banner1

Ne zaman bir toplum anarşi ve şiddetle çökse,siviller kaçınılmaz olarak insiyatifi kendi ellerine alırlar. Silahlı milisler oluştururlar. Yollara barikatlar ve kontrol noktaları kurarlar. Bu bölgede, ellerinde bulunan gücü  tehdit edenleri ya öldürürler ya da sürgün ederler.  Bu tip yerlerde radikal ideolojilerin kök salması kaçınılmazdır. Radikalizm, umutsuzluktan beslenir, kincilikten beslenir ve daha sonra da dünyayı acıya boğan yozlaşmışlığa ve şiddete kendi sertliğiyle yanıt verir. İnsanlar, başka seçenekleri olmadığında daima radikalleşme yoluna giderler. Öyle yapmak zorundadırlar. Hayatta kalmaları buna bağlıdır.

YERYÜZÜNDEKİ CEHENNEM

Suriye'nin düşüşü ve İşid'in doğuşu Daraa'daki özgürlük savaşçılarından biriydim. Mısır ve Tunus'taki protestoları ve özgürlük çağrılarını izledik. Sonra bunları duvara yazdık. Kimse yazmamızı söylemedi. Mart 2011'de Daraa şehrindeki bir grup öğrenci, duvara Suriye Başkanı Beşar Esad karşıtı sloganlar yazdığı için tutuklandı. " Sırada sen varsın, Doktor Esad. " Baskı çabucak ve vahşiceydi.Ertesi gün sabah, güvenlik güçleri okuldaydı. Bazı çocuklar, duvara grafitileri kimlerin çizdiği söylediler. " Bunları yazmanızı kim söyledi? "dediler ve bütün arkadaşlarımı alıp götürdüler. Ertesi gün sabaha karşı saat 4'te eve gelip ailemin önünde beni götürdüler. " Rejimi devirmeye geliyoruz. " 15 Yaşındaydım, gençtim. Beni aldılar ve bana işkence yaptılar. Birçok işkence yöntemi vardı. Elektrik uçlarını kullandılar ve duvara astılar. Biz sadece çocuktuk. Bizi göz altına aldılar ve bize işkence yaptılar. Yetişkinlere neler yaptıklarını siz düşünün. Çocuklara işkence yaptıklarını duyunca Problemi çözmek için Hükümete gittik.  Atef Najib bizi aşağıladı ve bize hakaret etti. Atej Nejib'i indirin! Başlarda bu devrimci bir hareket değildi. Rejimin ya da başkanın idamını ya da düşmesini istemiyorlardı.

Çocuklarımızı hapisten çıkarın! Sadece çocuklarının salıverilmesini istiyorlardı. İnsanların sürekli aşağılamaya ve baskıya maruz kaldığı bir ülkede önemli olan şeyi, haysiyetlerini savunuyorlardı. Bu, son beş- on yıl arası patlak vermiş, çeşitli güvenlik krizlerine sebep olan, dikkat çekici bir yozlaşma. Arap baharındaki devrimlerin her biri, açıkca yozlaşma karşıtı devrimler. Bu ülkeler inanılmaz derecede sofistike ve başarılı suç örgütleri tarafından yönetildiler. Kanunları uygulamak için para ödenen insanlar aşırı şiddet gösterdiler. Bu küçük düşürücü. Tunus yanıyor. Libya yanıyor. Mısır yanıyor.

 Beşar Esad bu duruma bakıyor veşöyle diyor:" Lanetleneceğim. " Bu yüzden, barışçıl gösterilere maksimum güç kullanarak cevap vermek istiyor. Bir araba bulun! İddiası şuydu: Bu noktada, gelişen harekete kesinlikle taviz yok.  Eğer iktidarda kalmak istiyorsam, kesinlikle sınırları zorlamalıyım. Ertesi gün hemen kendimizi, cenaze taşınan silahlı bir protesto çemberinin içinde bulduk. Cenazeler daha büyük protestolar haline geldi. yozlaşmaya son verecek olan sosyal adalet ve özgürlük talepleri daha da arttı. Rejim, çok daha fazla şiddetle karşılık verdi. Gösterilere katıldım ve iki kez gözaltına alındım. içerdeyken hapishane koşulları yüzünden ölen en az 80 kişiye tanık oldum. Oksijen yoktu, ilaç yoktu. Sizin için ayrılan bir alan yoktu. Uyuyamazsınız, uyku yok. Gardiyanlar bizi dövmek zorunda kalmıyordu. Bunu birbirimize yapıyorduk. Bilirsiniz işte, çok çok küçük bir alana konulmuş sıçanlar gibi birbirimizi ısırıyorduk. Bu bir terörizm faktörü. Hapse sıradan biri gibi girersiniz ve bir terörist olarak çıkarsınız.

 Halk, rejimin devrilmesini istiyor! Devrim başladığında neredeyse 16 yaşındaydım. Bir şeyler yapmak istiyordum. Kastettiğim şey, gösterilere katılmak istiyordum.Bu şeylerin durmasını istiyordum. O gece, yaşananların önüne geçmek  istedim. Onlara dedim ki, " Siz daha gençsiniz ve rejimin size nasıl davranacağını bilmiyoruz. " Vurulmalarından korkuyordum. Onları Vuracaklardı. Denedim ama ısrar ettiler. Ben de onlara şöyle dedim: " Tamam, o zaman ben de önünüzde olacağım. " Ben önde olacağım ama benim talimatlarıma uymak zorundasınız.

Saldırıyorlar!

Eğer tanrı bana yaşamam için bin yıl verse, yine de o sesi unutmam. Bu tip acıları gördüğünüzde çocukluk kalmıyor. Birçok arkadaşım öldürüldü. Bilirsiniz, en zor şey bu. Önceden bir çok şeyin değişmesini istiyorduk ama şimdi sadece barış istiyoruz. Bilirsiniz işte, kastettiğim şey, çocukların öldürülmemesi, masum insanların öldürülmemesi.  Sayın Başkan, İnsan hakları gözlemcisi,örneğin bu yıl 30 Ocak'ta, Beşar Esad'a bağlı kuvvetlerin, muhalefet bölgesindeki sivilleri acımasızca ve kasıtlı olarak öldürdüğünü söyledi. Hayır, Sivilleri değil. Nişan alıp vurduğunuzda, sivilleri korumak için teröristleri nişan alırsınız. Eğer kazadan bahsediyorsanız, bu bir savaş. Savaşın olduğu yerde kaza da olur. Rejim bu savaşı istedi.  Kulağa ilginç geliyor. Yeryüzündeki herhangi bir rejim ya da hükümet, neden kendisine karşı olan savaşı provoke eder ki? Allah belanı versin, Esad! Seni köpek! Seni pislik! Senin de ailenin de...Rejim, gerçek bir reform sürecinden sağ çıkamayacağını biliyordu.

Eğer bu, gerçek bir reform süreci olsaydı, Bir şey diğerine liderlik ederdi. Çok daha fazla şeffaflık olurdu, çok daha fazla suç açığa çıkartılırdı ve sonunda, başkanın en tepedeki çalışanları çalıntı servetlerini kaybedip soluğu hapiste alırlardı. Savaştaki çatışmaların üstesinden gelebileceklerini düşündüler çünkü daha önce bunu başarmışlardı. Hafız Esad'ın emrindeki Beşar'ın oğlu, 1982'de Top, hava bombardımanı ve muhtemelen kimyasal silahlar kullandı. Çeşitli yerlerde 10 bin 400 insan öldü ve bu terör hafızası, Suriye'yi 2011'e kadar susturdu. Bir dükkanım vardı. Bir arabam vardı. İyi yaşıyordum. Mutluydum ama Beşar Esad, kimsenin Suriye'de mutlu olmasına izin vermedi. Ne zaman ki insanlar ayağa kalkıp, " Esad'ı devirin" dedi,  Hava saldırılarına başlayıp herkesle savaştı.Beni ve ülkeyi mahvetti. Devrimin ilk gününde duvara şunları yazdılar: " Esad ya da biz bu ülkeyi yakıp yıkacağız! " Burası yemek odası Allah'a şükür yemek yiyoruz. Gördüğünüz gibi yemek tedarikimiz bu kadar. Bu, kahvaltı, öğlen yemeği ve akşam yemeği.

Allah belanı versin, Beşar Esad!

- Beşar Esad'ı seviyor musun?

- Hayır.

- Neden?

- Çünkü bizi bombalıyor!

- Çünkü o bir köpek!

- Sen de mi onu sevmiyorsun?

- Baba bu, uçak bombardımanı mı?

- Evet, bombalıyorlar.

- Anne!

- Korkma, korkma, tatlım!

- Baba, yanında yatmak istiyorum.

- Korkma! Korkma, buraya gel!

En büyük oğlum şu an 7 yaşında.Kreşe gitmedi.Bir kitap açıp alfabeyi bile öğrenmedi.Hiç okul görmedi. Okulun ve kitapların varlığını duydu ama onları görmedi.

- Baba, Baba!

- Evet, aşkım?

Gerçekten patlamak üzereyim! İçimdekileri bastıramıyorum! Ama çocuklar korkmasın diye gülümsemek zorundayım! Bazı kuvvetlerle birlikte, Beşar'ın  vahşi ordusundan ayrıldığımı duyuruyorum!  Suriye ordusunda albay rütbesinde bir subaydım. Seçim şansımız yoktu.Ya ailemizi ve insanlarımızı öldürecektik ya da rejimin ordusundan ayrılıp kutsal devrime katılacaktık. Görünen o ki, Suriye ordusundan ayrılan ordu mensupları,Humus şehrindeki göstericilere katıldı. Sayıları sürekli artan yerel gönüllüleriniz ve ordudan ayrılan askerleriniz var. Kendilerini savunmak için " özgür suriye ordusu" şemsiyesi altında bir araya geliyorlar. Bir araya gelip özgürlüğümüzü, onurumuzu kazanmak,rejimi ortadan kaldırıp Suriye devrimini muhafaza etmek için Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) kuruluşunu duyuruyorum. Halep'teki bu grup,  oldukça yardımseverdi. Bir kez salaheddin'de gösteriye katıldım. Rejim tarafından vurulanlar yere düşüyorlardı. Bize yolları kapattılar. Kurbanlara ulaşamıyoruz! Hiçbir şey olmadı. Mucizevi bir şekilde birileri haydutları vurdu ve kalkıp kaçabildiler. Biz, Özgür Suriye Ordusu'nun El Faruk birliğindeniz. 5 kasım 2011'de barış yanlısı göstericileri ve sivilleri korumak için Baba Omar Şehrine geldik. Öso, göstericileri ve savunmasız sivilleri korumak için kendiliğinden ortaya çıktı. Bu yüzden Beşar Esad'ın rejimini düşürmek dışında bir ideolojisi yok. İnsanlar böylece, Demokratik ve seküler bir yönetime sahip olmak için, ülkedeki adaleti yerine getirmek için kendi özgürlüklerini ve onurlarını yeniden kazanabiliyorlar.

Rejimin propagandası şuydu: " Biz, haklarını talep eden insanların yerel devrimiyle karşı karşıya değiliz. Hayır, biz, dış kaynaklı cihatçı hareketle karşı karşıyayız. "

Bir çok cihatçı, çatışmaların çok daha öncesinde Suriye Rejimi tarafından serbest bırakıldı. Suriye'de çok çirkin suçları olan birçok insanın salıverilmesini sağlayan bir af vardı. Bu bir hayatta kalma stratejisiydi.Rejim, dışarı çıkan yeteri kadar insanın, kaleşnikoflu sakallı insanlardan korkacaklarını düşünüyordu. Haklıydı da. Amerika, 2011 ve 2012'de şöyle diyordu:" Silahların Suriye'de gitmesine izin veremeyiz. Öso'daki demokratlara, milliyetçilere bu silahları veremeyiz çünkü silahlar radikal islamcıların eline geçebilir. " Esad rejimine karşı çıkan bir ordu kurmak için büyük bir uluslararası çaba olmayınca,  körfezdeki birçok özel kişi, Suriye'deki silahlanmaya fon sağlamaya başladı. ÖSO, medyada fantastik bir isme sahipti ama merkezi otoritesi yoktu. Kimse kimseye emir vermiyordu. Kimsenin cephede birliği yoktu. köye gidiyordum, beş ya da altı milisleri vardı.Bir kaç ay sonra gittiğimde sayıları elliye yükseldi. çünkü milisler oluşturmak, karlı bir iş haline gelmişti. Çatışmaya pompalanan para miktarı, mühimmat miktarı, silah miktarı, devrimi tamamen yok etti ve onu sivil savaş dinamiğine çevirdi. Allah'a şükürler olsun. Tüm birlikler Halep'te kurulan tevhit cephesi altında toplandı.

Biz, Suriye ordusundan ayrılmış devrimci askerler ve subaylar olarak, Gond El- Harmayn cephesinin kuruşunu ilan ediyoruz. Masum sivillere şiddet gösteren herkesi, dinlerine ya da başka bir şeye aldırış etmeden ezip geçeceğiz. Savaşın başlarında İşid ortada yoktu. Çok şeşitli manzaralar vardı. Yani, birçok Bosnalı, Tunuslu ve Libyalı, çeşitli yelpazelerde insanlar El muhadrim'e geldiler. El muhadrim, yabancı, göçmen savaşçılar anlamına geliyor. Bu gruplar, Halep ve çevresinde birbirleriyle omuz omuza savaştılar. Gösterilerinin birinde çok sayıda insan hayatını kaybetti. Bu yüzden Halep şehrine girip göstericileri ve halkı, rejimin saldırılarına karşı korumak ve Halep'i özgürleştirmeye karar verdik. Savaşçılar, sabaha karşı 3'te gelip Halep'in içine sızdılar. Geldiklerinden kimsenin haberi yoktu. Her köşede bu savaşçılardan birini görebilirdiniz. Sabah olduğunda iki tank bu muhite ateş etmeye başladı. Öso da ateş açtı.Yalnızca RPG'leri vardı ve bu da tank için yeterli değildi. İkinci gün üç tank geldi. Önce ilk tankı, daha sonra da sonuncusunu yok ettiler. Sonra ortadaki tankı kullanan teslim oldu. Öso, bir tankı ele geçirdi ve Halep şehrinin kalbine doğru tankı sürüyor. Bunların hepsi aynı gün oldu. İnsanların çoğu, Halep'i terk edip ülkenin kırsal kesimine göç etti. Yalnız başıma değil, Halep'teki evimi, çocuklarım ve elbiselerimle terk ettim. Ben, çocuklarıyla kaçabilen şanslı insanlardan biriydim. Bazıları kaçarken çocuklarını kaybetti. Hala durumu hatırlıyorum. Bunu tarif edecek bir kelime düşünüyorum. Bu tarifsiz bir şey. Her an bir uçak gelebilir ve ölebilirsiniz. Sonra bir de bakarsınız, ölmüşsünüz sizi gömüyorlar.

- Ölümden korkuyor musun?

- Hayır, çocukların ölmesinden korkuyoruz.

Annelerinin korktuğunu görünceçocuklar da korkuyorlar. Bu şimdilik doğal bir şey. Bu durum hüzün verici. Uçaklar yaklaşınca tv'nin sesini açıyoruz ya da içimizden biri, kimse korkmasın diye gürültü yapıyor. Hanano ordusu, Esad rejimine karşı Halep'te kurulmuş en büyük orduydu. Bu yüzden Öso, şehrin yarısını aldığında, Askeri üsse saldırmaya kararverdi. Sonraki hedef, senin sarayın, Bashar! Senin başını ezeceğiz! Bizi bekle! Bu askeri üstte binlerce, depolar dolusu silah vardı. Bu yüzden, tanıdığım birçok grup silahları almak için Hanano askeri üssüne gidiyordu. Bir haftadan kısa sürede Halepşehrinin %70'ini özgürleştirdik ve bunu çok basit, hafif silahlarla, çok az kaynakla yaptık. Ondan Sonra Gece- gündüz  durmaksızın bombardıman başladı. Hadi, gidelim! Bombalanan yere doğru ilerliyoruz. Eğer etrafınızda bombalar varsa,batı tarafına doğru gidip orayı kontrol edin. Bu şehirde acı dinmiyor. Sivil savunma genç gönüllülerden oluşuyor. Ailesine ekmek götürmek isterken bombalanan insanlara yardım etmek gerçekten ilkel bir fikirdi. Eğer hayattalarsa onları kurtarıyoruz. Eğer ölmüşlerse onları ailelerine götürüyoruz.

İç savaşa neden olan problemlerden biri de, giderek daha fazla insanın savaşa katılmasıydı. Bu, herkesin bir anda bardaki kavgaya karışıp birbirlerine sandalye atması gibiydi. Suriye, hükümetin gösterdiği şiddete tepki olarak iç savaşa başladı. Sonunda İran, Esad rejimini desteklemek için Hizbullah yoluyla olaya dahil oldu. Kürtler dahil oldu. Türkiye dahil oldu. Körfez ülkeleri dahil oldu. Sonunda, tüm dünya güçleri ve bölgesel güçler, Suriye'deki savaşa yatırım yaptılar ve birçok durumda aktif olarak savaşa dahil oldular. Bir kere savaşa vekalet ettiğinizde, bundan gelir sağlayanları durdurmak neredeyse imkansız hale gelir. Açıkcası, bu çok zor bir mesele. Başkan Esad'ın, meşruiyetini kaybettiğini ve görevinden ayrılması gerektiğini tekrar tekrar belirttim. Bu zamana kadar verilen mesajı almadı kendi halkında karşı şiddeti ikiye katladı.Bu noktada herhangi bir askeri angajman emri vermedim Durum şu ki, Etrafta dolaştığını görmeye başladığımız kimyasal silahların, bizim için kırmızı çizgi olduğu konusunda gayet açıktık.  Bu, hesapları değiştirecek, Değiştirecek Bunu söylediğinde, birçok suriyeli devrimci bu duruma içerledi çünkü bu şey demek gibi, " Bakın, Scud füzeleri kullanabilirsiniz, onları sokak ortasında vurabilirsiniz, savaş uçaklarını kullanabilirsiniz. Kimyasal silah dışında sorun yok. " İnsanları öldürmek için varil bombası kullanmak ile kimyasal bomba kullanmak arasındaki fark nedir? İnsanları öldürüyorsunuz. Neden varil bombasını düşünmediğinizde  kimyasalı düşünüyorsunuz? Her gün binlerce ve binlerce varil bombası yağıyor.Sadece bugün, kırk adet varil bombası atıldı. Obama neredeydi? Sonrasında tabi ki kimyasal silahlar kullandı. Ghouta'nın doğu bölgelerinden birindeyiz.Bunların hepsi sivil. Sivillerin hepsi çocuk. Kocası ve çocuklarıyla ölen bir kadın var. Rejimin kimyasal saldırısı yüzünden öldüler. Kimyasal gazla, özellikle de sarin gazıyla öldüler. Hepsinin Kimliği belirsiz. Alınlarına numaralar yazarak işaretledik. Kadın, ölen çocuğunu arıyor. Onu buldu. Allah rahmet eylesin.Şam'ın banliyölerinde 5 saatte 1450 insan öldürdü. Erkekler, kadınlar ve çocuklar boğularak ölüyorlardı.

ABD başkanı, Oval Ofis'ten beni ve Lindsey Graham'ı aradı. Gözlerimizin içine baktı ve şöyle dedi: "Artık çizgiyi aştılar. Saldıracağım! Beşar Esad'ı indireceğim! ÖSO'nun kapasitesini yükselteceğim ve savaş alanındaki dengeyi  tersine çevireceğim. " İkisine vurgu yaptık. Dışarı yürüdük. Her zamanki kameralar vardı ve şöyle dedik: " Tüm gün boyunca başkanla birlikteydik. " Obama'nın bir problemi vardı. Bu acaba %100 rejimin işi mi? Eğer öyle değilse, risk almam. ikincisi, eğer araya girmek için risk alırsam, Bu, nerenin, nasıl ve kimin yararına olacak? Biz Fransızlar, İngilizler ve Amerikalılar, Ağustos 2013'te, Beşar'a karşı büyük bir tepki vermek için hazırlanmaya başladık ama her şey hazırken, son dakikada Obama bize şöyle dedi: Düşüm de, Beşar'a karşı operasyon düzenlemek istemiyorum. Ofisimde oturuyordum ve CNN'deydiler. Başkan kararından vazgeçti. Amerikalı dostlarım, Bu gece sizinle Suriye hakkında konuşmak istiyorum. Bu, benim için ya da Lindsey Graham için sadece bir hayal kırıklığı değildi. Suudiler uçaklarını kaldırmıyorlardı çünkü başkasının iç savaşını güç uygulayarak çözemeyiz. Kırmızı çizgi kayboldu. O hafta binlerce kişi askerden kaçtı. binlerce asker, subay, rejime sadık olanlar, ayrılmaya cesareti olmayanlar, ordudan ayrılıyorlardı.çünkü ABD, savaşa katılıyordu ve o hafta ordudan ayrıldılar ama hiçbir şey olmadı. Ilımlı muhalefet tamamen ihanete uğradı. " Beşar Esad'ı zayıflatmak için bu bir şans. " dediler ama kimse bunu değerlendirmedi. Suriye'deki birkaç savaşçı ve birkaç devrimci şöyle dedi: " Bakın, biz asla Batı'dan yardım almayacağız! Bu adam ne istiyorsa yapabilir.Bulduğu herhangi bir silahla, herhangi bir şekilde bizi öldürebilir ve Batı bize yardım etmeye gelmeyecek. "

Suriye, dünya haritasında zor görünen, küçük bir üçgen.Bu üçgenin dünyanın kalbi olduğunu göreceksiniz ve bu kriz çözülmezse, bana inanın, bu dünyadaki herkes acı çekecek. Suriye iç savaşı 2011'de patlak verdi. Aynı dönemde ABD ordusu, Iraktan çekilme kararı alıyor. Yani, İşid, Irak'ta daha fazla hareket imkanı buluyor ve  kendilerine verilecek stratejik noktalar aramaya başlıyorlar. Suriye'de İşid'in kuruluşu böyle gerçekleşiyor. İşte bu, kavrulmuş toprak politikasının çıkış noktası. Esad, İşid'le, gizli tutulmuş bir saldırmazlık anlaşması imzaladı. ve bugün bile İşid'le ÖSO savaştığında, Esad'ın uçakları gelir ve ÖSO'yu bombalar. Aslında İşid, El kaide'ye bağlıydı. El Kaide'den ayrılmalarının sebebi, farklı doktrinlere sahip olmaları değildi. Siyasi meşruiyet ve cepheler konusunda uzlaşıp El Kaide'den ayrıldılar Yani, ikisi de aynı yapıda. Bu, hala devam eden bir kanser. İslam dünyasının bundan haberi var. Dünyanın diğer ülkeleri de bunun kanadığını ve terörize edildiğini görüyor, hissediyor. Suriye'dekiler 30 bin kişi değil.İşid, küresel bir sorun. Başlarda, Iraki'nin örgütüydü ama Suriye gibi yabancı bir ülkeyi kolonize etmek için çok detaylı, altı çizili a, b, c, d planları yaptılar. İlk yaptıkları, eğitim kampları kurmak, Tunus'tan,Mısır'dan, Dağıstan'dan, Almanya'dan gelen, onların dillerini bile konuşamayan insanlarla hibrit bir ordu oluşturmaktı.Bize bu ibadetleri, hicreti ve cihadı sunan Allah'a şükürler olsun.Bu kardeşler yeni göç ettiler ve şu an kampta eğitim görüyorlar. Bu, kesinlikle yerel güçlerle bağlantısı olmayan sadık bir ordu.Kimin kim olduğunu anlamak için köylerde sırasıyla Da'wah görev büroları açmaya başladılar.Bu ve bunun gibi birçok yerde...

Tal rifaat'ta, Mar'a'da, al-dana'da, Mayadin'de, Deir ez-zor'da, manbij'da çok, çok yavaş bir şekilde örgütlendiler.Toplulukları nasıl birleştireceklerini kesinlikle biliyorlardı.Kimi satın almaları gerektiğini, kimi öldürmeleri gerektiğini biliyorlardı. Başlarda bunu gizlice yaptılar. Yeterli gücü elde ettikten sonra da şimşek hızıyla saldırıp birçok köyü ele geçirdiler. İşid, korkutucu bir güçle geldi. Dini uygulamalar hemen başladı.Yani, ibadetler, işkenceler, şeriat cezaları başladı. Allah bizi bu zaferle, Manbij Şehri'ni ÖSO'dan almakla ödüllendirdi. Allah hepsinin belasını versin. Allah, bize düşmanlarımızı boğazlama imkanı versin. Bugün Manjib'e gittik ve kafası meydanda asılı duran iki adam gördük.

- Bugün mü?

- Evet.

- Aman Allahım!

- Yaşlılar mıydı?

- 18- 20 Yaşlarındaydılar.

Ayrıca, kafeste bir adam vardı. köpek gibi havlıyordu.

- Neden?

- Köpekler dışında kimse kafese koyulmaz diyorlardı.

- Ne yapmış? Sigara falan mı içmiş?

- Sigara içmiş ve onu dövmüşler.

Tüm Suriyelilere sıra gelecek.Hepimiz kafese koyulup havlayacağız. Herkese, Allah'tan korkmasını ve  Allah'a saygı duymasını tavsiye ediyoruz. Dilinize dikkat edin. Tek bir sözünüzle cehennemde 70 yıl yanabilirsiniz. Onları dinlemeyin! Yemin ederim, ben bir şey yapmadım! Boğazlamalar, insanları susturan korkunç bir şeydi çünkü protesto ederseniz, üç ya da 4 gün asılı kalıyordunuz. Herkesi toplayıp bunu izlemeye zorluyorlardı. Böylelikle, boğazlamalara ve  kalabalık olan cumhuriyet meydanında üç- dört gün boyunca asılmalara herkes tanık oluyordu. Herkes korkuyordu. Eğer bir şey yaparsanız, size de aynısını yaparlardı. Benim için, Hıristiyan, ermeni,yahudi olmak problem değil. Herkes kendi istediği şeyi yapsın. Bu bizim dinimiz.Birine sadece kafir deyip onu boğazlayamazsın.

Ben, kızlarımıza dinimizin affedici olduğunu öğretiyorum. yani, ben oğlumun katı olmasını istemiyorum. Bu çok korkunç bir hal aldı. Düşünün, camidesiniz, Bir İşid üyesi içeri giriyor ve herkes korkuyor. Eğer tartışırsanız ya da herhangi bir şey yapasanız kafanız uçabilir. Yaptıkları şeylerle şu mesajı veriyorlardı:  Bu sistem bozulmuş, iyice bozulmuş hem de.Bunu düzeltmenin tek yolu ateş ve kan!

İnsanlara sergilenen korkunç şiddet,tarihte her kültürde  görülen cinsten bir şiddetti. İngiltere'de silahla vuruyor, asıyor, parçalıyorlardı. Çin'de sokakta sürükleyip, dövüp öldürüyorlardı. Fransa'da, Alman askerleriyle yatan kadınların saçlarını kesiyor, dövüyor ve sokakta teşhir ediyorlardı. ABD'de, siyahların karılarını ve çocuklarını alıp linç ediyorlardı sonra da cesetlerinin başında  gülümseyerek fotoğraf çektiriyorlardı.  Aynı toplumsal şiddeti, hükümet de halka mesaj vermek için uygulamıştı.

" Senin gibilere istediğimiz  her şeyi yapabiliriz.Bize direnme çünkü en korkunç  şeyleri bile yapabilecek güçteyiz ve senin bu durum karşısında  yapabileceğin hiçbir şey yok. "

Tüm topluluklar, kendilerine gösterilen şiddete karşı kördür. Üzerlerinde Nepalm kullanılan Vietnamlılar, Şehirleri bombalanan Almanlar, Amerikalıların nükleer bomba attığı Japonlar...

ABD, bu zamana kadar İşid'den  çok daha fazla sivil öldürdü. Sadece 2. Dünya Savaşı'nda müttefikler, 1 milyona yakın sivil öldürdüler. Biz diğer suç örgütlerine odaklanıyoruz. Beynin karakteristik yapısıyla ilgili bir özellik çünkü hayatta kalmayı sağlıyor. Ya bizim tarafımızdasınızdır ya da teröristlerin tarafındasınızdır. Bu, bizim savaşmak zorunda olduğumuz düşmanı şeytanlaştırmamızı ve öldürmenin verdiği ahlaki çatışmayı görmezden gelmemizi sağlıyor. ABD, Irak'ı işgal ettiğinde On binlerce masum sivili öldürdü. Bunu yapıp da sonuçlarını görmezden gelemezsiniz. 2003 Yılının başlarında, Irak halkının büyük bir kısmı, Saddam Hüseyin'in devrildiğini görmekten memnundu. Heyecan vardı, umut vardı, Bir ölçüde kaygı vardı. Bağdat düşdükten sonraki 2 günü hatırlıyorum. İnsanlar şöyle düşünüyorlardı: " Amerikalılar neden saldırganlar? " " Neden silahlarıyla caddenin ortasında insanları işaret ediyorlar? " Saddam, toplu katliamlar yaptı. Muazzam düzeyde şiddet uyguladı ama Amerikan işgali yüzünden bunu görmediniz. Şiddet TV'deydi. İnsanları dikenli tellerin arkasına oturtup soyunmaya zorlayan, kafalarına poşet geçiren ve insanları aşağılayan Amerikalıların fotoğrafları vardı. Onlar, kredilerini çoktan tükettiler.Irak yollarını altınla döşeyebilirlerdi. Hala Ebu garib'i aşağılıyorlar. Bağdat'taki Haifa Cadde'sinde, Amerikalılara ait alev almış bir zırhlı araç vardı. Yürürken iki küçük helikopter gördüm. Etrafta yanan araçları kutlamak için kalabalığa roket atıyorlardı. Oradan kaçtım ve bacağını kaybetmiş, kan gölü içinde yerde yatan bir  gencin etrafındaki çemberi gördüm. Diğer insanlar etrafa dağılmışlardı. Bağırmıyorlardı, ağlamıyorlardı. Yaralı insanlar sessizdir, şoktadır. Helikopter tekrar geldi. Kalabalığın içine diğer roketi attı. Bilirsiniz işte, kendimi kaldırıma attım ve zaten sonrasında, insanların yolun ortasında yattığını fark etmişsinizdir. Birinci saldırıda yaralanmış bir adam vardı. Adam, ikinci saldırıda tekrar vuruldu. Ayağa kalktı, etrafa baktı ve düştü. Kolunu sardı ve bekledi. Kimse ona yardım edemedi. Kimse bir şey yapamıyordu. Helikopterler gözden kayboldu ama herkes dehşete kapılmıştı. 2003'ün sonu ve 2004'ün başında, şiddet halk için normal bir şeydi. Sokakta vücut parçaları görürdünüz. Ağaçta sallanan et parçaları görürdünüz. Yolun ortasında, oynarken  öldürülen çocuklar görürdünüz.

Bağdat'ın caddelerinde, Amerikan roketleriyle vurulup parçalanmış, kanlar içinde yerde yatan çocukların korkunçluğuyla İşid'in katlettiği insanların korkunçluğu arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum.İkisini aynı kefeye koyamazsınız ama diğer yandan, bacağını kaybetmiş biri söz konusuysa İyi şiddet ya da kötü şiddet diye bir şey yoktur. 10 Yıl önce Irak'ta yapılanların kaçının bugün Suriye'de yapıldığını anlamak insanlar açısından çok önemli. Saddam Hüseyin yönetimi altındaki Irak, sünni kurallara göre yönetilen, kürtlerin ve şiilerin çoğunlukta olmasına rağmen bu grupların önemli ölçüde sünni güçlerce baskı gördüğü bir ülkeydi. Askeri müdahalelere katılın ya da katılmayın, temel sorunlar askeri müdahaleden  kaynaklanmıyordu. Sünni topluluklarının tamamen

marjinalize edildiği yönetim konseyine sahip bir ülkeydi. Bugün, Irak De-Ba yönetim konseyini kuruyorum. Ben, tüm yetkilerle donatılmış bir işgal kuvvetleri komutanı olmanın yanı sıra, Irak'ı yöneten, Baas partisini yakıp kül eden, onu tarihe gömen, on binlerce eğitimli, saygın Iraklı'nın oluşturduğu topluluklar üzerinde etkili olan, özellikle yeni Irak'a karşı olmayan, aksine onu destekleyen biriyim. Büyük bir hata. Bu türden geniş bir konseyin  yetkisine sahip olmak mantıklı değildi. Bir iş istiyorsun ve Baas parti'sine katılıyorsun. Bilirsiniz işte, bu nazilerin düzeni gibi. Bilirsiniz işte, hiçkimse,bir rejimi şekillendiren hareketin parçası değildi. Sünni Araplar, ılımlı arapların hedefi haline geldiğinde, nasıl hayatta kalma şansları olabilirdi?

Sadece şiddet gösterme ve radikalleşme şansları vardı ve öyle de oldu. Sünniler, Amerikalılar ve Şii Irak Hükümeti tarafından bastırıldılar. İşid geldi ve özgürlük sözü verdi. Bunların hepsinin biteceğini, 2003'te kaybettikleri sünni kontrolünü  ve onurlarını onlara geri vereceğinin sözünü verdi.  Bazı İşid liderleri Saddam'ınordusundaydı. Bazıları Baas  parti'sindeydi. Baas Parti'sinden birçok kişi  İşid'le savaşmayı bırakmıştı. Eğer birisi Baaslıysa kimse onu takip etmezdi ama şunu keşfettiler:

" Eğer ikimiz de yabancı işgalcilerle, islam ve  cihat adına savaşıyorsak, birlikte bir şeyler yapabiliriz. "Eğer emniyet istiyorsanız, Allahtan korkun. Eğer rızk istiyorsanız, Allahtan korkun.Eğer asil bir yaşam istiyorsanız, Allahtan korkun ve Allah yolunda cihat edin. İşid, islami cihat anlayışını temel alır.Propagandalarını, birçok Hollywood aksiyon filmine, bilgisayar oyunlarına, bugünlerde çocukların birlikte büyüdüğü şeylere borçlular.

İşid şunu biliyor: Eğer çeşitli açılardan çekilmiş vurulma sahneleri olan yüksek bütçeli videolar yaparlarsa, eğer beyaz bir adama, Guantanamo stili, turuncu tulum giydirirlerse Eğer, İngilizce konuşan biri ya da bir çocuk, birini kafasını bıçakla keserse, böyle bir film anaakım medyada gösterilmeyecek ama böyle konuları olan videolar,dünyanın herhangi bir   popüler olacak.

Bu gece insanları dehşete düşüren İşid'in yeni propaganda filmi yayınlandı. Suriyeli olduğu tahmin edilen zincirlenmiş  bir adam ve Mısırlı mahkumlar, siyah giyimli militanlar tarafından sahile götürülüyorlar ve vahşice boğazlanıyorlar.

 Kimse Esad'ın yüzlerce insanı varil bombalarıyla  yakmasını konuşmayacaktı ama biz bu insanların öldüklerini görüyorduk.Biz ya da bir başkası, yüksek bütçeli videolar yapmadık ve Batı'yı tehdit etmenin derdine düşmedik. Düşmanların kalplerine korku salacak şekilde saldırılar düzenlemek çok önemli. çünkü bu insanlar tarafından ele geçirilme ihtimalini düşünmek bile korkunç.

Devamı gelecek...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner22

banner7

banner25