Terbiye cezada değil

Çocuklar, her evin biricik varlıkları... Kiminin ağzını bıçak açmazken, kimi de yaramazlıkta bir numara. Ebeveynler de en çok çocuklarının bu yaramazlıklarından şikâyet ediyor. Bazen ödül yardımıyla baş edebilseler de, çoğu zaman onları ‘ceza’ yöntemiyle terbiye etmekten kendilerini alamıyorlar. Fakat üslubun yanlışlığı yahut uygulanan şiddet, çocuğu yaptığı hatadan döndürmek yerine inada sevk ediyor. Peki, hiç mi ceza vermeyeceğiz ufaklıklara?

Terbiye cezada değil

Çocuklar, her evin biricik varlıkları... Kiminin ağzını bıçak açmazken, kimi de yaramazlıkta bir numara. Ebeveynler de en çok çocuklarının bu yaramazlıklarından şikâyet ediyor. Bazen ödül yardımıyla baş edebilseler de, çoğu zaman onları ‘ceza’ yöntemiyle terbiye etmekten kendilerini alamıyorlar. Fakat üslubun yanlışlığı yahut uygulanan şiddet, çocuğu yaptığı hatadan döndürmek yerine inada sevk ediyor. Peki, hiç mi ceza vermeyeceğiz ufaklıklara?

04 Nisan 2018 Çarşamba 12:58
Terbiye cezada değil

Kulağımıza tanıdık geliyor, ‘Yalan söylediğin için iki gün bilgisayar kullanman yasak.’ gibi cümleler. Hâlbuki bu cümleyle karşılaşan çocuk, ‘Bu bana ders olsun, bir daha yalan söylemeyeceğim.’ diye kendi kendine söz vermez. Bunun aksine ‘Cezamı çektim, bedelini ödedim, temize çıktım’ diye düşünür. Pedagog Ali Çankırılı’ya göre cezanın olumlu davranışlar kazandırmada bir rolü yok. Ayrıca öğretici de değil. Sık ceza almak da çocuğa doğru davranış kazandırmıyor. Çocuklarda düz mantık olduğu için onlar suçun cezaya eşit olduğunu düşünüyor. Yani, cezayı göze alan çocuk suç işlemekten çekinmiyor. Bazı anne-babalar ise cezaya alışan ve kural çiğnemeye devam eden çocuğu dize getirmek için cezanın şiddetini artırıyor. Anne-babanın bu tutumu güç savaşını başlatıyor. Bu savaşın ise bir kazananı yok! Çocuk anne-babaya inat suç işlemeye devam ediyor.


 
‘Dayak’ en kötü ceza aracı

Şüphesiz, ebeveynler arasındaki en yaygın ceza yöntemi dayak. Aileler çocuklarını bu şekilde dize getirebileceklerini düşünüyor. Fakat pedagoglara göre dayak, en kötü ceza aracı. Bu nedenle cezanın amacı ‘uyarı niteliğinde’ olmalı. Çünkü şiddet ve hakaret içermeyen uyarı niteliğindeki bir ceza çocuğu incitmiyor. Dayak gibi bir ceza sırasında ise anne-babanın takındığı düşmanca tavır ve kullandığı aşağılayıcı dil çocuğu kırıyor. Özgüveni yara aldığı gibi ailesinin onu sevmediğini de düşünüyor. Benlik saygısını yitiren bir çocuk suç işlemekten çekinmiyor. Psikolog Gülden Esat meseleye bir de farklı açıdan bakıyor. Ona göre ceza, çocuğa yaptığı yanlışın bedelini ‘üzülmesiyle’ ödeten bir yaptırım. Bu durum haliyle çocuğun hırçınlaşmasına neden oluyor. Ve ileride bu davranışı taklit ediyor. Böylece acımasız ve duyarsız nesiller yetişiyor…


 
Ceza değil, mola verin!

Beş-altı yaşına kadar çocuk kendisini dünyanın merkezinde görüyor. Herkesin ve her şeyin onun isteklerini yerine getirmek için var olduğunu düşünüyor. Örneğin yanındaki arkadaşının oyuncağını elinden alıp ‘Bu oyuncak benim.’ diye tutturabilir. Çünkü o buna hakkı olmadığını düşünemiyor. Bu durumdaki çocuğa anne-babanın, “Kardeşine vurma, bak canını acıttın, ağlıyor, oyuncağını geri ver.” demesi bir işe yaramıyor.” Çankırılı küçük çocukların olumsuz davranışlarını önlemede ailelere  “mola yöntemini” öneriyor: “Anne-baba onaylamadığı, özellikle şiddet içeren davranışların bir listesini yapacak. ‘Vurmak, ısırmak, itmek, tekmelemek, saç çekmek, tırmalamak, arkadaşının oyuncağını zorla elinden alma’ gibi. Listeyi çocuğa okuyacak. ‘Bunları yaptığın zaman sana durmanı söyleyeceğiz ve seni bir süre molaya göndereceğiz.’ diyecek. Bir mola köşesi veya minderi tespit edilecek. Böylece onaylanmayan davranışlardan birini işlediğinde 2-3 dakika kadar molaya gideceğini bilecek.”

Aslında çocuklara ceza vermek yerine yaptıklarının doğal sonuçları ile karşılaşması sağlanmalı. Örneğin çocuğunun yaramazlığı sonucu yorulan anne onu dışarıya götüremeyeceğini “Keyfim kaçtığı için artık parka gitmek istemiyorum.” gibi bir üslupla ifade etmeli. Bu şekilde anne, çocuğa daha insancıl mesajlar verip çocuğun duyarlı olmasını sağlıyor. Bunun yerine “Sen yaramazlık yaptığın için seni parka götürmüyorum.” dediğinde çocuğa belki de istemeden acımasız bir yaklaşımı aşılamış oluyor.

Bu notu beğenmediğin belli”

Özellikle derslerdeki başarısızlığında çocuğa ceza ya da ödül vermek çok yanlış bir metot. Çocuk kendi iç motivasyonu ile ders yapmayı öğrenmeli, yapmadığında kendi durumuna üzülmeli ve durumu değiştirmek için kendisi gayret göstermeli. Ebeveynlerin bu konudaki yaklaşımı da sadece onu bu şekilde düşünmeye itecek söylemleri dile getirmek olmalı. Örneğin “Ödevini bitirince kendini ne kadar rahatlamış hissettin değil mi?” “İyi bir not aldığında ne kadar çok seviniyorsun değil mi?”, “Gel bu güzel başarını birlikte kutlayalım.”,”Bu notu beğenmediğin belli, ben olsam ben de üzülürdüm ve bir dahaki sefere daha yüksek almanın yollarını arardım.”  gibi cümleler derslerin çocuğun kendini ilgilendiren ve sorumluluk alması gereken bir alan olduğu mesajını veriyor. Ceza alarak ders yapan çocuklar, cezaya karşı duracak yaşa geldiğinde ya her şeyi boş vererek sorumsuz yaşamayı seçer ya da akranlarından daha silik, kendine güvensiz ve ürkek bireyler haline gelir. Ödül için çalışan çocuklar da ödüle doyduğunda çalışmaktan vazgeçer ve bir şeyler öğrenmenin keyfine hiçbir zaman varamaz.

Çocuğunuz oyuncaklarını toplamıyorsa…

Birçok anne-babanın en bariz sıkıntılarından biri minik yavrularının genellikle oyuncaklarıyla oynadıktan sonra odalarını dağınık bırakması. Bu durumla karşılaşan çoğu anne genelde “Odanı yine dağıtmışsın, neden oyuncaklarını toplayıp kutusuna koymuyorsun!” diye söylenip odayı toplamaya başlıyor. Pedagog Çankırılı’ya göre anne-çocuğa seçenek sunarak söz geçirebilir. Oyuncaklarını toplamayan çocuğa anne kararlı bir ses tonuyla, “Oğlum/kızım, yerdeki oyuncaklarla işin bittiğine göre ya şimdi toplar kutusuna koyarsın, ya da ben toplar kaldırırım, iki gün oynayamazsın, seçimini yap, hangisini istiyorsun?”  demeli. Diyelim ki çocuk, alışık olduğu üzere, toplamamayı seçip, “Hayır toplamıyorum, sen topla.” dedi. Anne, kızmadan, sakin bir ses tonuyla, “Demek sen bu oyuncaklarla iki gün oynamamayı seçtin.” diyerek oyuncakları toplayıp çocuğun yetişemeyeceği bir yere kaldırmalı. Ve iki gün oynamasına izin vermemeli. Çocuk bir süre sonra oyuncaklarını özleyip toplayacağına söz de verse, özür de dilese anne pes etmeyerek, “Hayır, sen karar vermeden önce düşünecektin, iki gün sabretmen gerekecek.” demeli. 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8