Bugünü dünle harcamayın

Takılıp kaldığımız geçmiş,bugünkü yaşantımızı olumsuz etkilemeye başladıysa çözülmesi gereken bir problemle karşı karşıyayız demektir.

Bugünü dünle harcamayın

Takılıp kaldığımız geçmiş,bugünkü yaşantımızı olumsuz etkilemeye başladıysa çözülmesi gereken bir problemle karşı karşıyayız demektir.

04 Nisan 2018 Çarşamba 13:39
Bugünü dünle harcamayın

İnsan, ne düne söz geçiriyor ne de yarına. Elimizde sadece bugün var. Yaşadığımız anın iradesini ise çeşitli bahanelere kurban edebiliyoruz. Hepimizin zaman zaman yaşadığı, geçmişe takılma hâli, bu mazeretlerin en büyüğü belki de. Zira mevzu bahis olan geçmiş, bir anda bugüne dair her şeyden önemli hale gelebiliyor. Bugünü ‘dün’ ederek yaşanan bir hayat ise dünyaya geliş sebebimizle çelişiyor.

Şimdiyi, eskiyle ilişkilendirmek olayları yanlış yorumlamamıza sebep oluyor. Zamanı, mekânı ve kişileri bambaşka olan iki olayın sebepleri de sonuçları da kendi içindeki şartlara göre değerlendirilebilir. Kimse bugünü, dünle harcamak istemese de kendimizi bir anda böyle bir hâlin içinde bulabiliyoruz. Bu konudan muzdarip olanlarımıza yol göstermesi niyetiyle travma terapisti psikolog Gülten Türer’le konuştuk. “İnsanlar, maruz kaldıkları herhangi bir olaya karşı psikolojik olarak dayanıklılıkları yoksa bunun üstesinden gelemedikleri için, geçmişe takılıp kalma durumu ortaya çıkıyor.” diyerek izah ediyor meseleyi. Terapist Türer’e göre, yaşadığımız her olay davranışlarımızda ve düşünce yapımızda değişikliklere yol açıyor. Duygu değiştiğinde düşünce, düşünce değiştiğinde davranış değişmeye başlıyor. Başımıza gelen hadiselerin travma haline gelmemesi için, bizi sürekli geçmişe götüren o kısır döngüye girerek duygu ve düşüncemizi değiştirmemiz gerekiyor. Bu dönüşüm esnasında bir uzman yardımı almak önemli. Her olay travmatik etki bırakmıyor. Kişilik özellikleri, anne-baba tutumları, çevresel faktörler ve kültürel özellikler bunda belirleyici oluyor.

Deneyimli olduğumuz konuda dayanıklıyız

Doğduğumuz andan itibaren aşamalarla bu dünyaya ve ahirete yetkin bir insan olmaya çalışıyoruz. Allah’a (cc) arızasız yönelme niyetiyle hepimiz, insan-ı kâmil olma yolunun birer yolcusuyuz. Düşmeler ve sürçmeler bu yolculuğun birer parçası. Doğruyu ve gerçeği en çok hata ve yanlışlarımızdan öğreniyoruz çünkü. Allah’ın nezdinde müspet olana yaklaşırken ortaya çıkan hadiseler de değişmesi ya da öğrenmemiz gereken bir şeyler olduğunun işareti. Başımızdan geçenlere bu şekilde baktığımızda geçmiş şimdiye uzanmıyor. Bugünümüzde dünden farklı mülahazalarla meşgul olabiliyoruz. Aksi takdirde, anımızı geçmiş penceresiyle değerlendirmeye mahkûm oluyoruz.

Deneyimlerin, insanların olaylara karşı dayanma gücünü artırdığına değinen Gülten Türer, maruz kaldıkça aynı olayın etkisinin azaldığını belirtiyor.

Ölüm, afet, taciz gibi uç hadiseler haricinde bizi geçmişe mahkûm eden normal olayların reçetesini ise, affetmek ve unutmak olarak özetliyor. Tabii yaşadığımız müddetçe karşımıza çıkan her durumda ihtiyacımız olan şey başımızdan geçenlerden edindiğimiz tecrübeler. Ruh halimizi, hislerimizi ve bakış açımızı geçmişle kısıtladığımızda elimizde kalan tek şey karşılaştığımız yeni hadiseler karşısında verdiğimiz aşırı tepkiler oluyor. “Bütün bunlar benim başıma geliyor”, “Ben kötü bir insanım ki cezalandırılıyorum”, “Ben değersiz biriyim, o yüzden terk edildim” gibi çıkarımlar düşünce yapımızı zehirliyor. Zamanla olay travmatik bir hâle geliyor. O halde aşamadığımız mı yoksa ders çıkardığımız bir geçmiş mi tercihi yapmamız gerekiyor. Aşmayı tercih ettiğimizde önce kendimiz olmak üzere geçmiş failleri affedebiliyoruz. Affetme düşüncesiyle de unutmamız kolaylaşıyor.

Geçmişin stresiyle başa çıktığınız bugünü yaşayın

Takılıp kaldığımız geçmiş, yaşantımızı etkilemeye başladıysa ve bundan dolayı zorluklar oluşuyorsa çözülmesi gereken bir problemle karşı karşıyayız demektir. Burada yeni yaşadığımız üzücü bir olay karşısındaki tutumumuzdan bahsetmiyoruz. Üzerinden 2 ay kadar bir süre geçtiğinde tabii olan anormal tepkimizin yerini normale bırakması gerekiyor. Örneğin, bir deprem olduğunda, bir yakınımızı kaybettiğimizde ya da boşandığımızda her zamanki gibi davranmayı sürdüremeyiz. Afetzedeler bir süre deprem korkusunu yaşar. Masanın ayağına bile vursanız deprem oluyor zannederler. Vefat psikolojisi ise bambaşka tepkileri doğurur. Boşanma olayından sonra bir süre birilerine güven duymakta zorluk çekmemiz doğal. Ancak yaşadıklarımız zaman ilerledikçe, değişmeyen, bizde stres oluşturan davranışlara dönüştüyse bir uzman tarafından müdahale edilmesi elzem.

Olayları yorumlarken, meseleyi kendi içinde değerlendirmek gerekiyor. Eğer işin içine kendimizi de dâhil eder ve suçlarsak o zaman travmanın boyutu büyüyor. Hâlbuki yaşadığımız olayın bizde oluşturduğu stresin üstesinden gelebilirsek, kendimizi rahatlatabiliyoruz. Hepimizin kendine göre, stresle baş etme yöntemleri olduğunu söyleyen uzman psikolog Türer, bunları en çok takılıp kaldığımız geçmiş karşısında kullanmamızı tavsiye ediyor.

Anahtar Kelimeler:
Psikoloji
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8