bir çocuğa dönüşme ihtimali söz konusu...

Zorlamadan öğretmek gerekir

Paylaşmayı öğretmek için çocuğu zorlamak, oyuncağını zorla elinden almak, tehdit etmek, ceza vermek gibi yöntemler, onun bu davranışa olan öfkesini artırır. Bu nedenle, minikleri 5-6 yaşından önce verici olma konusunda zorlamadan öğretmek gerekir. Bu alışkanlığı öğretirken ilk önce, ona inisiyatifin kendisinde olduğu hissettirilmeli. “Şimdi beraber oyuncaklarınla oynayalım. Bana hangisini vermek istersin?” gibi ifadeler çocuğun paylaşmaya karşı direncini kırar. Çünkü bu türden yaklaşımlarla, sahip olduğu nesneler üzerinde hâlâ kontrolünün bulunduğunu hisseder. Seçim yapma ve karar verme hakkına sahip olmak, çocuğu paylaşımcı olmaya daha sıcak bakmasını sağlar. Çevresindeki büyükleri, bu davranışı pekiştiren örnekler sergilerken görmek de küçükler için önemli. Pedagog Seda Ekici, onların paylaşmayı öğrenebilmesinde gözlem ve rehberliğin oldukça etkili bir yöntem olduğunu söylüyor. Ekici’ye göre bu yolla minikler, sahip olunan bir şeyin başkasına verildiğinde geri alınabildiğini ve paylaşım sayesinde karşılıklı bir güven ilişkisi kurulabildiğini görüyor. Bunun dışında çocukla oynanan ‘alma-verme’ temalı bir oyunlar da oldukça öğretici oluyor. Ekici, ayrıca istenen oyuncağı verdiği zaman takdir, gülümseme, tebrik gibi olumlu pekiştireçlerle karşılaşan çocuğun, daha kolay ve kalıcı alışkanlık kazandığını belirtiyor.

Kardeşler arası paylaşım

Paylaşma alışkanlığı çocuğa kazandırılırken, nasıl ve ne zaman bu davranışın sergilenmesi gerektiğini öğretmek de önemli. Kendisi için çok özel olan oyuncağı başkalarına vermek zorunda olmadığı ifade edilerek paylaşmak istediği oyuncaklarla, kendine saklamak istediği oyuncaklar ayrı kutulara yerleştirilebilir. Böylece arkadaşlarıyla oynarken vermeyi kabul ettiği kutudan oyuncaklar seçilerek sorun yaşama ihtimali ortadan kalkmış olur. Ancak paylaşmak durumunda olduğu kişi evin içinde ise bu yöntem işe yaramayabilir. Her ne kadar kardeşi olan çocukların paylaşma duygusunun daha kuvvetli olduğu görüşü yaygın olsa da bu konu çoğu zaman kardeşler arasında ciddi ve sürekli çatışmalara neden olabiliyor. Küçük kardeşi ağlıyor diye elindeki oyuncağı vermek zorunda kalan çocuk, kendi haklarına kimsenin saygı duymadığı düşüncesine kapılabiliyor. Bu da kardeşe ve anne-babaya karşı öfkelenmesine neden oluyor. Bu durumun önüne geçmek için Seda Ekici, kardeşler arasında hiyerarşinin sağlanması gerektiğine dikkat çekiyor. Yani çocukları tek taraflı olarak fedakârlığa davet etmek yerine iki taraf da birbirini anlamaya yönlendirilmeli. Örneğin yaşça büyük olana, oyuncaklarıyla kardeşinin de oynamasına izin vermesinin öneminden bahsedilerek teşvik edilebilir. Küçüğüne ise ağabeyinin ya da ablasının eşyasını verip vermeme hakkı olduğu anlatılabilir. Çocuğun, anlatılanları anlayamayacağı kadar küçük olması halinde ise dikkatini başka şeye çekerek, büyük kardeşin vermek istemediği eşyayı almadaki ısrarından vazgeçirilebilir.

Yalnız maddî şeyler paylaşılmaz

Paylaşma konusunda küçüklere öğretilmesi gereken önemli bir nokta da paylaşımın yalnızca maddiyattan ibaret olmadığı. Maddi şeyler dışında duyguların, düşüncelerin, acıların ve sevinçlerin de bölüşülebileceğini öğretmek gerekir. Sorunu olan bir kimseye yardım etmenin, üzülen birine teselli vermenin ya da sevincine ortak olmanın da bir paylaşım olduğunun anlatılması önemli. Bu değerleri daha küçükken öğrenen çocuk, bencillikten uzak büyüyor. Çevresine karşı daha duyarlı hale geliyor.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8