Aslında Özgürsün oyuncuları Episode’a konuştu

Aslında Özgürsün oyuncuları Episode’a konuştu

Aslında Özgürsün oyuncuları Deniz Çakır, Bade İşcil, Burak Yamantürk, Alican Yücesoy, Berk Cankat, Saygın Soysal, Ecrin Bolkar ve Ceren Taşçı ile dizi üzerine gerçekleştirilen röportajlar, Episode’un yeni sayısında yayınlandı. İşte o röportajdan bazı bölümler

Türkiye’nin ilk ve tek dizi kültürü dergisi Episode, yeni sayısında GAİN orijinal dizisi Aslında Özgürsün’ü kapağına taşıdı. Aslında Özgürsün, gazeteci-yazar Duygu Asena’nın 2001’de okurlarla buluşan aynı adlı romanından uyarlandı. Deniz Çakır ve Bade İşcil’in başrollerini üstlendiği dizinin oyuncu kadrosunda, Burak Yamantürk, Alican Yücesoy, Berk Cankat, Saygın Soysal, Ecrin Bolkar ve Ceren Taşçı yer alıyor.

Duygu Asena, 1980'lerden itibaren medyada yaptığı yayınlarla Türkiye'de kadın hakları hareketinin öncüsü oldu, yazıları ve kitaplarında değindiği temalar nedeniyle feminist yazar olarak tanındı. Evlilik, eşitsizlik, cinsellik ve kadına yönelik şiddet hakkında yazdı, birçok Türk kadınının hayatını etkileyen 8 kitap yayımladı. Aslında Özgürsün de bunlardan biri.

Aslında Özgürsün oyuncuları Deniz Çakır, Bade İşcil, Burak Yamantürk, Alican Yücesoy, Berk Cankat, Saygın Soysal, Ecrin Bolkar ve Ceren Taşçı ile dizi üzerine gerçekleştirilen röportajlar, Episode’un yeni sayısında yayınlandı. İşte o röportajdan bazı bölümler

DENİZ ÇAKIR

Duygu Asena'yla nasıl bir ilişkiniz var? Daha önce kitaplarını okumuş muydunuz? Bir Duygu Asena projesinde yer almak ne ifade ediyor sizin için?

Beni ilkgençlik yıllarımda yakalayan bir yazar Duygu Asena. Zaten varoluşsal meselem içinde sisteme başkaldırı ve hak arayışı hep vardı, hep var. Ama Duygu hayatla bu bağı kurmamda çok etkili, özel bir kadın. Hiç yüz yüze gelmeden hayatıma dokunan bir el. Onun başkaldırısı ve o "ne münasebet" tavrı çok kıymetli geliyor bana, gözlerim doluyor. Çünkü biliyorum; bu savaşı korkaklar değil göze alanlar kazanacak. Adaletsizliğe başkaldıranlar...

Duygu Asena'nın romanı Aslında Özgürsün, 20 sene önce okurlarla buluştu ve aslında geçerliliğini koruyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Çünkü hâlâ toplumsal cinsiyet eşitliğinden söz edemiyoruz, çünkü hâlâ kahraman erkeğin zavallı prensesi kurtardığı masallarla büyütüyor analar evlatlarını. Çünkü hâlâ “kızlar pembe erkekler mavi giyer”e inananlar var. Çünkü hâlâ “yuva yıkan kadın” diye bir tanımlama varken “yuva yıkan erkek” diye bir kavram yok. Çünkü bulunduğum topraklarda kadınlar kocaları, eski erkek arkadaşları, babaları yani yakınlarındaki erkekler tarafından katlediliyor. Çünkü bulunduğum topraklarda bu katliamcı caniler mahkemede kravat takıp iyi hal indirimi alıyorlar. Çünkü bulunduğum topraklarda medya korkunç bir cinsiyetçi bir dille bulduğu her fırsatta kadını itibarsızlaştırıyor. Daha sayayım mı? Bir sürü çünkü var.

Kendinizi karakterle özdeşleştirdiğiniz yönleriniz var mı? Siz de aslında Berna jenerasyonundan başarılı bir kadınsınız. Yaşadığınız sosyal ve geleneksel baskıları göz önüne aldığınızda karaktere hangi alanlarda uzak ya da yakın hissediyorsunuz? Karakterinizin ikilemlerini siz de kendi hayatınızda tecrübe ettiniz mi? Bunlarla nasıl başa çıktınız?

Berna ile benzer özelliklerimiz var. Hayata bakış açılarımız ve mücadele yöntemlerimiz de benziyor. Ben de sonuna kadar mücadele edip boyun eğmeyenlerdenim, özellikle adaletsizlik ve haksızlık karşısında… Ama ikili ilişkilerde bir şeyin olmayacağını anladığımda boş verip arkama bakmamayı tercih ederim. Hiç kimse ve hiçbir şey hayatın merkezine konulacak kadar mühim değil. Mühim olan hayat.

Aslında özgürsün ne demek sizce? Nasıl bir ortamda, nasıl şartlarda tam olarak özgür olabiliriz?

Aslında özgürsün demek içinde şunu barındırıyor bence: “Özgür olmadığını sansan da." Başında "aslında" olan cümleler beni çok sızlatıyor. Hep bir kendini açıklama derdi barındırıyor. "Aslında öyle değil... " Bu, kendi hayatımda çok içselleştirdiğim bir şeydi ama artık ben de daha az kullanıyorum aslında kelimesini. Çünkü tersiyle beraber düşündürüyor her şeyi ve bana çok büyük bir sızı veriyor. Özgürlük, ruhunun ve bedeninin tam olarak mutlu olması bence. Bilmem, ana göre de değişir... Mutluluk bence özgürlük, mutlu olmak ama bir bütün olarak mutlu olmak..

Kadınların hak mücadelesiyle ilgili sert bir dönemden geçiyoruz. Dizide de güçlü bir kadın dayanışması izliyoruz aslında. Böyle bir projede yer almak size neler hissettiriyor?

Kadınların hak mücadelesinin altının çizildiği bir işte yer almak çok güzel ama yetmez. Bu ülkede kadınlar 8 Mart’ı bile özgürce kutlayamıyor. Tartışma programlarında kafayı kadınların ne giydiğine takmış bir sürü kendini bilmezle kuşatıldık. Biz kadınlar gücümüzün farkına varmalıyız. Az kaldı. Bir kadın devri geliyor, inanıyorum. Bu kirli düzeni kadınların örgütlenmiş istikrarlı duruşu değiştirecek.

Bir aldatılma hikâyesine de şahit oluyoruz. Ve aslında Berna, Sinan'a başkasına ilgi duyduğu noktada kendisine dürüst olmadığı için kızıyor. Aldatmak nedir sizce? Bir ilişkide hangi noktada en affedilemeyecek suç haline geliyor?

Aldatmak içinde en başta “yalan” barındıran bir eylem. Ve insan değer verdiği birine yalan söyleyemez. Demek ki ortada bir değer kaybı var ve değersiz olduğu yerde de durmamalı insan… İnsanlar hata yapabilir, anlık zaaflarına da yenik düşebilir. Bu anlaşılabilir, affedilebilir de belki… Ama istikrarlı bir şekilde partnerine ihanet eden (yalan söyleyen) biri karşısındaki insanı aptal yerine koyuyor bence.. Onun hayatından çalıyor… Bu bile isteye yapılan bir kötülük, bencillik… Affı yok bende.

BADE İŞCİL

Aslında Özgürsün kadrosuna nasıl dahil oldunuz? GAİN'in merakla beklenen projelerinden biriydi. İlk okuduğunuzda sizi çeken neydi? Bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Kadınların yaşamında durum duygu ilişkisini yansıtan bir proje olması ilgimi çekti. Belgin gibi evliliğinde sadece aile bireylerinin konforunu sağlamaya çalışırken kendini unutan birçok kadın var diye düşündüm. Belgin karakterindeki birini anlamak için Belgin’i oynamayı istedim.

Duygu Asena'yla nasıl bir ilişkiniz var? Romanlarına aşina mıydınız? Bir Duygu Asena projesinde yer almak ne ifade ediyor sizin için?

Kadınlara destek vermeye çalışan, değerli bir isimmiş. Ben açıkça söylemek gerekirse ismini duymuştum ama daha önce kitaplarını okumamıştım. Bu proje sayesinde bilgim oldu hatta tanıdığım birçok insanın da sevdiği biri olduğunu öğrendim. Böylesine değer bulmuş bir yazarın eserinden senaryolaştırılmış bir projede yer aldığım için şanslı hissediyorum.

40'lı yaşlarına doğru ilerleyen Belgin'in yavaş yavaş potansiyelinin farkına varmasına da şahit oluyoruz dizide. Sizce bir kadın, kendini keşfetme yolunda nasıl dönemeçlerden geçiyor?

Kadın-erkek ayırmadan şöyle bir yorum yapabilirim; hayata geldiğimiz gün itibarıyla bütün canlılar çevresinin etkisinde kalır ve yaşadığı çevreye uyum sağlayarak büyür. Anne babası Türkçe iletişim kurarak büyüyen bir çocuk ilk kelimesini Türkçe söyler ama bu demek değildir ki o çocuk ömrü boyunca sadece bir dili konuşacak... İnsanın karşısına hayatını yeniden şekillendirmek, kendini geliştirmek için imkanlar çıkar. İsteyen kendine verildiği kadarıyla kalır, isteyen kendi için arayışa çıkar.

Kendinizi karakterinizle özdeşleştirdiğiniz yönleriniz var mı? Karaktere hangi alanlarda uzak ya da yakın hissediyorsunuz? Karakterinizin ikilemlerini siz de kendi hayatınızda tecrübe ettiniz mi? Belgin'in yaşadığı sosyal ve geleneksel baskıları yaşadınız mı, bunlarla nasıl mücadele ettiniz?

Canlandırdığım karakterin sıkıştığı yanları gibi bir kadın olarak benim sorumluluğum diye, yani geleneksel olarak “kadın dediğin bunu böyle yapar”a takılmış biri olduğum zamanlar olmuştur; olmaya da devam ediyor olabilir. Belki buna genetik kod da diyebiliriz. Aslında hep kendimce mücadele içindeymişim geçmiş yıllarıma bakınca; bunu sonradan fark ettim.

Dizide iki yakın arkadaşın ilişkisini de izliyoruz. Berna ve Belgin uzun zamandır yakın dostlar, her zaman birbirlerine destek oluyorlar. Farklı hayatlar yaşıyor ancak benzer problemlerle mücadele ediyorlar. Berna ve Belgin ilişkisinden bahsedebilir misiniz biraz?

Küçük yaşta başlamış ve güven üzerine kurulmuş bir ilişkileri var. Dizide “kaybolan kedimi bulacağım, bana güven” diyen küçük Berna ve sonrasında yine doğum sancıları yaşarken “sana bir şey olmasına izin vermem, bana güven” diyen bir Berna görüyoruz Belgin'in yanında. Hayatlarıyla ilgili her şeyi paylaştıkları, birbirlerinden farklı düşünseler de kopmayan iki arkadaş görüyoruz. Bulunması belki de çok zor bir ilişki çeşidi Belgin ve Berna'nın arkadaşlığı.

Kadınların hak mücadelesiyle ilgili sert bir dönemden geçiyoruz. Dizide de güçlü bir kadın dayanışması izliyoruz aslında. Böyle bir projede yer almak size neler hissettiriyor?

Kadınların güçsüz ve pasif konumlandırılması çok üzücü, kadınlarımızın böyle olduklarına inandırılmış olmaları çok daha üzücü. Bugün tarihe bakıldığında eğer Kurtuluş Savaşı’nda, milli mücadelede yer almış nice kahraman kadınları sayabiliyorsak - günümüzde en aciz kalınan alanın savaş alanı olduğu hala aşikar- bir durup kadının gücünü yeniden değerlendirmek gerekir. Projemizin konusu tabii ki savaş kahramanları kadınlar değil ama günlük hayatta kadınların nelerle mücadele ettiklerini, bir araya gelip acılarını hafifletebildikleri gibi neşeyi de birlikte yaşayabildiklerini-paylaşabildiklerini gözlemleyebildiğimiz bir dizi Aslında Özgürsün. Özellikle Berna ve Belgin cenazede bile birbirini güldürmeyi ve acılarını hafifletmeyi bilen birbirini çok iyi tanıyan iki kadın.

Dizide, iki çocuk annesi bir kadını canlandırıyorsunuz. Ailesine bağlı biri aslında ancak ilişkisinde yaşadığı problemler de var. Belgin ve Erkan ilişkisinden bahsedebilir misiniz biraz?

Belgin ile Erkan okul zamanında başlayan ilişkilerini erken yaşta evlenerek devam ettirmişler. İlk yıllarındaki ilgisi azalan, eskiden yaşadıkları romantizmi zaman içinde 'saçmalık' diye hatırlayan bir Erkan'a dönüşmüş Belgin'in eşi. Belgin hâlâ eşiyle romantik vakit geçirmek için çaba sarf ediyorken Erkan onun bu çabasını bile fark etmeyecek kadar işine, yaptığı yatırımlara, kazancına yönelmiş biri. Haliyle bu da iletişim kurmalarını engelleyen bir döngüye dönüşünce Belgin kendi içinde mutsuz ama sorumluluklarının farkında bir evlilik hayatı yaşıyor. Aslında mutsuz olduğunu hisseden bir kadının hikâyesini izliyoruz. Başka bir erkekle tanışmasını ve Ömer'le flörte giden ilişkilerine de şahit oluyoruz. Bunun ilerleyen bölümlerde ne gibi yansımaları olacak, göreceğiz.

Yaşadığı ilişkide birbirini kaybetmek ya da kendinden ödün vermek ne ifade ediyor Belgin için? Aldatmak nedir onun için? Bir ilişkide hangi noktada en affedilemeyecek suç haline geliyor?

Belgin mutsuz olduğu evliliğindeki mutlu günlerine dönmek için çabalarken eşi bunu fark etmiyor. Üstüne üstlük hem suçlu hem güçlü bir pozisyon sergiliyor Belgin'e göre.

Röportaj: Fulya Turhan
Fotoğraf: Jiyan Kızılboğa

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.