Eski Yunan ve Roma Uygarlıklarında 10 Yiğit Kadın

Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının gelişip yayıldığı çağda kadınlar, cemiyetleri tarafından genellikle hor görülüyor, çoğu zaman kötü sözlerle anılıyorlardı. Kadınlık üzerine her zamanki düşüncelerin dışında kimi kadınlar ise, bulundukları çağın kötü şartlarına ve onlara yüklenen görevlere başkaldırarak, o çağda düşünme ve istencin dağına çıkmayı başardı.

09 Mart 2017 Perşembe 20:00
Eski Yunan ve Roma Uygarlıklarında 10 Yiğit Kadın

İşte o çağın bütün zor şartlarına rağmen, o çağdan günümüze kadar gelen, isimlerini hala duyduğumuz 10 yavuz kadın;

Sappho: Lir eşliğinde söylenen koşuğun ilk önemli şairlerinden olan Sappho, bugün ki Lesbos Adası’nın Mitilini şehrinde dünyaya geldi. Hayatı hakkında yeterli bilgiler bulunmasa da, İ.Ö. 610-580 yılları arasında yaşamını sürdürdüğü düşünülüyor. Fakat aynı çağda yaşadığı kişilerden edindiğimiz bulgularca kendisi minik, koyu tenli bir kadın olan Sappho, Andros Adası’nda yaşayan varlıklı, ticaret ile uğraşan Kerkolas ile evlenmiş ve ondan Kleis adında bir kızı olmuştur. Diğer bulgular arasında kendisinin Lesbos’ta kızlara eğitim veren bir okulda yöneticilik yaptığıdır. Bu okulda aşk tanrıçası Aphrodite inancının prensiplerini evlenme yaşına gelmiş genç kızlara anlatmıştır.


Kişiye özel şiirler yazan Sappho’nun ilham perilerinin öğrencileri olduğu, onlar için düğün şarkıları ve onu hatırlamayanlara sitemli şiirler yazdığı da biliniyor.
Sappho’nun Lesbos’ta kurduğu okulunda, öğrencileri ile olan duygulu ve fiziksel bağ çok farklı yerlere çekilmiştir. Kendisine Aphrodite’nin inancını benimsese de, onun talebelerine duyduğu sevgi bir sapıklıkmış gibi anılmıştır.Yaşamı kadar vefat edişi de gizemli olan Sappho’nun aşkına karşılık vermeyen, Phaon adında bir denizciye gönlünü kaptırdığı ve canına Leukadia kayalıklarında kıydığı söylenir.

Hypatia: Yazdıkları günümüze kadar ulaşan, M.S 370-415 yılları arasında hayatını sürdürmüş, İskenderiye Üniversitesi’nde matematik öğretmeni olan Theon’un kızı, en eski bilim insanıdır. Babası onu bilimin, sanatın ve felsefenin ışığında, en verimli bilgilerle büyütmüştür. Yıllar sonra gittiği Roma ve Atina seyahatlerinde Neo-Platonculuk akımı ile tanıştı ve İskenderiye’ye geri gittiğinde okulda matematik ve felsefe dersleri öğretmeye başladı.
Hypatia, İskenderiye’nin bilim ışığında gelişmesini sağlarken, başpiskopos Timotheus ile piskopos Cyril’in arasındaki mücadelenin de sebebiydi. Hypatia’yı dinsiz, cadı ve boş bilgiler öğreten bir kadın olarak vasıflandırarak, katledilmesi için toplumu ayağa kaldırdılar.


Hypatia’nın sonu acı doluydu. Onu saçlarından tutup kiliseye sürüklediler, giysilerini çıkartıp vücudunu parçalara böldüler, caddelerde onu herkese gösterip ateşe verdiler.

Kleopatra: Antik Çağ’ın en büyük medeniyetlerinden biri olan Mısır’ın popüler kraliçesidir. Mısır’da saltanat sürdüren Yunanlı Ptolemaioslar’ın on dördüncüsüdür. Tahta 10 yaşındaki kardeşiyle birlikteliği sayesinde çıkmıştır. Aynı dönemde İskenderiye’ye Sezar gelmişti. Sezar’ın gönlünü çalarak Roma’ya gitti. Ama M.Ö. 44’de Sezar büyük bir tuzağa düşürülerek öldü ve Kleopatra Mısır’a geri dönmek zorunda kaldı. Büyük İskender gibi onun da hayali iki büyük krallığı bir araya getirerek bütün dünyaya hükmetmekti. Kardeşi öldürülünce Kleopatra Mısır’ın kraliçesi olmuştu.


Ona gönlünü kaptıranlar arasında Roma İmparator’u olan Marcus Antonius da vardır. Birlikteliklerinden 2 kız çocuğu oldu. 39 yaşında hayata gözlerini kapayan Kleopatra’nın vefatı üzerine birçok söylenti olsa da, en çok kabul göreni kendini bir yılana sokturarak intihar etmesidir. Kimi araştırmacılar ise onun zehir içerek intihar ettiğini kabul etmektedir.

Zenobia: 240-274 yılları arasında Palmira kentinde dünyaya gözlerini açtı. Palmira İmparatorluğu’nun başında olan Kral Septimius Odaenathus’un 2. eşi oldu. Ne yazık ki bu kral da bir tuzağa düşerek öldürüldü. Bunun üzerine Zenobia imparatorluk koltuğuna oturdu. Arap soyluları içerisinde yetişkinliğe erişen Zenobia, güçlü, zeki ve güzel bir kadın olarak bilinirdi.
Koltuğa geçtikten bir süre sonra Palmira kentini büyütmeye başladı. Zenobia Palmira ordusunu yöneterek Mısır’a girdi ve orada kendini ‘Mısır Kraliçesi’ olarak tanıttı. Ardından Suriye, Filistin, Lübnan’ı büsbütün hâkimiyeti altına aldı.


274 senesine kadar hüküm sürdürdükten sonra Romalı askerlerce altın zincirlerle Roma’ya götürüldü. Harika görüntüsü ile büyü etkisi yaratan Zenobia, Roma’da senatör ile evlenerek eski taht sahibi bir kadın olarak hayatına devam etti.

Penthesilea: Yunan mitolojisinde Ares ve Otrera’nın çocukları, Amazonların kraliçesidir. Kız kardeşi olan Hippolyta’yı bir geyik avı esnasında kazayla öldürmesi yüzünden ızdırap çektiği ve bu yüzden canına kastetmek istediği bilinir. Bu arada ortaya çıkan Truya Savaşı’na isteyerek dahil olmuştur. Kız kardeşinin ölümüne sebep olduğu için ona öfkelenmiş olan Tanrıları dindirmek ve Amazon kadınlarının ne kadar yiğit kadınlar olduğunu kanıtlamak amacıyla Truya Savaşı’na katılmakta ısrarcı olmuştur. Onunla birlikte savaşa on iki savaşçısı da katılır ve Achilles’i öldürmek için ant içer.


Savaşta burun buruna gelen Achilles ve Penthesilea arasında zorlu bir kapışma ortaya çıkar. Achilles’in öleceğini düşünen bir arkadaşı aralarına girer ve Penthesilea dikkatini ona kaydırır. Achilles’in mızrağı Penthesilea’nın göğsüne saplanır ve orada can verir.

Hatşepsut: İlk kadın firavundur. Böyle anılır çünkü Hatşepsut bütün kadınsal duygularını öteleyerek bir erkeğin rolünü üstlenmişti. Ona gelene kadar firavunlar hep erkekler arasından seçilirdi. Eşi ölünce oğlu tahta geçecekti fakat henüz tahta geçecek yaşta olmadığı için kendisi koltuğa oturmuştur. 25 yıl boyunca Mısır’ı yönetirken daima barışcıl ve akılcı bir yönetimi benimsemiştir. Hatşepsut yaşadığı dönemde ‘Kadın Firavun’ fikrini sevmeyenler, bir kadın tarafından yönetilmeyi kabul etmeyenler tarafından M.Ö 1445 yılında indirildi ve yerine 3. Tutmosis geçti.


Uygarlığın başındayken birçok sanat yapıtı yaptıran Hatşepsut, portrelerinde kendisisini sakallı ve firavun giysisiyle bir erkek görünümünde çizdirmiştir.

Aspasia: M.Ö. 460-401 seneleri arasında Miletos’ta yaşamını sürdürmüş, erken yaşlardan itibaren iyi bir eğitim görmüştür. Felsefeyi sevdiğinden yirmili yaşlarında, felsefenin en verimli olduğu Atina’ya gitmiştir. Ne var ki Eski Atina’da felsefe bilimi erkeklere aittir ve kadınlar elden geldiğince bu bilimden uzak tutulur. Eski Atina kadınları maalesef köleler, fahişeler ve ev kadınları olarak gruplandırılıyordu. Hal böyleyken, Aspasia’nın evi bu bilime sevgisini gösteren kadınlar için bir buluşma yeri olmuştur. Bu evin kapıları sadece kadınlara değil kimi erkek filozoflara da açılmıştır. Sokrates, Sophokles, Anaxagaras gibi ünlü filozoflar da buraya gelmiştir. Kimi araştırmacılar Platon’un da Aspasia’dan etkilendiğini söylemektedir.


Symposion geleneği olan içki, kadınlı erkekli buluşma yeri olan Aspasia’nın evinde de içilmiştir. Bundan kaynaklanarak halk arasında Aspasia bir hayat kadını olarak görülmüş, kötü ithamlara maruz kalmıştır. Günümüzde de Aspasia böyle anılmaktadır.

Nefertiti: Adı ‘güzelden gelen’ anlamını taşımaktadır. Antik Mısır’ın hükümdarlığını yapan firavun ile aynı değeri görmüştür. Hatta bazı firavun yetkilerini kendiside verebiliyordu. O dönemin inancı olan çok tanrılı geleneği değiştirip, ismi ‘Aton dini’i olan ve sadece Güneş Tanrı’sına tapınmayla ilgili olan inancı yaymaya çalışmıştır. Halkın binlerce senelik inancını değiştirmeye çalışınca rahipler buna ‘sapkınlık’ diyerek tepkilerini ortaya koymuşlardır.


Onun dönemine ait bulgular arasında, inancı değiştirmeye çalıştığı için tanrıların onu lanetleyip erkek bir evlat vermediği vardır. Nefertiti hayatı boyunca kederliydi. Nefertiti kocasının ölümü üzerine tahta çıkmıştır.

Krotonlu Theano: Platon’un eşi ve onun öğretilerini ilk savunanlardandır. Eşi gibi kendisi de matematik, felsefe bilimleri ile uğraşmıştır. Tarihte bilinen ilk kadın filozof ve ilk Pisagorcu’dur. Reenkarnasyona inanan Theano, insanın hayatı boyunca ahlakının iyi, gönlünün de alçak olmasını savunmuştur. Eşinin vefatı üzerine Pisagor Okulu’nda genç kızlara ahlak üzerine dersler vermiştir.

Theano’nun felsefi düşünceleri eşi ile benzer düşüncelerdir. Kainatta her fert için ruh öncelikli olmalıdır.

Boudica: Iceni kabilesinin başıdır. Kocası vefat ettiğinde mirası Roma’ya vermek yerine, kendisine ve çocuklarına bıraktı. Roma hukukuna göre kadınların devlette söz söyleme hakları yoktu. Romalı Catus Decianus, Boudica’nın elinden tüm malını aldı ve Iceni kabilesini krallığına kattı. Bunların dışında Boudica zor hayat şartlarına maruz kaldı, her türlü işkenceyi gördü ve çocukları istismar edildi.


Boudica 61 yılında bir ayaklanma çıkarmaya çalışsa da başarısız oldu. Tutsak edilmek yerine canına kıydığı bilinmektedir. Seneler geçmiş olsa da Boudica, cesur ve savaşçı ruhuyla Keltlerin tarihinde önemli bir rol, örnek olmuştur.
 

Son Güncelleme: 08.03.2017 18:09
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

Perpa Tercüme