Neredeyse seksen milyona dayanan nüfus. Neredeyse her mahallede bir futbol takımı. Binlerce amatör lisans çıkarılmış Türk genci.

                Sonuç mu? Bence sıfıra yakın bir sonuç var. Yıllardır futbolla uzaktan yakından ilgileniriz. Peki, ülkemizde yetişip futbol anlamında dünyaya mal olmuş kaç tane futbolcumuz var. Birkaç başarısız deneme sayabiliriz. Hakan Şükür, Tuncay Şanlı, Rüştü Rençber, Cemil Turan. Ha birde Arda Turan. Barcelona’nın gözbebeği oldu son aylarda. Bunları hatırlayan herkes Arda’nın Galatasaray’da kalsa bu seviyeye gelemeyeceğini zaten bilir. Düşünebiliyor musunuz milyonlarca dolar paranın döndüğü ekonomi de bizim aramızdan çıkabilmiş futbolcular bunlar. Birde yurtdışında yaşayan Türklere bakınca onlarca futbolcu aklımıza gelebiliyor. Aramızda ki fark ne. Sonuçta yurt dışında yaşayan 15 milyon civarında Türk var ve her sene milli formayı giydirebilmek için çaba harcıyoruz. Bir tanesine milli formayı giydirebilmeyi başarı sayıyoruz.

                İstanbul’u dolduramayacak kadar nüfusa sahip insanlardan ülkemizdekinden kat be kat fazla sporcu yetişiyor. İlkokuldan itibaren beden dersi verip sadece çocukların yorulmasını sağlayan sistemde ne kadar sporcu yetişebilir. Derslerde ki amacımız sadece adı olsun diye düşünmedik mi? Liseye kadar yani on bir, on iki yıl okula eşofmanla gitmek bile zulüm gibiydi. Ama zorunluydu. Lisansı olanlarda sadece bir çevresi olsun diye o lisansı çıkarttırdı hep. Kulüpler amatör de bile gençlere yer vermezken, sporcu seçiminde bile torpil yapılırdı. En iyi koşan, top kontrol eden değil de antrenörün akrabası, komşusu seçilir kulüplerin alt yapılarına. A takım seviyesinde ise genelde maçtan önce alkol içmiş, sigara kullanan adamlar oynardı. Ama bir şekilde bu sistem yıllardır devam ediyor.

                Mutlaka bir tanıdık, tabiri caizse hamili kart yakını olanlar sporcu daha doğrusu futbolcu yapılmaya çalışıldı. Ufacık çocuklar da zaman geçirmenin, sevdikleri işi yapmaya çalışmanın çabası ile futbol topu peşinde zaman geçirirken ailelerde kafalarını dinler oldular kısa sürede olsa.

                Peki, kulüpler üzerine düşeni yaptı mı? Bence hayır. Yeteneği olan, ama sonrasını getiremeyen bir sürü çocuk deyim yerindeyse futbol sahalarına gömüldü. Çok küçük yaşta büyük beklentilere sokulan çocuklar bu yükü kaldıramadılar. Hepiniz hatırlarsınız “Küçük Messi” lakaplı Muhammet Demirci’yi. Şu an PTT 1. Liginde oynayan takımlar bile beğenmiyor. Oysa zamanında Barcelona istemişti. O zaman o kadar büyük paralar isteyen yöneticilerde kulüpleri borç batağına sürükleyip gittiler. Fenerbahçe’nin her sene alt yapıda Yeni Rıdvan diye sunduğu gençlerden Recep Niyaz. Şu an nerde oynuyor kim bilir. Galatasaray, Trabzonspor ve diğerleri. Acaba daha ne kadar parayı çarçur edecekler. Her gelen yönetici kaç tane futbolcu daha alacak ve kulübü biraz daha borç girdabına sokacak. Ya teknik direktörler. Her gelen mutlaka kadroda değişiklik yapmaya çalışırken nasıl yeni yüzleri futbol sahalarına sürebilecekler. Devamlı şampiyonluk bekleyen taraftarı nasıl mutlu edecekler.

                Aslında bir kültür meselesi sadece. Arsenal yıllardır aynı futbolu oynarken adını hatırlamadığımız kaç tane futbolcu çıkardı. Barcelona, Borussia Dortmund. Oynadıkları futbol ve sistem ortada. Ve dünyanın en önemli ligleri bunlar. Birde Brezilya. Futbol endüstrisinden milyonlarca dolar kazanıyor her sene. Ülkeye giren paranın haddi hesabı yok ama yetiştirdikleri futbolcuları 35 yaşına ancak transfer edebiliyoruz ülkemize. Ve verdiğimiz paralarda cabası. Ucuza gelmiyorlar yani.

                Tamamen düşünce meselesi. Futbolcu almadan önce yetiştirmeye çalışıyorlar ve üstüne düşüldükçe de çocuklar gelişiyor. 17 yaşındaki çocuğu A takım maçında kaleye geçirebilirken, bizim futbolcularımız      “Ben daha 20 yaşındayım. Benden neden bu kadar erken beklentiye giriyorsunuz ki? Beni iki, üç yıl sonra görün.” diyebiliyorlar. Bizde sadece A takımlara antrenör ve fizyoterapist yatırımı yapılırken yurtdışında alt yapılara daha fazlasını yapıyorlar. Sadece antrenör ve fizyoterapistle de bitmiyor aslında. Mentör dedikleri psikolojik danışmanları da görevlendiriyorlar. Ve çocuklar futbolu meslek olarak görüp daha fazla sahipleniyorlar. Bir yandan da yaptıkları işe saygı duymayı öğreniyorlar. Çünkü saygı duymayanlar o çevrede yer bulamıyor kendine. Bizde ise hafif bir ışık gördükleri çocuklara bir sürü para veriyorlar ve onlarda ilk iş olarak manken arıyorlar yanlarına.

                Ve futbol sahalarından çok gece kulüplerinde gündeme geliyorlar. Sonuç mu?

                Çok basit aslında. Ülkemizde yetiştirilen sporculara yaptıkları işin öneminden ziyade nasıl hayta bir hayat süreceklerini anlatmayı bırakmalıyız. Takıldığı barlardan, sevgililerinden ziyade yaptıkları işle anılmaya başladıkları sürece bir gelişme dönemine girilebilir. Kulüpler ise alt yapı takımlarını da as takımlar kadar sahiplenip onlara da aynı hatta daha fazla spor imkânı tanırsa, daha kaliteli hocalarla çalışma imkânı verirseler daha çok çocuk futbol hayatına etki bırakacak şekilde gelişimini sağlayabilir.

                Saha imkanları ve antrenör sistemlerini geliştirip belli bir sisteme oturtan kulüpler mutlaka dünya zirvesine yükseliyor. Mutlaka bir pay alabiliyorlar. En basitinden 1996-2000 yılları arasında Galatasaray’ın yaptıkları. Kadrosunu hem ülkenin en iyi oyuncuları, hem alt yapı hem de yurtdışından en iyilerle harmanlayınca gelen başarıyı herkes hatırlar. Ya o kadro. Gökten zembille inmedi sonuçta. Dönemin başkanı da kulübe bir felsefe yerleştirmeye çalıştı ve başarılı oldu. O kadronun neredeyse tamamını hatırladınız değil mi bir anda.

                Ama imkân verilmeyen çocuklardan nasıl bir beklentiye gireceksiniz ki?

                Kendimizi kandırmayı bırakıp, transferden ziyade alt yapıdan oyuncu çıkmasına sevinmediğimiz sürece devamlı başkalarının yaptığına imreneceğiz. O yüzden kulüplerimizi transfer ile değil de yetiştirdiği oyuncularla övelim bence.

banner48
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner37