banner1

TEKNOLOJİDE BÜYÜK VERİ: GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

Büyük veriyi daha iyi anlayabilmek için buraya nereden ve nasıl geldiğimizi kısaca hatırlamak gerekir. Çünkü büyük veri, içinde barındırdığı tüm belirsizliklerle birlikte, kişisel verilerinin toplanıyor olmasından dolayı kimi tüketiciler arasında kuşku ve güvensizlik hissini de beraberinde getiriyor.

TEKNOLOJİDE BÜYÜK VERİ: GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

Büyük veriyi daha iyi anlayabilmek için buraya nereden ve nasıl geldiğimizi kısaca hatırlamak gerekir. Çünkü büyük veri, içinde barındırdığı tüm belirsizliklerle birlikte, kişisel verilerinin toplanıyor olmasından dolayı kimi tüketiciler arasında kuşku ve güvensizlik hissini de beraberinde getiriyor.

10 Kasım 2016 Perşembe 15:05
TEKNOLOJİDE BÜYÜK VERİ: GETİRDİKLERİ VE GÖTÜRDÜKLERİ

Tarım toplumlarında kişiler küçük köy ve kasabalarda yaşadıklarından ve genelde nüfus az olduğundan, herkes birbirini yakından tanıyor, hatta üç kuşak öteden ne yaptığını biliyordu. O nedenle kendiliğinden işleyen bir güven ya da güvensizlik mekanizması söz konusuydu. Daha sonra beldelere göç başladı ve nüfus giderek arttı. Artık eskiden olduğu gibi köy kahvesinden olup biteni takip etmek imkânsızlaşmıştı. Ancak tarımsal hayattan ticarete geçildiği için de, ticaret yapan kişi ticari ününü, itibarını sarsacak bir şey yapmaktan çekiniyordu. Çok yakın tarihlerde dahi Türkiye ve Batı ülkelerinde büyük montajlı anlaşmaların sadece sözlü anlaşmalar olduğunu, çoğu zaman yazıya dökülmeden gerçekleştiklerini biliyoruz. Çünkü ticari itibarın sarsılması, bankadan kredi alamamaktan çok daha vahim ve işadamları için ölümcüldü. İtibarın senetle, teminat mektubuyla bir ilişkisi kurulamazdı.

ÇOK SAYIDA ‘YALNIZ’ İNSAN

Ardından şehir hayatı olanca hızıyla yaşamımıza girdi. Artık sayımız o kadar artmıştı ki, itibardan, ünden, sözden bahsetmek biraz saflık olurdu. O zaman da toplum, güven mekanizmasını işletmek ve kontrol edebilmek için gelişmiş, otomasyona dayalı sistemlere başvurdu. Aldığı krediyi ödemede güçlük yaşayan ya da çekleri karşılıksız çıkanlar hemen sistemde mimleniyor ve ticari faaliyetlerine kısıtlamalar getiriliyordu. İnsanları izlemek bilgisayarlaşan toplumda hiç de zor değildi. Neredeyse her birey toplumda bir numara ile ifade edilir hale gelmişti. Hatta bazılarına göre kara ekonominin doğmasının, vergi kaçakçılığının artmasının nedenlerinden biri, vatandaşların fişlenmeye başladıklarının bir yansımasıydı!

Yani bir anlamda yüzyıllar boyunca insanoğlu hem bir yandan başkalarına güvenmek istiyordu, hem de sistemdeki boşluklardan yararlanarak güveni sarsıcı nitelikte kaçamaklar yapmayı adeta marifet sayıyordu. İnsanoğlu güveni sarsacak yeni yollar buldukça, bir yandan da kendini koruyabilmek için yeniden güveni kilit altına alabilecek yeni sistemler geliştiriyordu. En sonunda da küresel köy kavramına ulaştığında, bir de baktı ki güveni, güvenliği sağlamanın tek yolu bilgiydi, teknolojiydi. Garip olan, insanoğlu tarım toplumu günlerinden sonra adeta tam bir daireyi tamamlamış ve belki de bir üst basamağa geçmişti. Çünkü tarım toplumundaki ‘az sayıda neredeyse iç içe yaşayan insan; küresel köyde yerini ‘çok sayıda, yalnız insana bırakmıştı. Diğer yandan, eskiden köylerde herkes herkesin tüm geçmişini sayıp dökecek kadar iyi bilirken ve bunu da tamamen sözlü kaynaklara dayalı olarak yaparken; şimdinin küresel köyünde bu ‘birbirinden tamamen kopuk yığınların yakınlığı’ sadece bilgi teknolojileri yardımıyla sağlanabiliyordu.

TEKNOLOJİ : İYİLİK DE, KÖTÜLÜK DE...

Değişmeyen nokta ise, yine insanoğlunun nüvesinde bulunan kaçamak yapma dürtüsüydü. Örneğin birkaç yıl önce bir internet şirketi İngiltere’deki genel müdürlerin isimlerini ve ev adreslerini 299 pound ’a bir CD’de satışa sundu. Ve tahmin edeceğiniz gibi yer yerinden oynadı. O nedenle, 21’inci yüzyılda bilgiye ulaşmanın kolaylığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak zaman zaman yanlış değerlendirdiğimiz ya da şeytana uyduğumuz durumlar aynen tarihte olduğu gibi bugün de mevcut. Bu kez de bilgiye erişmeyi kendimize bu kadar kolaylaştırdığımız bir ortamda, kötü emelli kişileri ya da o bilgiye ulaşmaması gereken kişileri engellemek için yine teknolojinin kapısını çalıyoruz. İşte alın web sitelerimiz örneği. Bir yandan hem potansiyel müşterilerimize hem de var olan müşterilerimize kendimiz hakkında bilgi vermek istiyoruz, bir yandan da hacker ’dan korunmak istiyoruz. Ama her ikisi için de teknolojiden yararlanıyoruz. Yani İronik bir biçimde teknoloji, hem iyiliğin hem de kötülüğün Panzehir’ i.

Tüm bu olumlu ve olumsuz gelişmeler yaşanırken, teknolojinin getirdiği şeffaflık ve bilgi paylaşımının artmasıyla hem şirketler hem de bireyler bambaşka bir kapıdan içeri adım atıyorlar. Eskiden kişiler birbirlerine güven duyabilmek için, aile bağları, insan ilişkileri, arkadaşlık, kan kardeşliği, şövalyelik, ağalık, ticari ortaklık gibi gruplamalara rağbet ederken; artık küresel köyün bu yapayalnız bireyleri firewalllarına, günlük olarak aldıkları ve farklı mekânlarda sakladıkları bilgisayar Backup kayıtlarına güveniyorlar. Ya da internette alışveriş yaparken, kilometrelerce ötede, hiç tanımadığımız, adını sanını bilmediğimiz, yabancı bir site sahibinin “tüm şahsi verileriniz gizlilik kuralları içinde, emin ellerdedir” ibaresine inanıyoruz. Çünkü artık gün teknolojiye güvenme günü. Çünkü güven duygusu bir ihtiyaç. Ama bu ihtiyacı gidermenin yolları, formu, şekli yüzyıllar boyunca epey değişmiş görünüyor.

Zaman içinde sanal dünyanın bize sunduğu olanaklar da değişim gösterdi. Artık tüketicilerin web üzerindeki davranışlarını izleyerek neler yaptıklarını, hatta deyim yerindeyse akıllarından ne geçtiğini dahi bilme imkânına ulaşmış bulunuyoruz.

KİŞİSELLEŞMİŞ İNTERNET, İŞİN ÖZÜNE AYKIRI DEĞİL Mİ?

Özellikle 4 aralık 2009’dan sonra Google’ın yaptığı algortima değişikliğiyle, artık Google’da her aradığımız sözcüğün araştırması, bizim daha önce yapmış olduğumuz aramalar ışığında yenilenerek, daha rafine ve bize daha uygun bir hale getiriliyor. Böylelikle her geçen gün bilgisayar ekranlarımız, tek taraflı bir ayna gibi, aklımızdan geçeni, ilgi alanlarımızı bize daha iyi yansıtıyor. Aynanın diğer tarafındaki algoritma uzmanları ise, aramalarımızı izleyerek bizi daha iyi keşfediyorlar. Bilgisayarlarımız, tabletlerimiz, akıllı telefonlarımız bizi o kadar iyi tanıyor hale geliyorlar ki, giderek bize daha uygun sonuçları göstermeye başlıyor.

Bu sonuç ise, internetin ortaya çıkış nedeninin bir noktada tersi bir akım olarak gelişmeye başlamış bulunuyor. Çünkü bir konuyu internette aradığımızda eskiden olası tüm başlıklar ekranımızda beliriyordu. Fakat Aralık 2009’dan bu yana siz ve ben aynı kelimeyi Google’da arasak dahi sizin ekranınızda beliren sonuçlarla benim ekranımda listenenler aynı olmuyor. İşin kötü tarafı, artık önceden okuduklarımıza benzer daha fazla bilgiye ulaşıyoruz. İnternet bize farklı opsiyonları göstermekten uzaklaşarak, bir yandan daha çok seveceğimiz sonuçları gösteriyor ama öte yandan farklı alternatifleri tamamen göz ardı etmemize neden oluyor. E.Pariser ‘The Filter Bubble’ (2011) kitabında tüm bunlara dikkat çektikten sonra, “Sanal dünyada bağlılıklar artıyor ama ne yazık ki, köprüler kurulamıyor” diyor. Çünkü herkes kendine özgü bir baloncuğun içine hapsolmuş durumda.

Büyük verinin öneminin artmasıyla birlikte, yaratıcı süreçte, medya ajanslarının rolü daha da artacak. Çünkü medya ajansları, teknolojiye tüketicinin kesiştiği noktada yer alıyor. O nedenle ellerindeki verileri tüketici lehine ne kadar çevirdiklerine paralel olarak, yaratıcı süreçte daha çok aranan birimler haline gelecekler.

Nitekim yaz 2015’te ülkemizde yemeksepeti’nin yaptığı mikrosite uygulaması buna iyi bir örnek oluşturdu.

‘FAKAT İYİ YEDİK’ ÜZERİNE

Yemeksepeti.com, müşterilerinin geçmiş verilerini kullanarak, ‘FakatİyiYedik’ mikrositesini açtı. Kullanıcı bilgilerini güncelleyerek sürekli açık kalacak mikrosite, büyük verinin kullanımına canlı bir örnek yaratıyor. Müşterilerinin o ana kadar yemeksepeti’ne en sık verdiği siparişten tutunda, kaç metre yüksekliğinde gıda tükettiğine dair, müşteriye ait ilginç ama tamamen bireyselleştirilmiş veriler yer alıyor. Yemeksepeti’nin açıklamasına göre, İPhone kullanıcıları Android Kullanıcılarına göre yüzde 60 daha fazla sipariş vermişler. Android telefon kullananları lahmacun, çiğ köfte ve döner gibi Türk mutfağını tercih ederken, İPhone sahiplerinin suşi ve salata yeğledikleri belirtilmekte (‘YemekSepeti’nden Fakat İyi Yedik Projesi; www.trendus.com, 19 Ağustos 2015)

Unutmayalım günümüzde sanal alemde gezindiğimiz yerlerde bıraktığımız izler, bugün iletişim dünyasında en büyük meta (yani üründür) ve bizden toplandıkları halde nasıl kullanılabileceklerini ve karşımıza hangi formda çıkabileceklerini (yani veri) tahmin dahi etmemiz oldukça zor.

Son Güncelleme: 10.11.2016 15:05
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner7